16 Nisan 2012 Pazartesi

Kur'an ve Sünnette İmam Ali (a.s) sevgisi


EMİREL MÜMİN'İN HZ. ALİ (AS)'IN DOĞDUĞU YER
KABE'NİN İÇİ
EMİREL MÜMİN'İN HZ. ALİ (AS)'IN VURULDUĞU YER
KUFE MESCİDİ



Kur'an ve Sünnette İmam Ali (a.s) sevgisi

Kur'an-ı Kerim'de bütün peygamberlerin "Yaptığımıza karşılık insanlardan hiçbir şey beklemiyoruz, bize Allah'ın rızası yeter." buyurduğu söylenmekte, Resulullah'a (s.a.a) ise özel olarak Hak Teala hazretleri şu direktifi vermektedir:
"De ki: Sizden, yakın akrabalarımı sevip saymanızdan başka hiçbir karşılık ve mükafat beklemiyorum." Şûra/23

Burada son derece ilginç bir nokta vardır. Diğer peygamberler hiçbir karşılığı istemediği halde Allah Teala neden Resulullah'ın(s.a.a) insanlardan "Yakın akrabamı sevip sayın." gibi bir talepte bulunmasını emretmiştir?
Bu sorunun cevabını yine Kur'an veriyor:
"De ki: Sizden mükafat ve karşılık olarak istediğim şey de aslında yine sizin içindir, yararı yine sizedir, benim Allah rızasından
başka isteğim yoktur." Sebe/47

Ayette açıkça "Karşılık olarak istediğim şey aslında bana değil, size yarayacak bir şeydir." buyrulmaktadır. Söylenmek istenen
şey şudur: Benim Ehl-i beytime besleyeceğiniz sevgi, sizi kemal ve tekamüle götürecek bir bağdır. Çünkü Peygamberin
Ehl-i beyti her nevi pislik, kötülük ve olumsuzluktan arınmış, tertemiz kılınmışlardır.
Hiç şüphesiz onları sevmek, insanoğluna, Hakka itaat ve faziletli olma gibi kazanımlar getirecektir; böylesine temiz ve günahtan arınmış bir Ehl-i beytin sevgisi elbette ki etki gösterecek ve bireyin kemal bulmasını sağlayacaktır.

Ebu Naim, Resulullah'ın (s.a.a) ensara şöyle buyurduğunu yazar: "Size; benden sonra sapmamanız için kime sarılmanızı
söyleyeyim mi?" (Ensar evet deyince şöyle buyurdular:) "Ali'ye sarılın! Bana gösterdiğiniz sevgi ve saygıyı ona da gösterin,
Rabb'im, Cebrail vasıtasıyla bunu sizlere böylece duyurmamı emretti!"

>> İslamda 'İ M A M E T' inancı <<

Hadislerle İmam Ali'nin (as) faziletleri

PEYGAMBER'İN ZÜRRİYETİ HZ. ALİ'NİN SULBÜNDENDİR

1. Cabir bin Abdullah el-Ansari'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Allah, her peygamberin zürriyetini kendi sulbünden kıldı, benim zürriyetimi ise Ali'nin sulbünden kıldı "

(el-Zehebi'nin "Mizan'ül İtidal" Kısım 3, s.398 / Tabarani'nin "Mucem el-Kebir" c.3, s.43 / Tarih-i Bağdat  c.1, s.316 / Sevaik'ul Muhrika s.124 /
Fayd'ul Kadir c.2, s.223)

HZ. ALİ İLK İMAN EDEN ŞAHISTIR

2. Resulullah (s.a.a.) Ayşe'ye hitaben şöyle buyurdu:" Bu Ali, bana iman edenlerin ilkidir."
(İbn'ül Esir'in "Üsd'ül Gabe" c.7, s.259)

3. Hz. Ali şöyle buyurdu:

"Resulullah'a peygamberlik Pazartesi günü verildi, ben ise Salı günü İslam’a iman ettim." 
  (el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.40)

4. Hz. Ali şöyle buyurdu:

"En büyük Sıddık benim, Ebu Bekir iman etmeden ben iman ettim. O İslam’ı kabul etmeden ben kabul ettim."   

(İbn-i Ebil Hadit Şerh-i Nehcü’l-Belaga c.3 s.251 / İbn-i Kuteybe el-Mearif s.73 / İbn-i Asakir “Tarih-i Dimeşk” c.1, s.53 / el-Muttaki el-Hindi “Kenzu’l-
Ummal” c.6 s. 405, Taberi Zehairu’l-Ukba s.58 ve Riyazu’n-Nazire c.2 s.155 / Ensabu’l-Eşraf c.2, s.146 ez-Zehebi Mizanu’l-İtidal c.1 s.417 Hadis no:3484)

HZ. ALİ EN BÜYÜK SIDDIK VE EN YÜCE FARUKTUR

5.  Selman el-Farisi, Ebu Zer ve Hüzeyfe'den naklen, Resulullah (s.a.a.) Hz.Ali'yi elinden tutarak şöyle buyurdu :

"Bu, bana ilk iman eden ve Kıyamet gününde benimle ilk görüşecek olandır. Kendisi en büyük sıddık ve bu
ümmetin farukudur, bu, dinin üstadıdır, mal ise zalimlerin üstadıdır" 

(Tabarani'nin "Mucem el-Kebir" c.6, s.269 / el-Müttaki'nin "Kenz' ul Ummal" c.6, s.156 /el-Heysemi'nin "Mecma üz-Zevaid" c.9, s. 102 / İbn-i Udey'in
"el-Kamil fi Düefa ir-Rical"c.4, s.229 / el-Künci'nin "Kifayet üt-Talip"s.187 / el-Akili'nin "Düefa'il Kebir" c.2, s.47 / el-Beyhaki'nin "Sünen el-Kübra")

6. Hz. Ali şöyle buyurdu :  "Ben, Allah’ın kulu ve Resulünün kardeşiyim. En büyük Sıddık benim, bunu benden
sonra kim söylerse yalancıdır, ben insanlardan yedi yıl önce namaz kıldım."
  

(Sünen İbn-i Mace c.1, s.57 / el-Hasais en-Nisai s.3 / Menakıb-ı Ahmet bin  Hanbel No:17 / el-Hakim Nişaburi'nin "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.112 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.1, s.61 / İbn-i Ebil Hadit'in "Şerh-u Nehc'ül Belağa" c.3, s.257 /Tarih-i Tabari c.2, s.56 / İbn-i Kesir'in "el-Kamil fit-Tarih" c.2, s.22 /  Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.60 ve "Riyad'ul Nadara" c.2, s.155 / el-Hamvini eş-Şafii'nin "Feraid es-Simtayn c.1, s.248)

7. Ebu Zer el-Gaffari dedi ki : Resulullah'ın şöyle buyurduğunu kendim duydum :

"Ey Ali, en büyük Sıddık ve hak ile batılı birbirinden ayıran Faruk sensin, sen dinin üstadı ve Emirisin"

(Muhibeddin el-Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.56)

HZ. ALİ RESULULLAH'IN KARDEŞİDİR

8. Resulullah, ashabı arasında kardeşlik kurduğunda Hz.Ali  gözü yaşlı olarak gelir ve der ki :
"Ey Resulullah, ashabın arasında kardeşlik ilan ettin, beni kimseyle kardeş yapmadın"
Resulullah bunun üzerine şöyle buyurdu : "Ey Ali, sen dünyada ve ahirette kardeşimsin"

Sahih-i Tirmizi c.2, s.299 / Müstedrek es-Sahihayn c.3, s.14 / Kifayet'üt Talip s.194 / Menakıb-ı Meğazeli s.37)     

HZ. ALİ RESULULLAH'IN DOST VE YARDIMCISIDIR

9. Resulullah (s.a.a.) Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyurdu:

"Ey Ali, sen dünyada ve ahirette dost ve yardımcımsın"

(Sahih-i Müslim c.2, s.24-Hz.Ali'nin faziletleri babında / el-Ha-kim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s. 109 /
Tabari'nin "Riyad'ul Nadara" c.2, s.203 / Tirmizi"Kenz'ul Ummal" c.6, s.152'den tahric etti. / İbn-i Hacer'in
"Sevaik'ül Muhrika" s. 107 / Talhis el-Müs-tedrek s.26 / Müsned el-Bezzar / Müsned-i Ahmet bin Hanbel)

HZ. ALİ MÜMİNLERİN VELİ'SİDİR

10. İmran bin Husayn'dan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali benden, ben de Ali'denim, kendisi tüm müminlerin Veli'sidir"

(el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.2, s.607 / el-Münavi' nin "Künüz el-Hakaik" c.1, s.71 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin
Yena-bi'ül Mevedde" s.179 / Şerh'ül Ercüzat s.293 /  İs'af er-Rağıbin s. 177,178 / El-Zehebi'nin "Talhis el-Müstedrek")

11. Resulullah (s.a.a.) Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyurdu :

"Ey Ali, sen müminlerin Veli'sisin"

(Sünen-i Tirmizi c.6, s.267 / Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.4, s.468) 

HZ. ALİ RESULULLAH'IN SAHİBİ VE ARKADAŞIDIR

12. Resulullah (s.a.a.) Hz. Ali'ye hitaben şöyle buyurdu :

"Ey Ali, sen kardeşim, sahibim ve cennette arkadaşımsın"

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.1, s.122 / el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.12, s.268 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.6, s.402 ve Muntahab'ul Kenz" )

13. İbn-i  Abbas'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ey Ali, sen bendensin, ben de sendenim, sen kardeşim ve arkadaşımsın."

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.1, s.109)

HZ. ALİ RESULULLAH'IN SIRRININ SAHİBİDİR

14. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Sırrımın sahibi Ali bin Ebi Talip'tir"

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.311 / el-Münavi'nin "Kü-nüz el-Hakaik" c.1, s.155 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.180)

RESULULLAH (S.A.A.)’IN HZ. ALİ HAKKINDAKİ TAVSİYELERİ

15. Resulullah (s.a.a.), Ansar halkına hitaben şöyle buyurdu:

"Ey Ansar, ona tutunduğunuz müddetçe benden sonra asla sapmayacağınız bir şeyi sizlere tavsiye edeyim mi?
" Dediler ki : " Evet ey Resulullah " Bunun üzerine Resulullah (s.a.a.) onlara hitaben şöyle buyurdu :

"Bu, Ali'dir, beni sevdiğiniz gibi onu seviniz ve bana ikramda bulunduğunuz gibi ona ikramda bulununuz.
Size söylediklerimi Cebrail vasıtasıyla Allah bana emretti."

(İbn-i Ebil Hadit'in "Şerh-u Nehc'ül Belağa" c.9, s.170 / Ebu Naim'in "Hilyet'ül Evliya" c.1, s.63 / el-Heysemi'nin Mecma'üz Zevaid" c.9, s.132 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s.210 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.313 /el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.15, s.126 / "Riyad'ul Nadara" c.2, s.233 / el-Hamvini'nin "Feraid es-Simtayn" c.1, s.197 / İbn-i  Ebi Talha'nın "Metalib üs-Süül" c.1, s.610)

16. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Her kim benim gibi yaşamayı, benim gibi ölmeyi ve Allah’ın bana vadettiği ebedi cennette olmayı isterse Hz.Ali'nin
velayetini kabul etsin, çünkü Ali, sizleri hidayetten çıkarmaz ve sapıklığa sürüklemez "

(el-Hakim Nişaburi'nin "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.139, Ha-dis no : 4642 / Ebu Naim'in "Hilyet'ül Evliya" c.4, s.350 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.11, s.611 Hadis no: 32959 ve "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.32 / Tabarani'nin "Mucem el-Kebir" c.5, s.194 Hadis no:5067 / el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.108 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.98 / el-Hamvi-ni'nin "Feraid es-Simtayn" c.1, s.55)

17. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Bana iman edip beni doğrulayana Ali bin Ebi Talip'in velayetini tavsiye ederim. Kim onu veli edinirse beni veli edinmiş olur, beni veli edinen de Allah’ı veli edinmiş olur, onu seven beni sevmiştir, beni seven de Allah’ı sevmiştir, onu buğzeden beni buğzetmiştir, beni buğzeden de Allah’ı buğzetmiştir"

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.93 / Menakıb-ı Meğazeli s.230 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.32 / el-Hamvini'nin "Feraid es-Simtayn" c.1, s.291 / el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c. 9, s.108)

18. Ashabın büyüklerinden Selman-ı Farisi'ye Hz.Ali ve Hz. Fatıma'yı sordular,  kendisi dedi ki :
Resulullah (s.a.a.)'ın şöyle buyurduğunu kendim duydum :

"Sizlere Ali bin Ebi Talip'i tavsiye ederim, kendisi sizin önderinizdir ki onu seviniz, sizin büyüğünüzdür ki ona tabi olunuz, sizin bilgininizdir ki ona ikramda bulununuz, kendisi sizleri cennete götürendir ki ona saygılı olunuz, Ali, sizleri davet ederse icabet ediniz, sizlere emir verirse ona uyun, beni sevdiğiniz gibi onu seviniz, bana ikramda bulunduğunuz gibi ona ikramda bulununuz. Ben sizlere Ali hakkında ancak Allah’ın bana emretmiş olduğunu söyledim. "

(Menakıb-ı Hüvarezmi s.226)

19. Hz.Ali 'nin ashabından  Zeyd bin Suhan, Cemel Savaşında vurulup düştüğünde onun yanına Hz.Ali  gelip onu över.
Bunun üzerine Zeyd başını kaldırıp şöyle dedi :

"Sen benim önderimsin. Allah’ın rahmeti üzerine olsun, Allah’a yemin olsun ki  seni her zaman Allah’ın yolunda bilgili
ve onun ayetlerinden haberdar biliriz. Ben senin safında düşmanlarına karşı cehaletimden dolayı savaşmadım.
Ben Hüzeyfe el-Yemani'den duydum, o da Resulullah’tan  şöyle  buyurduğunu nakletti :

"Ali iyi insanların emiri ve kötü insanları öldürendir, her kim Ali'ye yardım ederse kendisi yardım görecektir  ve her kim
onu hor görürse kendisi de horlanacaktır. Hak Ali'yle beraberdir, bundan dolayı her  zaman onunla beraber olun "

(Menakıb-ı Hüvarezmi s. 111)

PEYGAMBERLER'İN SIFATLARI HZ. ALİ'DEDİR

20. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Her kim Adem'e ve ilmine, Şis'e ve hilmine, İdris'e ve re’fetine, Nuh'a ve davetine, İbrahim'e ve cömertliğine, Musa'ya ve
selabetine, Davud'a ve hilafetine, İsa'ya ve ibadetine, Zekeriya'ya ve şahadetine, Yahya'ya ve ismetine bakmayı istiyorsa
Ali'ye baksın. Çünkü Ali bir ayna gibi onları aksettirmiştir."

(Ahmet Bican'ın "Envar'ül Aşıkin" c.1, s.458-459)

21. Abdullah bin Abbas'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Her kim hilminden dolayı İbrahim'e, hikmetinden dolayı Nuh'a ve cemalinden dolayı Yusuf'a bakmayı istiyorsa Ali bin
Ebi Talip'e baksın"

(Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.94 ve "Riyad'ul Nadara" c.2,s.218)

HZ. ALİ'Yİ ZİKRETMEK İBADETTİR

22. Sehl bin Sa'd ve  Ayşe'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu:

"Ali'yi zikretmek ibadettir "

(İbn-i Kesir'in "el-Bidaye ven-Nihaye" c.7, s.357 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.12, s.201 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.408 / el-Suyuti'nin "Cami us-Sağir" c.1, s.583 / el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" c.1, s.134 / Muntahab'ul Kenz c.5, s.30 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.180,231, 237,262 / el-Münavi'nin "Fayd'ül Kadir" c.3, s.565 /Kenz'ul İrfan s.27 /  el-Hamadani'nin "Meveddet'ül Kurba" c.7, s.311 / Şeyh Yusuf el-Nebehani'nin "Feth'ül Kebir" c.2, s.120 /Menakıb-ı Meğazeli s.206 / Menakıb-ı Hüvarezmi s.261 / el-Künci eş-Şafii' nin "Kifayet üt-Talip" / ed-Ed-Deylemi'nin "Firdevs'il Ahbar")

HZ. ALİ'NİN YÜZÜNE BAKMAK İBADETTİR

23. Cabir bin Abdullah el-Ansari, Ayşe, İmran bin Husayn, Muaz bin  Cebel ve Abdullah bin Mesut'tan naklen,
Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali'nin yüzüne bakmak ibadettir"

(el-Hakim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.142 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.394 / el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.2, s.51 / el-Zehebi'nin "Mizan'ül İtidal" c.3, s.483 / Ebu Naim'in "Hilyet'ül Evliya" c.2, s.182 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab' ul Kenz" c.5, s.30 ve "Kenz'ul Ummal" c.11, s.601 /İbn-i Kesir'in "el-Bidaye ven-Nihaye" c.7, s.357 / İbn-i Hacer'in "Sevaik'ül Muhrika" s.175 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s. 34 / Tabari'nin "Riyad'ul Nadara" c.2, s.219 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 90 /  Suyuti'nin "Tarih'ül Hulefa" s.66) 

HZ. ALİ HITTA (MAĞFİRET) KAPISIDIR

24. İbn-i  Abbas'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali bin Ebi Talip mağfiret kapısıdır, her kim içinden geçerse mümin, her kim dışında kalırsa kâfirdir."

(el-Suyuti'nin "Cami us-Sağir" c.2, s.56 /  el-Müttaki el-Hindi' nin "Kenz'ul Ummal" c.6, s.153 ve "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.20  / el-Nebehani'nin "Feth'ül Kebir" c.2, s.242 / İbn-i Hacer'in "Seva-ik'ül Muhrika" s.75 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Meved-de" s.247,284 / el-Bedhaşi'nin "Miftah'ün Neca fi Menakıb al Aba" / Esn'el Metalip s.37 / ed-Derakutni'nin "el-Afrad" / ed-Deylemi'nin "Firdevs'il Ahbar" )

HZ. ALİ'YE SÖVEN ALLAH'A SÖVMÜŞTÜR

25. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali'ye dil uzatan bana dil uzatmıştır."

(el-Hasais en-Nisai s.24 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.184 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.30 / el-Suyuti'nin "Tarih'el
Hulefa" s.73 / el-Nebehani'nin "Feth'ül Kebir" c.3, s.196 / Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.66 / Menakıb-ı Hüva-rezmi s.82 / Mişkat'ül Mesabih c.3, s.235)

26. İbn-i  Abbas'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali'ye dil uzatan bana dil uzatmış, bana dil uzatan da Allah’a dil uzatmıştır, Allah’a dil uzatan kişiyi, Allah burnu üzere ateşe atacaktır"

(İbn-i  Sabbağ el-Maliki'nin "Füsul'ül Mühimme" s.111 / Tabari' nin "Zehair'ul Ukba" s.66 ve "Riyad'ul Nadara" c.2, s.219 /
Menakıb-ı Hüvarezmi s.81-82 / Menakıb-ı Meğazeli s.83)

27. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu : 

"Ali'ye dil uzatmayın, zira Ali, Allah’ın rızasına sürülmüştür"

(Ebu Naim el-Asbahani'nin "Hilyet'ül Evliya" c.1, s.68 / el-Mütta-ki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.12, fasıl.2, Hadis no: 1257 /
el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" c.2, s.258 / el-Kunduzi el-Ha-nefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 181)

HZ. ALİ VE KURAN BİRBİRİNDEN AYRILMAZ

28. Resulullah'ın hanımı Ümmü Seleme'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali Kur'an’ladır, Kur'an da Ali'yledir, ikisi havuz başına varana dek birbirinden ayrılmazlar"

(el-Hakim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.124 / Tabarani'nin "Mucem el-Sağir" c.1, s.55 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Ta-lip" s.399 / İbn-i Hacer'in "Sevaik'ül Muhrika" s.76 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.6, s.153 / el-Münavi'nin "Fayd'ül Kadir" c.4, s.358 / eş-Şeblenci'nin "Nur'ül Absar" s.73 / el-Suyu-ti'nin "Tarih'ül Hulefa" s.173 / el-Suyuti'nin "Cami us-Sağir" c.2, s.66 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.185 / İs'af er-Rağıbin s.147)

29. Hz. Fatma'dan naklen, Resulullah'ın vefat ettiği hastalığı esnasında yanında bulunanlara şöyle buyurdu :

"Ey insanlar kısa bir süre içinde ruhumu teslim eder, aranızdan ayrılırım, mazeretiniz olmasın diye size bir daha hatırlatıyorum: Aranızda iki halife bırakıyorum. Biri Rabbimin kitabı, öbürü de Ehlibeytimdir." Daha sonra Ali'yi elinden tutarak şöyle buyurdu :

"Ali Kur'an'ladır, Kur'an da Ali'yledir, ikisi Kevser havuzunun başına varana dek birbirinden asla ayrılmazlar"

(İbn-i Hacer el-Heytemi'nin "Sevaik'ül Muhrika" s.124 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.40)

HZ. ALİ VE HAK BİRBİRİNDEN AYRILMAZ

30. Ümmü Seleme'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali hakladır, hak da Ali'yledir, ikisi Kıyamet gününde havuz başına varana dek birbirinden asla ayrılmazlar"

(el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.14, s.321 / İbn-i Kuteybe'nin "el-İmametü ves-Siyasetü" c.1, s.73 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Di-maşk" c.3, s.119 Hadis no: 1162 / el-Hamvini eş-Şafii'nin "Feraid es-Simtayn" c.1, s.177 / el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.134 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.30 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 55 / ed-Dulabi'nin "el-Künye vel-Esma" c.2, s.89 / Rabi'ül Ebrar c.1,s.828 / Tabara-ni'nin "Tabarani'nin "Mucem es-Sağir" ve "Mucem el-Avsat" / es-Sem'ani'nin "Fedail'üs Sahabe" )

31. Hz. Ali'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Allah  Ali'yi rahmet et ve hangi tarafa yönelirse yönelsin hakkı beraberinde kıl"

(Sahih-i Tirmizi c.5, s.633 / el-Hakim'in "Müstedrek es-Sahi-hayn" c.3, s.124 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.5, s.62 /
Menakıb-ı Hüvarezmi s.104 / el-Beyhaki'nin "el-Mehasin vel-Müsavi" s.41)

HZ. ALİ İLİM KENTİNİN KAPISIDIR

32. Hz. Ali, Cabir bin Abdullah el-Ansari ve Mücahit'ten naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu : 

"Ben ilmin kentiyim, Ali de kapısıdır, her kim ilim isterse kapıya gelsin"

(el-Hakim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.126 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.11, s.600 / el-Münavi'nin "Fayd'ül Kadir" c.3, s.46 /  İbn-i Hacer'in "Lisan'ül Mizan" c.1, s.191 / el-Suyuti'nin "Cami us-Sağir" c.1, s.108 / el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.4, s.348 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.459 / İbn-i Hacer'in "Sevaik'ül Muhrika" s.120 / İbn-i Kesir'in "el-Bida-ye ven-Nihaye" c.7, s.358 / Menakıb-ı Hüvarezmi s.40 / el-Mes' udi'nin "Müruc el-Zeheb" c.2, s.437 / İbn'ül Esir'in "Üsd'ül Gabe" c.4, s.100)

33. Hz.Ali'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu : 

"Ben ilmin kentiyim, Ali de kapısıdır, evlere ancak kapılarından geçilir"

(Menakıb-ı Meğazeli s.82 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talib" s.220)

34. Ali bin Musa el-Rida'dan, babası ve dedelerinden, Hz.Ali 'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu:

"Ey Ali, ben ilmin kentiyim, sen de kapısısın, her kim kente, kapıdan değil de başka bir yerden geçtiğini söylerse yalancıdır"

(Menakıb-ı Meğazeli s.85 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.72)

SORUN BENDEN BENİ YİTİRMEDEN

35. Hz. Ali şöyle buyurdu :

"Bana sorunuz, vallahi Kıyamete kadar ne hakkında sorarsanız size haber veririm. Bana Allah’ın kitabından sorunuz,
her ayetin gece mi, gündüz mü, dağlıkta mı, düzlükte mi indiğini bilirim"

(Tabari'nin "Cami'ül Beyan" c.1, s.114 / el-Suyuti'nin "Tarih'ül Hulefa" s.214 / Feth'ül Bari c.8, s.485 / Miftah'üs Seadet c.1, s. 400 / el-Atkan c.2, s.319)

36. Hz. Ali şöyle buyurdu :

"Sorun benden beni yitirmeden, Şüphesiz ben gökyollarını yeryüzü yollarından daha iyi tanırım"

(İbn-i  Ebi Talha'nın "Metalib'üs Süül" s.26 / el-Kunduzi el-Hane-fi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.66 / Tefsir'ül Fatiha s.52 el-Ezher bas.)

37. Hz. Ali şöyle buyurdu :

"Gayb sırlarından bana sorunuz, mürsel peygamberlerin tüm ilimlerine varisim ben"

(el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.69)

38. Hz. Ali şöyle buyurdu :

"İsteseydim yalnız Fatiha'nın tefsirinde yetmiş deve yükü kitap yazardım"

(İmam Gazzali'nin "İhya-u Ulumiddin" c.1, s.803 / el-Kunduzi 'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.64,407,524/ Tefsir'ül Fatiha s.57 / 
Kemaleddin el-Halebi eş-Şafii'nin "ed-Darr'ül Manzum")

39. Hz.Ali şöyle buyurdu :

"Bil ki tüm semavi kitapların esrarı Kur'an'da toplanmıştır, Kur'an'ın tüm esrarı Fatiha'dadır, Fatiha'nın tüm esrarı Besmelededir, Besmelenin tüm esrarı 'B' harfindedir, 'B' harfinin tüm esrarı da onun altındaki noktadadır." Daha sonra şöyle buyurdu :
" 'B' harfinin altındaki nokta benim. "

(El-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.69 / Kemaled-din el-Halebi eş-Şafii'nin "ed-Darr'ül Manzum")

HZ. ALİ'NİN SEVGİSİ HAKKINDA

40. Hz.Ali'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ey Ali, seni ancak mümin sever ve ancak sana münafık buğzeder"

(Sünen-i Nisai c.8, s.117 / Müsned-i Ahmet bin Hanbel c.1, s.95 / Ebu Naim el-Asbahani'nin "Hilyet'ül Evliya" c.4, s.185 / el-Müttaki
el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.2, s.598 ve Muntahab'ul Kenz" c.5, s.30 / İbn'ül Cevzi'nin Tezkiret'ül Huffaz c.1, s.10)

41. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali'yi sevmek iman, onu buğzetmek nifaktır"

(Sahih-i Müslim c.1, s.61 / Sünen-i Tirmizi c.8, s.306 / Sünen-i Nisai c.6, s.117 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.55)

42. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Mümin sahifesinin (amel defterinin) unvanı Ali'ye olan sevgisidir"

(el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.30 "Kenz'ul Ummal" c.11, s.601 / el-Suyuti'nin "Cami us-Sağir" c.2, s.45 /
el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.4, s.410 / İbn-i  İbn-i  Hacer'in "Lisan'ül Mizan" c.4, s.471 / Nezhet'ül Mecalis c.2, s.208)

43. Ümmü Seleme'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali'yi seven beni sevmiş olur, beni seven de Allah’ı sevmiş olur, Ali'ye buğzeden bana buğzetmiş olur,
bana buğzeden de Allah’a buğzetmiş olur"

(eş-Şeblenci'nin "Nur'ül Absar" s.72 / Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s. 65 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.12,
Hadis no : 1264 / İbn'ül Cevzi'nin "Tezkiret'ül Havas" s.28)

44.Bir adam Selman-ı Farisi'ye sordu ki : "Ali'yi neden aşırı derecede seversin?" Selman dedi ki :
"Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurduğunu duydum :

“Her kim Ali'yi severse beni sevmiş olur ve kim Ali'yi buğzederse bana buğzetmiş olur "

(el-Hakim Nişaburi'nin "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.130 / Menakıb-ı Hüvarezmi s.30 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.6, s.157-158 /
el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" s.188 / el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.132 / Tabari'nin "Riyad'ul Nadara" c.2, s.2, s.166 )

45. Abdullah bin Abbas'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali'ye olan sevgi günahları, ateşin odunu yediği gibi yer"

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.103 Hadis no: 610 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s. 184 / el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.4, s.194 / Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.91-92 ve "Riyad'ul Nadara" c.2, s.215 / Nezhet'ül Mecalis c.2, s.207 / el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" c.1, s.17 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.11, s.621 ve "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.34 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 180,236,251)

46.Abdullah bin Abbas ve Ömer bin Hattab'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu : 

"İnsanlar, Ali bin Ebi Tâlib'in sevgisi üzerine toplansaydılar, Allah  Cehennemi yaratmazdı"

(Hatiplerin Hatibi Hüvarezmi'nin "Maktel-i Hüseyin" c.2, s.38 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 91,125,237,251 / Muhammed bin Salih et-Tirmizi'nin "el-Kevkeb ed-Dürri" s.122 / el-Askeri'nin "Makam Emir'ül Müminin İnd'ül Hulefa" s.45 / Menakıb-ı Hüvarezmi s.28 / ed-Deylemi'nin "Firdevs'il Ahbar")

47. Abdullah bin Abbas'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ey Ali, seni sevip doğrulayana ne mutlu ve seni yalanlayıp sana buğzedenin vay haline"

(el-Hakim'in "Müstedrek es-Sahihayn" c.3, s.145 Hadis no: 4657 / İbn'ül Esir'in "Üsd'ül Gabe" c.4, s.101 Hadis no : 3783 / İbn-i  Sabbağ
el-Maliki'nin "Füsul el-Mühimme" s.127)

ALLAH, ALİ'NİN GAZABINA GAZAP GÖSTERİR

48. Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ey Ali, Allah  senin rızana rıza, gazabına da gazap gösterir"

(el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" c.1, s.61 / el-Kunduzi el-Hane-fi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 179)

49. Resulullah (s.a.a.) bir gün Ebu Bekir, Osman ve İmam Ali ile beraber otururken şöyle buyurdu :

"Ey Ebu Bekir, bu gördüğün Ali, benim gökte ve yeryüzünde vezirimdir, senden razı olduğu halde Allah’a kavuşmak
istiyorsan Ali'nin senden razı olmasına bak, zira Ali'nin rızası Allah’ın rızasıdır, Ali'nin gazabı da Allah’ın gazabıdır"

(el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 251)

HZ. ALİ İNSANLARIN EN HAYIRLISIDIR

50. Cabir bin Abdullah el-Ansari'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali insanların en hayırlısıdır, bundan şüphe eden kafir olur"

(el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.11, s.625, Hadis no : 33045 / el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" s.92 /
el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.180,247 / el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.7, s.421)

51. Cabir bin Abdullah el-Ansari ve Hüzeyfe'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali insanların en hayırlısıdır, her kim bunu kabul etmezse kafir olur"

(Hanbeli mezhebinin imamı Ahmet bin Hanbel’ in “el-Fadail” s.46, Hadis No: 72 /el-Hamvini eş-Şafii'nin "Feraid es-Simtayn" c.1, s.154 Hadis No: 116 / el-Askalani'nin "Tehzib et-Tehzib" c.9, s.419 / ed-Deylemi'nin "Firdevs" c.3, s.62 / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.445 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.6, s.159, c.12, s.221 Hadis No: 1286 ve "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.35/ el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.3, s.192 , c.7, s.421 / el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" c.2, s.16 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s.119 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.180,246  / el-Suyuti'nin "Leali" c.1, s.170 / el-Tabari’nin “Riyad’ul Nadara” c.2, s.220, “Zehair’ul Ukba” s.96, “Beşaret’ ül Mustafa” s.246 ve “Tefsir-i Tabari” c.30, s.171 / eş-Şeblenci’ nin “Nur’ul Absar” s.70, 101 / Abdullah eş-Şafii “el-Menakib” s.30 / Fahrettin Razi’ nin “Nihayet’il Ukul” s.114 / “Ramuz’ ül Ahadis” s.442 / el-Kaşifi el-Hanefi et-Termezi’ nin “el-Menakib el-Murtadaviyye” s.106 /el-Askalani’ nin “Lisan’ ul Mizan” c.3, s.166)

52. Hz.Ali ve Abdullah bin Mesud'tan naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Her kim Ali insanların en hayırlısıdır demezse kafir olur"

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.2, s.444 Hadis no : 954 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s.119 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.35 ve "Kenz'ul Ummal" c.11, s.625 Hadis no : 33046 / el-Bağdadi'nin "Tarih-i Bağdat" c.3, s.194 Hadis no : 1234 / el-Askalani'nin "Tehzip et-Tehzip" c.9, s.419 Hadis no : 687)

HZ. ALİ RESULULLAH'IN HAK HALİFESİDİR

53. Resulullah (s.a.a.) amcalarına hitaben şöyle buyurdu :

"Ali benim kardeşim, vasim ve içinizde halifemdir, onu dinleyin ve ona itaat edin"

(Müsned Ahmet bin Hanbel c.1, s.159 / el-Askalani'nin "el-İsabe fi Temyiz es-Sahabe" c.1, cz.2, s.217 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.42 ve "Kenz'ul Ummal" c.13, s.131 / El-Suyuti'nin "Cami'ül Ahadis"c.16, s.251 / Tefsir'ül Hazen c.3, s.371 / İbn-i  Esir'in "el-Kamil fit-Tarih" c.1, s.487 / Tarih'üt Tabari  c.2, s.63 / İbn-i Kesir'in "el-Bidayetü ven-Nihaye" c.3, s.352 / İbn-i Ebil Hadit'in "Şerh-u Nehc'ül Belağa" c.13, s.211 / Siret'ül  Halebi c.1, s.311 / el-Haskani'nin "Şevahid'üt Tenzil" c.1, s.371)

54.Selman-ı Farisi'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ben ve Ali, Adem yaratılmadan bin yıl önce, Allah’ın huzurunda onu tesbih ve takdis eden bir nur idik.
Allah  Adem'i yarattıktan sonra o nuru Adem'in sulbüne verdi, böylece bir sulpte gelerek Abdülmüttalip'te
ikiye ayrıldı; bende peygamberlik, Ali'de ise halifelik (nuru yerleşti) "

(el-Askalani'nin "Lisan'ül Mizan" c.2, s.229 / İbn-i Cevzi'nin "Tezkiret'ül Havas" s.52 / el-Zehebi'nin "Mizan'ül İtidal" c.1, s.235 Hadis no : 1904 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s. 315 / Menakıb-ı Meğazeli s.88 / İbn-i Ebil Hadit'in "Şerh-u Nehc'ül Belağa" c.2, s.450 / ed-Deylemi'nin "Firdevs'il Ahbar" / İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" / Fedail-i Ahmet bin Hanbel)

55. Abdullah bin Abbas dedi ki : Fitneler olacaktır, bu durumu yaşarsanız sizlere iki haslete tutunmanızı tavsiye ederim.
Biri Kuran-ı Kerim, diğeri de Ali bin Ebi Talip'tir. Çünkü Resulullah (s.a.a.)'ın  şöyle buyurduğunu kendim duydum :
"Ali bana ilk iman eden ve Kıyamet gününde benimle ilk tokalaşacak olandır, kendisi bu ümmetin farukudur,
hak ile batılı ayırt edendir, O müminlerin önderidir, mal ise zalimlerin önderidir. Ali benden sonra halifemdir "

(Şam'ın Muhaddisi İbn-i Asakir eş-Şafii'nin "Tarih-i Dimaşk" c.1,s.78)

56.Resulullah (s.a.a.) Hz.Ali'ye hitaben şöyle buyurdu :

"Ey Ali, sen kardeşim, vezirim,  vasim, varisim ve benden sonra halifemsin"

(Ehl-i Sünnetin iki hafızı tahric etti : Hafız İbn-i Ebil Hatim ve Hafız el-Beğavi / İbn-i  Teymiyye'nin "Minhac'üs Sünnet" c.4, s.80 / Siret'ül Halebi c.1, s.304)

57.Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ali, kardeşim, vezirim, Ehl-i Beytimin içinde halifemdir, Ali terk ettiklerimin en hayırlısıdır"

(el-Askalani'nin "el-İsabe fi Temyiz es-Sahabe" c.1, cz.1, s.217)

HZ. ALİ RESULULLAH'IN VASİSİ VE VARİSİDİR

58.Ümmü Seleme'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu:

"Allah her peygambere bir Vasi tayin etti, Ali de soyumda, Ehli Beytimde ve ümmetimde benden sonra vasimdir"

(el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s. 79)

59. Selman-ı Farisi, Ebu Büreyda ve babasından naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Her Peygamberin bir vasisi ve varisi olur, benim vasim ve varisim de Ali'dir"

(İbn-i Asakir'in "Tarih-i Dimaşk" c.3, s.5 Hadis no : 1021 / Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.71 ve "Riyad'ul Nadara" c.2, s.178 / el-Zehebi'nin "Mizan'ül İtidal" c.2, s.273 / el-Münavi'nin "Künüz el-Hakaik" c.2, s.69 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s. 131 / İbn'ül Cevzi'nin "Tezkiret'ül Huffaz" s.49 / es-Seyyid Muhammed Salih et-Tirmizi'nin "el-Kevkeb ed-Dürri" s.105 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Kenz'ul Ummal" c.6, s.156 ve  "Muntahab' ul Kenz" c.5, s.32 /  el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.113 / Tehzib et-Tehzip c.3, s.106 / el-Haskani'nin "Şevahid et-Tenzil" c.1, s.77 / Muhammed Mahmud el-Rafii'nin "Şerh'ül Haşimiyat" s.29 /  Menakıb-ı Hüvarezmi s.42 / Menakıb-ı Meğazeli s.200-201 Hadis no :238 / el-Kunduzi "Yenabi'ül Mevedde" s.79,180,207,232,248 / İbn'ül Esir'in "Üsd'ül Gabe" c.1, s.175 /ed-Deylemi'nin "Firdevs' il Ahbar" / Hafız Ebul Kasım el-Beğa-vi'nin "Mucem es-Sahabe" )

60. İmam Cafer es-Sadık, babası ve dedelerinden naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Ey Ali, ben peygamberlerin sonuncusu olmasaydım, sen peygamberliğime ortak olurdun.
Sen peygamber değilsin, ama peygamberin vasisi ve varisisin. Sen vasilerin üstadı ve takva sahiplerinin imamısın"

(el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.80)

61.Selman-ı Farisi, Resulullah (s.a.a.)'a senin vasin kimdir, diye sordu. Resulullah (s.a.a.) ona şöyle buyurdu :

"Ey Selman, kardeşim Musa'nın vasisi kimdi? Selman dedi ki: Yuşa bin Nun idi. O zaman Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Vasim, varisim, borcumu ödeyen ve vadettiklerimi yerine getiren Ali'dir"

(Tabari'nin "Zehair'ul Ukba" s.71 ve "Riyad'ul Nadara" c.3, s.138 / Menkıb-ı Ahmet bin Hanbel c.1, Hadis no: 172 / el-Müttaki el-Hindi'nin "Muntahab'ul Kenz" c.5, s.32 ve "Kenz'ul Ummal"c.6, s.156 /Tehzib et-Tehzip c.3, s.106 / el-Künci eş-Şafii'nin "Kifayet üt-Talip" s.293 / el-Heysemi'nin "Mecma'üz Zevaid" c.9, s.113 / el-Haskani'nin "Şevahid et-Tenzil" c.1, s.77 / İbn-i  Teymiyye'nin "Minhac'üs Sünnet" c.3, s.6 / el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.231)

62. Hz.Ali'den naklen, Resulullah (s.a.a.) şöyle buyurdu :

"Allah’u Teala her peygambere bir Vasi kıldı: Şis'i Adem'in vasisi kıldı, Yuşa'yı Musa'nın vasisi kıldı,
Şem'un'u İsa'nın vasisi kıldı, benim vasim de Ali'dir. Benim vasim, vasilerin en hayırlısıdır"

(Es-Seyyid Muhammed Salih et-Tirmizi'nin "el-Kevkeb ed-Dürri" s.118 / Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi'nin "Yenabi'ül Mevedde" s.248)

HZ. ALİ (AS)’NİN KENDİ YANDAŞLARINI ANLATAN SÖZLERİ


HZ. ALİ  (AS)’NİN KENDİ YANDAŞLARINI ANLATAN SÖZLERİ

1- İmam Ali (as) bir cemaatın önünden geçerken, cemaat ayağa kalkıp acele ederek ona doğru geldiler. Hz. Ali: «Bana gelen cemaat kimlerdir?» diye sorunca: «Senin şiandanız ey Müminlerin Emiri!» dediler. Hz. Ali onlara: «Hoş geldiniz» dedikten sonra buyurdular ki: «Ey yanıma gelen kimseler! Bana ne oluyor ki şiamın alametini ve bizi seven dostumuzun süsünü sizde göremiyorum» diye sordu. Utandıklarından dolayı sustular. Hz. Ali ile beraber olanlar, ona « Sizinle Ehl-i Beyt’i şereflendiren ve sizi insanlar arasından methetmekle tahsis edip size bu nimeti veren zatın aşkına şianızın vasıflarını bize bildiriniz» Hz. Ali buyurdular ki:


“Şiamız, Allahu Teala’yı sıfatıyla bihakkın tanıyan, Allah’ın emirleriyle amel edenlerdir. Fazilet ehlidirler. Doğru konuşurlar. Yiyecekleri azık, giydikleri iktisatlıdır. Tevazu ile yolda yürürler. Allaha olan taatlarının çokluğundan cisimleri zayıflamış, yaptıkları ibadetle ona boyun eğmişlerdir. Allahın haram kıldığı şeyden gözlerini kapatmış, Allahı iyice tanımak için bütün hislerini seferber etmişlerdir. Dünyadan pervaları yoktur. Esenlik zamanlarında nefsani arzuları ne ise bela ve meşakkat anında da aynıdır. Allahın kazasına razıdırlar. Allahın onlara tahdid eylediği ecel müddeti olmasaydı, bir an evvel Allaha ve nail olacakları sevaba kavuşmaları iştiyakından ve can yakıcı azaptan korktuklarından dolayı, gözün çılıp kapatıldığı zaman kadarınca bile ruhları bedenlerinde sabit kalmayacaktı. Bu kainatın yaratıcısı onların nazarında yücelmiş, başkası gözlerinin önünde küçülmüştür. Cennet bahsinde onlar, sanki cenneti gözüyle görüp koltuklarının üzerine yaslanmış gibidirler. Cehennem bahsinde ise sanki cehennem ateşini gözleriyle görüp onda azaplandırılan kimseler gibidirler. Dünyanın birkaç gününün eziyetine sabır edip öldükten sonra onlara hemen uzun bir esenlik gelir. Dünya onları arzuladı, onlar dünyayı istemediler. Dünya onları talep eyledi fakat onlar, dünyayı emelinden aciz bıraktılar. Geceleyin namazda dururlarken, ayaklarını yan yana getirip Kuran-ı Kerim’in cüzlerini güzelce yavaş yavaş okurlar. Kuran’daki misallerden öğüt alırlar, gösterdiği ilaçla maddi ve manevi hastalıklarını tedavi edip şifa dilerler. Arka arkaya secdeye kapanıp alınlarını, ayaklarını ve dizlerini, ayak uçlarını yere koyar, Allaha yalvarmaktan gözyaşları yanaklarına akar, durumlarını ıslah eden yüce Allah’a sena ederler. Onları azaptan azadetmesi için, yüksek sesle Allah’a dua ederler. Geceki vasıfları böyle olup, gündüzleri ise onlar, hikmet sahibi, iyilik eden, alim ve takva ehilleridir. Onları yaratan Allahın korkusu, onları zayıflatmıştır. Onlar, çakmak taşı gibi ışığı içlerinde taşırlar. Onları hasta veya akılları oynamış zannedersin. Ama hakikatte öyle değillerdir. Belki Rabbi’nin azametinden ve saltanatının güçlülüğünden içlerin öyle bir şey karışmıştır ki, kalpleri hayrette kalmış, akılları her şeyden fariğ olmuştur. Bu durumlarından ayıldıklarında, hemen temiz ameller işlemekle Allaha doğru acele ederler. Allaha az ibadet etmeye razı olmaz, ona yaptıkları fazla ibadeti çok görmezler. Nefislerini töhmet altına alır, işledikleri amellerinin kabul olup olmayacağından korkarlar. Onları dininde kuvvetli, huyunda ihtiyatlı, imanında hakikatlı, ilim için hevesli, fıkıh ilminde zeki, ilmiyle beraber halim, niyet ve idaresinde azimli, zenginliğinde iktisatlı, fakirliğinde süslü, şafkatinde sabırlı, Allaha eylediği ibadetinde huşulu, kuvvetli ananda merhametli, doğru yolda malını sarfetmek için arzulu, kazançlarında suhuletli, helali kazanmakta istekli, hidayette neşeli, insani şehvete karşı ismetli görürsün. Tanımadığı bir kimse, onu aldatamaz. Yaptığı amelinin hesabını terk etmez. Allaha yapılan amel hususunda kendini kusurlu ve geç kalmış sayar. İşlediği salih amelinin kabulünden emin olmaz. İşi Allahın zikri olrak sabahlayıp, himmeti Allaha şükür olduğu halde akşamlar. Bir uyuklama kadarınca bile, Allahtan gafil kalmasından korkarak yatar. Allahın faziletine, rahmetine ve kavuştuğu nimetine neşeli olarak sabahlar. Kalbinin meyli, baki kalan şeyde olup fani olacak şeyin zevk ve sefasını terk eder. Kendinde gerçekten ilim ile ameli ve ilim ile hilmi birleştirmiştir. Neşesi devamlı olup tembellik ondan uzaktır. Uzun emel peşinde olmayıp arzusu yakın, hatası azdır. Ecelini bekler. Kalbi Allaha aşıktır. Rabbine şakirdir. Nefsini az bir şeyle ikna eder. Dinini korur. Öfkesini yutar. Komşusuna eziyet etmez. İşinde zorluk çıkarmaz. Onda böbürlenme yoktur. Sabır sahibidir. Allahı çok zikreder. İşlediği hayır işinde hiç riyakarlık yapmaz. İyi olan bir şeyi yapmayı terk etmez. İşte bu vasıflarda olan insanlar, bizim şiamız (yandaşlarımız), dostumuzdurlar. Onlar bizden ve beraberimizde olanlardır. Ayılın! İşte onlar herkesçe sevilir ve herkes onlara heveslenir”

Hz. Ali bunları buyurduktan sonra, onlar beraberindekilerden bazısı ve âbid olan Hammam bin Ubbad bin Heysem, onun söylediği bu sözlerden vecde gelip bağırarak baygın halde yere düştü. Onu kıpırdattıklarında vefat ettiğini gördüler. Hemen Emir’ül Müminin  ile beraberindekiler, onu yıkayıp cenaze namazını kıldılar.

(İbn-i Hacer “es-Sevaik’ul Muhrika” S.154-155 ve “el-İsabe” C.4, S.113 / Süleyman el-Kunduzi el-Hanefi “Yenabi’ül Mevedde” S.416-417)


2- Müminlerin Emiri Hz. Ali aleyhisselam şöyle buyurdu:
“Resulullah (saa) ve ben zürriyetimiz ile Kevser Havuzu’nun başı ucunda olacağız. Kim bizimle beraber olmak istiyorsa, bizim buyruklarımıza tutunsun ve bizim amelimiz ile hareket etsin. Bizim Ehl-i Beyt’in şefaati vardır ki, hepiniz benimle Kevser Havuzu’nun başı ucunda bizimle beraber olmaya gayret ediniz. Bizler, Kevser Havuzu’ndan düşmanlarımızı kovacak ve dostlarımızı da ondan içireceğiz.  Kim o havuzdan bir kere içerse bir daha asla su içmeye ihtiyaç duymayacaktır. Havuzlarımızın içinde cennetin iki suyu vardır: Biri tesnimden, öbürü de tatlı akan sudandır. Havuzun etrafındaki çakılar da yakuttandır. Biz Ehl-i Beyt’in zikri hastalığa, vesveseye, rahatsızlığa, illete ve korkuya karşı şifadır. Bizi sevmek, Rabbinizin rızasını kazanmanız demektir. Bizim emrimizi dinleyen ve yolumuzdan gelen, bizimle beraber Arş’ın gölgeliğinde beraber olacaktır. Bizim emrimizi yürütebilmek için kanını akıtanlar, Allah’ın yolunda kanını akıtanlar gibidir. Kim bize yardımcı olmaktan çekinirse, Kıyamet Günü’nde burun üstü Allah tarafından cehenneme sürüklenecektir. Bizler o kapıyız ki, Kıyamet Günü’nde herkes hangi yoldan gideceğini şaşırdığında ona varılacak olan yeriz. Bizler, selamet ve kurtuluş kapısıyız ki, o İslam’ın kapısıdır. Kim ondan içeri geçerse kurtulur ve kim ondan vaz geçerse helak olur. Şanı yüce olan Allah bizimle başlattı ve bizimle de bitirecektir. Allah, istediği günahları ve amelleri bizimle bağışlar ve bizimle de sabit kılar. Yağmurlar, ancak bizimle yeryüzüne iner ki, bu sizleri gurura almasın. Sizler, Kıyamet koptuğunda düşmanlarımıza karşı sabretttiğinizden dolayı, hak edeceğiniz makamı bilseydiniz, gözleriniz sevinçten yaşarırdı. Beni kaybettikten sonra öyle dayanılmaz haksızlıklar, zulümler ve Allah’ın emrettiğine karşı asilikler göreceksiniz ki, her an ölmeyi tercih edeceksiniz. O zamanı yaşadığınızda sakın parçalanmayınız ve sımsıkı Allah’ın ipine sarılınız. Sizlere sabır, namaz ve takiyyeye sarılmanızı vasiyet ediyorum. İyi biliniz ki, şanı yüce olan Allah, zayıf ve korkak olan kullarını sevmez., böylece hakkın tarafını ve hak ehlinin velayeti olan velayetimizi terk etmeyiniz. Nitekim her kim bizleri başkalarına değişirse helak olur ve her kim bizi takip ederse, şüphesiz olarak varacağımız yere varır. Bizim emrimizi takip edenler şüppesiz olarak hakka varır ve bizim yolumuzun dışındakilerini takip edenler batıp yok olacaklardır. Bizi sevenlere, fevc fevc Allah’ın rahmeti ve esenliği vardır ve bizi buğz edenlere de fevc fevc Allah’ın gazabı ve azabı vardır. Bizim yolumuz haktır ve bizim emrimizde de rüşd vardır. Cennet ehli, şiamızın varacakları makamlara, gökte parlayan yıldıza bakıldığı gibi bakacaklardır. Bizlere uyanlar asla delalete varmazlar ve bizi terk edenler de asla hidayete varmazlar. Bize karşı çıkanlara yardımcı olanlar ve bize teslimiyet gösterenlere de yardımcı olmayanlar asla kurtulamayacaklardır. Bizleri, sakın kalıcı olmayan geçici dünya hayatı ve mülkü için terk etmeyiniz. Nitekim bizleri bunun için terk edenler, buna da sahip olamayacaklardır. Bizleri dünyaya karşı terk ettiklerinden dolayı da, dünyadan ayrılmaları onlara o kadar zor ve azim gelecektir. Bunu şanı yüce olan Allah şöyle buyurdu: ‘Kişi (o günde), Allah’ın tarafına yapmış olduğum kusurdan dolayı yazıklar olsun bana, gerçekten ben alaya alanlardanım’(Zümer 56). İman edenlerin meşalesi, bizim hakkımızı bilmesidir. Körlüğün ve karanlığın en şiddetlisi odur ki, kişi bizim faziletimizi görmez ve hakkımıza karşı nedensiz mücadele etmesidir. Bizim yaptığımız sadece kişiyi hakka davet etmektir. Başkalarımız ise kişiyi ancak fitneye davet etmektedirler. İşte bu durum, davetimizi terk edenler için fitneye girmeleri demektir. Bizim hak bayrağımız vardır ki, onun gölgesine gelen kurtulur. Oraya tez gelmek isteyenler de ilimleri ile kurtulmuşlardır. Sizler (ey aleviler), dünyayı imar edenlersiniz. Allah, sizlerin yapacağınızı görebilmesi için, sizi dünyada halef olarak bırakmıştır. Allah’ın sizden görmek istediği için ancak yarışın. Sizlere en büyük hüccet yüklenmiştir, onu takip ediniz: ‘Ve yarışarak koşun Rabbinizin yargılamasına ve cennetteki genişliği, göğün ve yeryüzünün genişliği gibidir, hazırlamıştır. Allah’a ve peygamberlerine inananlara: Bu, Allah’ın lütfudur, ihsanıdır, dilediğine verir onu ve Allah pek büyük bir lütuf ve ihsan sahibidir’(Hadid 21). İyi biliniz ki, sizler bu makama ancak takva ile sahip olabilirsiniz. Eğer, Allah’ın emirlerini onlardan almanızı emrettiği kişilerden (Ehl-i Beyt’ten) değil de başkalarından alırsanız, o sizlere her zaman beraber olacak olan şeytanı musallat eder. Nasıl görmez misiniz ki, dininiz mübtela edilir, sizler ise dünyanın gafleti içindesiniz. Zikri yüce olan Allah buyurdu ki: ‘Ve zulmedenlere meyletmeyin, sonra ateşle azaba uğrarsınız ve Allah’tan başka bir dostunuz yoktur, sonra yardım da göremezsiniz’(Hud 113).

(el-Meclisi “Bihâr’ül Envâr” C.65, S.61-62; Tefsir-i Fırat bin İbrahim el-Kûfi S.367-368, Hadis No: 499, H.1410, 1. Bas.; eş-Şeyh el-Mahmûdi “Nehc’üs Saade Fi Müstedrek Nehc’ül Belağa” C.3, S.421-426, Hadis No: 112, 1. Baskı, H.1397 Beyrut Bas.; es-Seyyid Murtada el-Abtahi “eş-Şia Fi Ahadis el-Ferikayn” S.267-270, Hadis No: 376; Enis Emir “Kuran’da Ehl-i Beyt” S.243-244)


1- عن الإمام علي (كرم الله وجهه) ومن جملته: انه مر على جمع فأسرعوا إليه قياما فقال: من القوم أنتم ؟ قالوا: من شيعتك يا أمير المؤمنين. فقال لهم خيرا، ثم قال لهم: يا هؤلاء مالي لا أرى فيكم سمة شيعتنا، وحلية أحبائنا ؟ فأمسكوا عن الجواب حياء فقال من معه: نسألك بالذي أكرمكم أهل البيت، وخصكم وحباكم، أنبئنا صفة شيعتكم. قال: شيعتنا هم العارفون بالله، العاملون بأمر الله، هم أهل الفضائل، الناطقون بالصواب، مأكولهم القوت، وملبوسهم الاقتصاد، ومشيهم التواضع، خشعوا لله بطاعته، وخضعوا إليه بعبادته، مضوا غامضين أبصارهم عما حرم الله عليهم، رامقين اسماعهم على العلم بربهم، رضوا عن الله بالقضاء، فلولا الآجال التي كتب الله عليهم لما استقرت أرواحهم في أجسادهم طرفة عين شوقا الى لقاء الله تعالى والثواب وخوفا من أليم العقاب، عظم الخالق في أنفسهم وصغر ما دونه في أعينهم، فهم والجنة كمن رآها، فهم على أرائكها متكئون وهم والنار كمن رآها فهم فيها معذبون، صبروا أياما قليلة فأعقبتهم راحة طويلة، أرادتهم الدنيا فلم يريدوها، وطلبتهم الدنيا فامتنعوا عنها. أما الليل فصافون أقدامهم، تالون لاجزاء القرآن ترتيلا، يعظون أنفسهم بأمثاله، ويستشفون بلاءهم بدوائه تارة، وتارة يفترشون جباههم وأكفهم وركبهم وأطراف أقدامهم على الارض، تجري دموعهم عل خدودهم، يمجدون جبارا عظيما، يلتجئون إليه في فكاك رقابهم، هذا ليلهم. وأما النهار، فعلماء حكماء، بررة أتقياء، بادروا الى الله تعالى بالاعمال الزاكية، لا يرضون عنها هم بالقليل، ولا يستكثرونها بالجزيل، فهم لأنفسهم متهمون، ومن أعمالهم مشفقون، ويرى لأحدهم قوة في دين، وحزما في لين، وإيمانا في يقين، وحرصا على علم، وفهما في فقه، وعلما في حلم، وكيسا في قصد، وقصدا في غناء، وتحملا في فاقة، وصبرا في مشقة، وخشوعا في عبادة، ورحمة لجمهور، وعطاء في حق، ورفقا في كسب، وطلبا في حلال، ونشاطا في هدى، واعتصاما في شهوة وعمله الذكر، وهمه الشكر، يبيت حذرا من سنة الغفلة، ويصبح فرحا بما أصاب من الفضل والرحمة، ورغبته فيما يبقى، وزهادته فيما يفنى، قد قرن العلم بالعمل، والعلم بالحلم، دائما نشاطه، بعيدا كسله، قريبا أمله، قليل زلله، متوقع قلبه، شاكرا ربه، مانعا نفسه، محرزا دينه، كاظما غيظه، آمنا منه جاره، سهلا أمره، معدوما كبره، بينا صبره، كثيرا ذكره، لا يعمل شيئا من الخير رياء ولا يتركه حياء، أولئك شيعتنا وأحبتنا، ومنا ومعنا، آها شوقا إليهم.
فصاح بعض من معه، وهو همام بن عباد بن خيشم، وكان من المتعبدين صيحة فوقع مغشيا عليه، فحركوه فإذا هو فارق الدنيا، فغسل وصلى عليه أمير المؤمنين ومن معه.

(ابن حجر في الصواعق المحرقة ص 154 – 155 /  وفي الإصابة ج  4 ص 113 ترجمة 676 حرف الطاء القسم الاول. /الشيخ سليمان بن ابراهيم القندوزي الحنفي في ينابيع المودة لذوي القربى ج 3 ص 225-227 ط دار الاسوة ،   و ص 416-417 ط إستانبول)

2- عن عبيد بن كثير معنعنا عن أمير المؤمنين علي بن أبي طالب عليه السلام قال: أنا ورسول الله صلى الله عليه وآله على الحوض، ومعنا عترتنا، فمن أرادنا فليأخذ بقولنا وليعمل بأعمالنا فانا أهل البيت لنا شفاعة فتنافسوا في لقائنا على الحوض فانا نذود عنه أعداءنا ونسقي منه أولياءنا، ومن شرب منه لم يظمأ أبدا، وحوضنا مترع فيه مثعبان ينصبان من الجنة أحدهما تسنيم والاخر معين، على حافتيه الزعفران، وحصباه الدر والياقوت، وإن الامور إلى الله وليست إلى العباد، و لو كانت إلى العباد ما اختاروا علينا أحدا ولكنه يختص برحمته من يشاء من عباده فاحمد الله على ما اختصكم به من النعم وعلى طيب المولد فان ذكرنا أهل البيت شفاء من الوعك والاسقام ووسواس الريب وإن حبنا رضى الرب والاخذ بأمرنا و طريقتنا معنا غدا في حظيرة القدس والمنتظر لامرنا كالمتشحط بدمه في سبيل الله ومن سمع واعيتنا فلم ينصرنا أكبه الله على منخريه في النار. نحن الباب إذا بعثوا فضاقت بهم المذاهب، نحن باب حطة وهو باب الاسلام من دخله نجا ومن تخلف عنه هوى. بنا فتح الله وبنا يختم، وبنا يمحو الله ما يشاء ويثبت، وبنا ينزل الغيث، فلا يغرنكم بالله الغرور لو تعلمون مالكم في الغناء بين أعدائكم وصبركم على الاذى لقرت أعينكم، ولو فقدتموني لرأيتم امورا يتمنى أحدكم الموت مما يرى من الجور والعدوان والاثرة والاستخفاف بحق الله والخوف، فإذا كان كذلك فاعتصموا بحبل الله جميعا ولا تفرقوا، وعليكم بالصبر والصلاة والتقية. واعلموا أن الله تبارك وتعالى يبغض من عباده المتلون، فلا تزولوا عن الحق وولاية أهل الحق فانه من استبدل بنا هلك، ومن اتبع أثرنا لحق، ومن سلك غير طريقنا غرق، وإن لمحبينا أفواجا من رحمة الله، وإن لمبغضينا أفواجا من عذاب الله طريقنا القصد وفي أمرنا الرشد، أهل الجنة ينظرون إلى منازل شيعتنا كما يرى الكوكب الدرى في السماء لا يضل من اتبعنا، ولا يهتدي من أنكرنا ولا ينجو من أعان علينا [عدونا] ولا يعان من أسلمنا، فلا تخلفوا عنا لطمع دنيا بحطام زائل عنكم [وأنتم] تزولون عنه، فانه من آثر الدنيا علينا عظمت حسرته وقال الله تعالى " يا حسرتى على ما فرطت في جنب الله " (الزمر: 56). سراج المؤمن معرفة حقنا، وأشد العمى من عمي من فضلنا، وناصبنا العداوة بلا ذنب إلا أن دعوناه إلى الحق ودعاه غيرنا إلى الفتنة فأثرها علينا، لنا رأية من استظل بها كنته، ومن سبق إليها فاز، ومن تخلف عنها هلك، ومن تمسك بها نجا، أنتم عمار الارض [الذين] استخلفكم فيها، لينظر كيف تعملون، فراقبوا الله فيما يرى منكم، وعليكم بالمحجة العظمى فاسلكوها لا يستبدل بكم غيركم " سابقوا إلى مغفرة من ربكم وجنة عرضها السماوات والارض اعدت للمتقين " (الحديد: 21). فاعلموا أنكم لن تنالوها إلا بالتقوى، ومن ترك الاخذ عمن أمر الله بطاعته قيض الله له شيطانا فهو له قرين. ما بالكم قد ركنتم إلى الدنيا، ورضيتم بالضيم، وفرطتم فيما فيه عزكم وسعادتكم وقوتكم على من بغي عليكم، لا من ربكم تستحيون ولا لانفسكم تنظرون، وأنتم في كل يوم تضامون ولا تنتبهون من رقدتكم، ولا تنقضي فترتكم أما ترون [إلى] دينكم يبلى وأنتم في غفلة الدنيا قال الله عز ذكره " ولا تركنوا إلى الذين ظلموا فتمسكم النار وما لكم من دون الله من أولياء ثم لا تنصرون. (هود : 113)

2 Nisan 2012 Pazartesi

ALANLARA TOPLANAN YÜZBİNLER ZAMANAŞIMINI PROTESTO ETTİ.

KADIKÖY DE

ALANLARA TOPLANAN YÜZBİNLER


ZAMANAŞIMINI PROTESTO ETTİ.



İMRANLI-DER OLARAK BİZLER
ORADAYDIK.



SİVAS İMRANLI KÖY DERNEKLERİ TÜM
KİTLESİYLE ORADALARDI.


TOKLUCAK KÖY DERNEĞİ İSE  YOKTU.?


KAFALARINI KUMA GÖMEREK GÖRÜNMEMEYE
ÇALIŞAN


ÜÇ MAYMUNU OYNAMAYI MAHARET SAYAN TÜM SORUMLULARI KINIYORUM...

ERGÜN YILDIZ














27 Mart 2012 Salı

KOÇGİRİ / SİVAS - ZARA , İMRANLI - GOWEND

AntiToroslarda Bir Kürt-Alevî Aşireti 'Sînemillîler'

Batı literatüründe Anti-Toroslar (Karşı Toroslar), İçtoroslar veya Orta İçtoroslar olarak adlandırılan bölge, gerek coğrafi özellikleri, gerek tarihi, gerek etnik yapısı, gerekse dinsel-kültürel dokusu açısından son derece ilginç bir konuma sahiptir. Beylikler döneminden 16.yy ortalarına kadar hüküm süren Dulkadiroğulları Beyliği”nin yayılım alanına denk düşen Maraş ili merkezli bu bölge, bir yandan Malatya”nın Darende, Akçadağ, ve Doğanşehir ilçelerini, bir yandan Adıyaman”ın (Hısn-ı Mansur) Besni ve Gölbaşı ilçelerini; bir yandan Antep”in Islahıye, Yavuzeli ve Araban ilçelerini, öte yandan Adana”nın Kadirli, Kozan, Saimbeyli, Tufanbeyli ve Bahçe ilçeleriyle Kayseri”nin Sarız ve kısmen Pınarbaşı (Zamantı) ilçelerini ve Sivas”ın Gürün ilçesini içine alan geniş bir coğrafyayı kapsamaktadır. Bölge, Ceyhan ve Seyhan havzalarının içinde kaldığı gibi, kuzeyden ve güneydoğudan Fırat, güneyden Asi havzalarıyla komşudur.

Yüzyıllardır birçok halkın, etnik topluluğun, dinin ve kültürün iç içe yaşadıgı Alevi-Kürt yoğunluklu bu bölge, Selçuklu dönemindeki Babaî İsyanı”ndan bu yana birçok halk hareketine yataklık etmiş ve geçmişte çok sayıda halk şiirine, günümüzde de modern edebiyat ürünlerine kaynaklık etmiştir.
Selçuklular dönemine kadar Bizanslılar, Sasaniler, Araplar, Ermeniler, Haçlılar ve Eyyubiler ile Türkler arasında zaman zaman el değiştiren bölgeyle Kürtlerin resmi düzlemde tanışması, bildiğimiz kadarıyla ilkin Eyyubiler döneminde olur.
Bu çok renkli yapı ve kültürel doku, bölgede bir dinsel ve kültürel mayalanma sağlamış ve bu durum, çok sayıda şairin, âşığın ve halk ozanının yetişmesine imkan tanımıştır. Bölgede, daha Selçuklu döneminden beri Hıristiyan ve Müslüman inanç sisteminde yer alan Paulusyenler de yaşamaktaydı. Bu olgu, bölge insanlarına daha bir zenginlik kattığı gibi, zaten şiirle/edebiyatla iç içe yaşayan Alevi Kürtlerden çok sayıda halk sanatçısının yetişmesine kapı açıyordu.
Daha 19. yüzyıl sonlarında bölgeyi ziyaret ederek incelemelerde bulunan Batılı gezginler, kısmen bu coğrafyada kalan Sivas ve Malatya illerindeki bircok “Alevi” aşiretinin Kürt kökenli olduğunu, erken yerleşik hayata geçenlerin ana dillerini unuttuklarını, ancak yaşam biçimi olarak eski gelenek ve göreneklerini sürdürdüklerini bildiriyorlar. Gerek bu “doğal” asimilasyon, gerekse 20. yüzyıl başlarında İttihadçılarca uygulamaya konup, Cumhuriyet döneminde sürdürülen “zoraki” asimilasyon politikaları sonucu, Kürtçe”den uzaklaşılarak Türkçe”ye yönelen bir kültürel akış izlenmiştir. Duygu, düşünce ve makamlar, geleneksel Kürt kimlikli edebiyata ve müziğe uygun düşse de, bu kez Türk diline uyarlanan edebiyat ürünleri yaratılmış ve bunda önemli bir başarı kazanılmıştır. Daha önce Kürtçe ve Osmanlıca üretenler giderek yerini, “Kürtçe düşünüp Türkçe yazanlara”, daha sonra da “Türkçe düşünüp Kürtçe yazanlara” bırakmıştır. Kürt diliyle yaratılan edebiyat ürünleri daha çok sözlü gelenekte kaldığı için, çoğu günümüze ulaşamadan yitip gitmiştir. Bugün bu türden birçok halk sanatçısı ilgiyle anılmakta, ancak eserlerine ulaşılamamaktadır.
Medrese eğitimi almış, ağırlıkla Divan şiiri tekniğinde ve Osmanlıca yazan şairlerden ancak çok azının yazma divanları bize ulaşabilmiştir. Genellikle kapalı bir yaşam sürdükleri için, bu aşiretlerden yetişen şair ve aşıkların şiirleri genel cönklere ve şiir mecmualarına da fazla yansımamıştır.
Günümüzde hala varlığını sürdüren, kültürel olarak izlerini hala takip edebildiğimiz köklü aşiretlerden biri de Sinemilli Aşireti”dir. Sinemilli, bir alevi ocağının ve aşiretinin adıdır.
Sinemilli, hem yoğun olarak Maraş ili ve havalisinde yaşamakta olan bir Alevi aşiretinin, hem de o aşiretin bağlı olduğu dede ocağının adıdır. Aşiretin Kalenderler kolundan gelen ve Sinemillier arasında dede soylu kabul edilen ailelerin Maraş yöresindeki ana yerleşim noktası, Elbistan”a bağlı Kantarma Köyü ve eskiden onun mezrası olan Gücük”tür. Yine Maraş iline bağlı Pazarcık ilçesinin Maksutuşağı ile Bozlar köylerinde ve civardaki başka bazı mezra ve köylerde de bu koldan gelen Sinemilli dedeleri vardır. Ocağın “Nadarlar” olarak bilinen daha küçük bir kolu da Erzincan”da, özellikle merkeze bağlı Vağaver (şimdiki Cumhuriyet Mahallesi) ile Kemah”a bağlı Nadaroğlu (yeni adı Dereköy) ve Apuşta (yeni adı Aksakal) köylerindedir. Ayrıca Vağaver köyünden bir dede ailesi, dört kuşak önce Elazığ”ın Keban ilçesine bağlı Bayındır köyüne giderek talipleri arasında yaşamaya başlamıştır. Elazığ aslında Sinemillilerin Maraş ve Erzincan”a göçmeden önceki ortak vatanıdır. Tüm Sinemilliler”in mürşit olarak tanıdıkları Ağuiçen ocağının Koca Seyit kolundan gelen dedeler de yine Elazığ merkeze bağlı Sün köyündedir veya hatırlanabilir bir tarihte Sün”den Erzincan merkeze bağlı Brastik (yeni adı Söyütözü), Erzincan-Kemah”a bağlı Ardos (yeni adı Beşikli) ve Sürek, Elazığ merkeze bağlı Pirinççi, Malatya-Darende”ye bağlı Yeniköy, Elbistan”ın Gücük ve Kantarma köyleri ile Adıyaman-Çelikan”ın Bulam (yeni adı Pınarbaşı) kasabasına göçmüşlerdir.
Sinemilli aşireti mensuplarının yaşadığı köyler ise özellikle Maraş”ın Pazarcık ve Elbistan ilçeleridir. Ancak günümüzde Maraş kökenli Sinemilli nüfusunun büyük çoğunluğu Antep gibi yakın şehir merkezlerine veya İstanbul başta olmak üzere çeşitli metropollere yerleşmiştir. Antep”e göçenler arasında, Pazarcık”ın Bozlar beldesinin Saray köyünden, geleneksel olarak aşiretin reisliğini yapan Azizler koluna mensup aileler de vardır. Ancak Batı Avrupa ülkeleri ve Kanada başta olmak üzere yurtdışına göçmüş ve köylerini ancak yazdan yaza ziyaret eden kayda değer büyülükte bir Sinemilli nüfusu da mevcuttur. Özellikle yurtdışına göçte, 1978 yılında meydana gelen Maraş olaylarının önemli etkisi olduğu söylenmektedir. Maraş dışındaki Sinemilli yerleşimleri ise daha çok Kayseri (Sarız, Pınarbaşı), Malatya (Arguvan, Akçadağ), Adıyaman illerindedir. Bunlar dışında gene aynı bölgelerde ve ayrıca Erzincan, Elazığ, Sivas (Yıldızeli, Şarkışla, Çetinkaya), Ardahan (Damal), Antep (Kilis) ve Çorum”da Sinemilli aşiretine mensup olmamakla birlikte, Sinemilli ocağına bağlı aşiretler, köyler ve aileler mevcuttur. Sinemilli aşiretinden olmayan ama Sinemilli dedelerine bağlı bu gruplar arasında en önemlileri, Maraş ve Adıyaman illerindeki Alhaslar aşireti, Arguvan havalisindeki Atma aşireti ile Malatya Akçadağ ilçesinde meskun Kürecik aşiretinin büyük çoğunluğudur. Maraş Sinemillileri”nin aksine Erzincan”a göçmüş olan ocağa bağlı dede aileleri Kürtçe bilmemektedir. Bununla birlikte her iki kolun talipleri arasında da, anadil olarak hem Kürtçe hem Türkçe konuşanlar vardır.
Kahramanmaraş”ın Elbistan kazasına bağlı Kantarma köyü halk müziği alanında derleme yapanların uğrak yerlerinden biridir. Kantarma”yı derlemeciler için bir çekim merkezi haline getiren, özellikle yaşlı kuşaktan olanlarının hemen hemen tümü birer bağlama ustası olan ve geniş bir deyiş repertuvarına sahip dedelerdir. Kantarma dedeleri, eskiden beri aralarında yüksek oranda okuma yazma bilenlerin varlığı, Alevilik konusundaki derin bilgileri ve hoş sohbetleri ile de yörede ün salmışlardır. Yani sadece Alevi müzik geleneği değil, bu geleneğin beslendiği Alevi inanç ve kültürü açısından da Kantarma köyü bölgenin en önemli merkezlerinden biri konumundadır. Kantarma”ya bu özel konumunu veren dedeleri Sinemilli Ocağı”ndandır.
Sinemilli Aşıkları
Âşık Ali (Lolo) Koşar: Gerçek adı Ali Koşar olan Aşık Lolo Ali, Elbistan”ın Küçük Yapalak köyündendir. Köken olarak Erzurumlu olan Lolo Ali, Balkan Savaşı sırasında buradan göçerek, önce Elbistan”ın Çiçek köyüne, ardından da Yapalak”a yerleşir.
Okuma-yazması dahi olmayan âşık, pek çok konuda son derece bilgili ve akıllı davranışları ile çevresini şaşırtmaktadır. Tasavvuf bilgisine ve görgüsüne de sahip olan aşığın pek çok konuda şiiri vardır.
Ali Murtaza Topal Dede: Ali Murtaza Topal Dede, 1922 senesinde Maraş”ta dünyaya gelir. Ali Murtaza, 1930”lu yıllardan itibaren babasıyla birlikte ayn-i cemlere katılır ve zakir olarak babasının yanında cemlerde yer alır. Babası vefat ettikten sonra, kendisi dedelik görevini üstlenir. 2004 senesinde Bu Bir Sevdadır Sevdiğim isimli albümü Kalan Müzik tarafından yayımlandı.
Büyük Tacim (Bakır) Dede: Sinemilli Ocağı”na bağlı Tacim Bakır Dede, 1906 yılında Kantarma Köyü”nde doğar. Alevi kültürünü yaymak için Türkiye”nin çeşitli il, ilçe ve köylerini dolaşır, buralarda dedelik yapar. Eski Arapça okur ve yazarlığı olduğu gibi, yeni Türkçe okur ve yazarlığı vardır. Bu zamana kadar en çok deyişi, semahı derlenen Sinemilli dedesidir. 1988 senesinde Kantarma Köyü”nde vefat etmiştir.
Tacim Dede”nin birkaç deyişi:
- Dost Sen mi Geldin?
- Sözünden Belli
- Senden Ayrılalı
- Gözleyi Gözleyi
- Bülbül Olup
İbrahim Aldede: İbrahim Aldede, 1936”da Gücük Köyü”nde dünyaya gelir. Daha küçük yaşlardan itibaren babasıyla birlikte toplumlara ve her türlü toplantılara katılmaya başlar. 17 yaşından itibaren cem yürütmüştür. 11 torun dedesi olan İbrahim Aldede; ani bir kalp krizi sonucu 15 Ocak 2008 günü 72 yaşında vefat etmiştir.
İbrahim Aldede”nin birkaç deyişi:
- Aşık ile Etme Sohbet
- Beni Candan Usandırdın
- Elâ Gözlerini Sevdiğim
- Cahil ile Etme Sohbet
Hacı Bayrak: Kayseri”nin Sarız ilçesinin Dallıkavak köyünde dünyaya gelen Hacı Bayrak, Maraş”taki Alevi köyleri ile sürekli bir ilişki halinde olan Dallıkavak”ta Alevi geleneğini, gerek curası, gerek bağlaması gerekse de kemanıyla en iyi şekilde temsil eden dedelerden biri olan Haydar Bayrak”ın oğludur. Hacı Bayrak”ın, Erdal Erzincan”ın da bağlama çaldığı Esrar-ı Hak isimli albümü 2004 senesinde Güvercin Müzik tarafından yayınlamıştır. 2005 senesinde aramızdan ayrılmıştır.
Kul Ahmet: Kul Ahmet mahlasını kullanan Ahmet Kartalkanat, Sinemilli Ocağı`na bağlı en tanınmış ozanlardan biridir. Babası sonradan Pazarcık”ın Kantarma köyü”ne yerleşmiş olan Kul Ahmet, Maraş`ın Pazarcık ilçesine bağlı Bozlar Köyü`nde 1932 yılında dünyaya gelmiştir. Ankara`ya yerleştikten sonra Mahzunî Şerif, Feyzullah Çınar ve Âşık Veysel gibi müzisyenlerle tanışır. Kul Ahmet, 1997 yılında aramızdan ayrılmıştır. Kul Ahmet`in arşiv kayıtlarından derlenen parçalardan oluşan İsmini Sevdiğim isimli albüm Kalan Müzik tarafından 2008 yılında yayınlanmıştır.
Mehmet Mustafa (Yüksel) Dede: Tacim Dede”nin amcasının oğlu ve bağlamasına oldukça hakim olan dedelerden biridir. 1991 yılında vefat etmiştir. Beni Candan Usandırdın adlı albümü yayınlanmıştır.
Mehmet Mustafa Dede”nin birkaç deyişi:
- Şah-ı Merdan (Kün Deyince)
- Biz Harabat Ehliyiz
Meluli (Latife): Asıl adı Karaca Hüseyin Erbil olan Meluli, Afşin”in Kötüre köyünden olup, 1892 senesinde dünyaya gelmiştir. 10 yaşlarında Afşin”de, dostları olan bir Ermeni ailenin yanına gönderilir. 20”li yaşlarına kadar Ermeni Okulu”nda eğitim görür ve Arapça, Ermenice, matematik ve edebiyat dersleri alır. Şiirlerinin bir bölümünde Latife mahlasını kullanan Meluli”nin yazdığı şiirler, hem ilahi aşkla birlikte tasavvuf kültürünün özünü oluşturan dini, ahlaki, evrensel değerler ile çağdaş toplumsal gerçekleri ve Bektaşilik yolunu izleyenlere yapılan öğütleri içerdiği, hem de günlük halk diliyle yazıldıkları için oldukça rahat ve hızlı bir şekilde Alevi köyleri arasında yayılmış ve sıkça kullanılır olmuştur. Meluli, 14 Kasın 1989”de aramızdan ayrılmıştır.
Mücrimi: Asıl adı Mehmet Özbozok olan Aşık Mücrimi, 1882 yılında Malatya”nın Doğanşehir ilçesine bağlı Karaterzi köyünde doğar. Bir eli sakat olduğundan “çolak” lakabıyla tanınır. Köyde bulunduğu dönemde bir kıza aşık olur ama kızı kendisine vermezler. Köylüler onu başkasıyla evlendirmek isteyince kabul etmez ve köyü terk eder. Mücrimi, Birinci Dünya Savaşı yıllarında İslahiye”ye bağlı Keferdiz”e yerleşir ve öldüğü 1970 yılına kadar burada kalır. Mezarı Keferdiz”dedir.
Yakınları, Mücrimi”nin 500 dolayında şiiri bulunduğunu söylerler. Ancak bugün, bunların çok az bir bölümü elde bulunmaktadır.
Mücrimi”nin birkaç deyişi:
- Gönlüm Sağ yare
- Derd-i hakk”la aşka düşen aşıklar
- Kamil ile Yoldaş olan
- Şı Diyar-ı gurbet elde
Sadık Hüseyin Dede: Maraş”ın Pazarcık ilçesine bağlı Sofulu Uşağı (Halkaçayır) köyünün dedelerindendir ve pek çok deyişi derlenmiştir. 1990 yılında ölmüştür.

Sinemilli Şivesi
Coğrafya
Sinemilli şivesi Maraş (Elbistan, Nurhak, Pazarcık ve çevresi), Adıyaman (Gölbaşı ve Çelikhan civarları), Sivas (Gürün'ün bazı köyleri), Malatya (Arguvan, Akçadağ, Doğanşehir, Yazıhan, Kuluncak, Yeşilyurt/Haçova, Darende/Engizek), Elazığ, Kayseri (Pınarbaşı ve Sarız çevresi), Gümüşhane (Şiran) ve İç/Kuzey Anadolu'da (özellikle Çorum-Amasya-Yozgat-Tokat kesişme bölgesinde ve daha az sayıda Ankara/Haymana, Kırıkkale, Çankırı, Zonguldak) bölgelerinde meskûn diğer Kürt Alevi aşiret ve köylerinde de konuşulur. [2]

Dikkat edilecek olursa, Sinemilli Kürt nüfusunun nispeten az yaşadığı yörelerde konuşulur ve bu şiveyi konuşanların tamamı Alevi'dir. [3] Bu yönüyle Alevi Kurmanci'si olarak da adlandırılabilir ancak bu tanımlama Dersim (Tunceli) işin içerisine girdiğinde yanlışa çıkacaktır. Çünkü, Dersim/Ovacık ve çevresinde de Kurmanci konuşan Aleviler vardır ama konuşulan şive kesinlikle Sinemilli değildir. Daha çok Botanî ve diğer şivelere benzer.

1978'deki Malatya ve Maraş Katliam'larında saldırıya uğrayanların çoğunluğu Sinemilli konuşan Kürt Aleviler'den oluşmaktadır.
Ayrıca 6 Mayıs 1972'de Deniz Gezmiş'le birlikte idam edilen Hüseyin İnan da Sivas'ın Gürün ilçesi'nden Sinemilli konuşan bir Kürt Alevi köyündendir (eskiden Kayseri Sarız'a bağlı olan Bozüyük Köyü). Dilbilgisi
Sözdizim itibariyle Kurmanci”nin bütün özelliklerini istisnasız taşır. Kelime dağarcığı olarak da yine çok büyük ölçüde Kurmanci”nin dağarcığına sahiptir. Buna ek olarak Türkçe”den geçmiş sözcüklerin de varolduğu söylenmektedir. Bunun sebebleri arasında, Alevilikte ibadet dili olarak Türkçe”nin kullanılması ve “Sinemilli” konuşulan yörelerde Türkler ile komşuluk ilişkilerinin olması sayılabilir. Ayrıca Sinemilli”nin, Kurmanci”nin başka şivelerinde kullanılmayan kendine has sözcükleri de vardır. Her ne kadar Sinemilli ve Kurmanci”nin diğer şiveleri arasında telaffuz farklılıkları olsa da, konuşanlar arasında herhangi bir anlaşma sorunu olmadığı belirtilmektedir.
Fonetik
Her ne kadar gramer yapısı, sözcük yapısı ve anlam olarak Kurmanci”nin bütün özelliklerini taşıyor olsa da, ses özellikleri itibariyle Farsça ile benzerlik göstermektedir. Buna ek olarak, Türkçe”den de bazı sesleri ödünç almıştır. Bunun en belirgin örneği olarak, hem Farsça hem de Kurmanci”de yer almayan [ü] sesi Sinemilli”de bulunmaktadır. (Örneğin Arguvan”daki Atma Aşireti”ne mensup Çobandere (Şotik) köyünde, yara anlamına gelen birîn kelimesi bürün olarak telaffuz edilmektedir.)
Sinemilli diyalektiğinde sesler, Farsça”da olduğu gibi yuvarlanma eğilimindedir. Örneğin, Kurmanci”de [e] olarak telaffuz edilen ses, Sinemilli şivesi”nde genellikle [a], Kurmanci”de [a] olarak telaffuz edilen ses ise genelde [o] olarak telaffuz edilir. Bunun genel bir kural olduğunu söyleyemeyiz, ancak böyle bir eğilimin var olduğu söylenebilir. Örnek verecek olursak, Kurmanci”de “Adım Hasan”dır” “Navê min Hesene” şeklinde söylenirken, Sinemilli Şivesi”nde “Novî min Hasana” şeklinde telaffuz edilmektedir. Ses değişimlerini biraz daha detaylı inceleyecek olursak:
[e] sesi [a] veya [œ] sesine, [a] sesi de [o] sesine dönüşür.
Daha seyrek olan ses değişimleri ise şöyle:
[o] sesi [ê] sesine, [ê] sesi [i] sesine, [a] sesi de [u] sesine dönüşür.
Ünsüzlerdeki değişime dikkat edecek olursak, [b] sesinin [v] ya da [w] sesine dönüştürme eğilimi çok sık olmasa da görülmektedir. Bazı türkü sözlerinden örnek verecek olursak, Kardeş Türküler”in Hemavaz albümünde de yer alan Maraş (Pazarcık)”tan Ali Mürteza Dede”nin Kürtçe bir deyişinden başlayabiliriz:
Sarî çellon çel konîya
Koçê êron la sar donîya
Sarfîrozê von Olî”ya …
Kırklar başı kırk çeşmedir,
Erenler göçünü başına indirir,
Önderleri de Ali”dir…
Burada da bariz örnekler olarak “ser” sözcüğünün “sar”, “Ali” sözcüğünün “Olî” şeklindeki telaffuzlarından bahsedebiliriz.
İkinci olarak, geçtiğimiz yüzyıl başlarında yazılmış olan ve Koma Amed tarafından da Agir u Mirov albümünde seslendirilmiş olan bir örneği inceleyelim. Albümde seslendirilmiş hali, ses özellikleri itibariyle tahrip olmuş ve orjinal telaffuzundan uzaklaşmış halidir.
Çîyoyê Golêo Çîyoyê Golêo
Mol bor dakana yoyleo
Az qurbono ve yoyle bim,
Molo rindkê mine lêo
Hiro dîson hiro dîson,
Tû kas namo la kîlîson,
Çovê doykêta kür bibi,
Nodina meron dadina pîson
Göl Dağı Göl Dağı
Evlerini yaylaya göçürürler
Ben o yaylaya kurban olam
Güzelimin evi de oradadır
Bugün yine bugün yine
Kimse kalmadı kiliselerde
Aman gözü kör olsun
Bir adama vermedi, verdi bir pise
Sözleri dil yapısı açısından inceleyecek olursak, ilk göze çarpan Kurmanci”deki “çîya” (dağ) kelimesinin “çîyo” şeklinde, “göçmek” anlamına gelen “barkirin” sözcüğünün de “borkirin” şeklinde telaffuz edildiğidir. “Yayla” sözcüğünün ise, Türkçe”den direkt alınarak Sinemilli”nin ses özelliklerine benzetildiği (yoylê) görülmektedir. Ayrıca, “kör” sözcüğü ise, [ü] sesiyle telaffuz edilip “kür” olmuştur.
Son örneği ise Bese Aslan”ın Xema Çel Meqamî (Kırk Makamlık Efkar) adlı kitap/cd çalışmasından verelim; Elbistan yöresinden Esme Gül”e ait, sevilen kişiye sitemi dile getiren “Çovê ta na” adında bir örnek.
Çovê tan a banca ta ya
Banca zirav royî mın nado
Sarî ta bûxi bancê tawo
Şawîtîm çum da ore ta do
Çovê tan a mina cove moron
Biskê tawon qûlbe goron
Ta çi osonkirim yilmişkirim
Ji kûlle pistî ma bar dûvaron
Senin gözlerin senin boyun
Bana göstermedin ince boyun
Başını yesin o ince boyun
Yandım gittim senin ateşinden
Senin gözlerin yılan gözleri gibi
Güneşin zülfü mezarın kör çapası gibi
Niye usandırdın yıldırdın beni
Fısıldayan yarayım duvar dibinde
Bu örnekte de “göz” anlamına gelen “çav” kelimesinin “çov” şeklinde, yine “baş” anlamındaki “ser” sözcüğünün “sar” şeklinde telaffuz edildiğine şahit oluyoruz. Ayrıca Türkçe kelimelerin etkisini bu örnekte de görebiliyoruz. “Yılmak” ve “usanmak” kelimelerinin, “osonkirim” ve “yilmişkirim” şeklinde fakat aynı anlamıyla yer aldığını ve Türkçe”deki “duvar” kelimesinin de anlamını koruduğunu görüyoruz. Daha önceden de belirtildiği gibi, her ne kadar Sinemilli ve Kurmanci”nin diğer şiveleri arasında telaffuz farklılıkları olsa da, bu durum kesinlikle anlaşma sorunu oluşturacak düzeyde değildir.
örnek:
Akçadağ (Kürecik) civarından. (Aynı eser Elbistan'da yaşayan Kürt Alevi'ler tarafından da iyi bilinir.)
Çır kıriye çır kıriye,
Fistonaki sur kıriye,
Fistoneta sarita buxu,
Lowkê xalkê din kıriye.
Ne yapmış, ne yapmış,
Kırmızı bir fistan giymiş,
Fistanın başını yesin,
Elin oğlunu delirtmiş
Burada da Kurmancî'de [çı] sözcüğünün [çır] olarak telaffuzun görüyoruz ki bu istisnai durum diğer coğrafyalrada da aynıdır. Bunların dışında oğul manasına gelen lawık sözcüğünün lowık şeklindeki dönüşümü ya da Türkçe'den alınan fistan sözcüğünün fiston şeklindeki telaffuzu ise artık tipik örneklerden sayılabilir.
Bir diğer örneği ise Maraş (Pazarcık)'tan Ali Mürteza Dede'den alalım. Bu ise Kürtçe bir deyişten;
Sari çellon çel koniya,
Koçê êron la sar doniya,
Sarfirozê von Oli'ya,
...
Kırklar başı kırk çeşmedir,
Erenler göçünü başına indirir,
Önderleri de Ali'dir
Kaynakça:
- Arnaud-Demir, Françoise. Ebedi bir kültürün mirası.
- Aslan, Besê. 2007. Kırk Makamlık Efkâr. Güvercin Müzik.
- Aslan, Besê. 2008. Pirler Divanı. Kom Müzik.
- Bayrak, Mehmet. 2006. İçtoroslarda Alevi-Kürt Aşiretler/Sinemilli ve Komşu Aşiretler Tarihi-Edebiyatı. Öz-Ge Yayınevi.
- Halkbilim Dergisi, Ekim/1986.
- Karakaya Stump, Ayfer. Sinemilliler: Bir Alevi Ocağı ve Aşireti.
- Kardeş Türküler. 2002. Hemavaz. Kalan Müzik.
- Kurdica, Die Kurdische Enzyklopädie, Die Westmundart des Kurmancî.
- Özcan, Seydi. 2001. Şeman-Söbe Çimen ve Aziz Baba Aleviliği. s. 92. Ankara.
- Özsoy, A. S., Türkyılmaz Y. 2006. Front rounded vowels in the Sinemilli dialect of Kurmanji- a case of language contant. Turkic-Iranian Contact Areas Historical and Linguistic Aspects içinde. Yay. haz. L. Johanson ve C. Bulut. Harrasowitz: 300-309.
- Özdemir, Ulaş. 1998. Ummanda Maraş Sinemilli Deyişleri. Kalan Müzik.

KOÇGİRİ İSYANI

1921 yılında Koçgiri bölgesindeki Zara, İmranlı, Divriği, Hafik, Kuruçay, Kangal, Refahiye ve Sarız'da yaşanan ve yüzlerce Kürt Alevinin katledilmesi, binlercesinin dağlarda sefaletle yaşamak zorunda bırakılması..
Dersimden Önce Koçgiri Katliamı
Ebubekir Hazım Tepeyran ın anılarını içeren Belgelerle Kurtuluş Savaşı kitabı Gürer yayınları tarafından geçtiğimiz günlerde yayımlandı.
Tepeyran'ın anılarının bir bölümü 'Ümraniye (Koçkiri) Olayı ve Nurettin Paşa' başlığını taşıyor. Tepeyran, Milli Mücadele döneminde,
'Koçgiri ayaklanması' olarak bilinen olaylara ilişkin ilginç bilgiler veriyor, değerlendirmelerini yazıyor. Cumhuriyet gazetesi yazarı Oktay Akbal'ın dedesi olan Tepeyran, Osmanlı İmparatorluğu'nun son dönem Dahiliye Nazır (İçişleri Bakanı)larındandı. Milli Mücadeleyi desteklediği gerekçesiyle işgal İstanbul'unda idam cezasıyla yargılanan Tepeyran, Cumhuriyet döneminde de milletvekilliği ve aralarında Sivas da olan değişik illerde valilik görevlerinde bulundu.
Tepeyran, İkinci Meclis'teki milletvekilliği döneminde Mustafa Kemal'le uyuşamadı, üçüncü dönemde milletvekili olamadı. Oktay Akbal o dönemi şöyle değerlendiriyor: "Anayasa hazırlıklarında Hazım Bey'in kimi önerileri, Mustafa Kemal'in istekleriyle uyuşmaz. Örneğin ayan meclisi ve senato kurulmasından yanadır. Hazım bey Cumhurbaşkanına geniş yetkiler verilmesini, Cumhurbaşkanı'nın hem hükümete, hem TBMM'ye başkanlık etmesini doğru bulmaz."
Koçgiri, şimdiki Sivas'ın Zara ilçesinin adı. O dönemdeki nüfusunun önemli bir çoğunluğu Kürt-Alevi. Koçgiri katliamının hemen ardından Sivas'a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran, 1921 yılında yaşanan olayların bir ayaklanma değil, orada komutanlık yapan ve 'Sakallı Nurettin' olarak bilinen Nurettin Paşa'nın acımasız bir katliamı olduğunu belgelere dayanarak anlatıyor.
Sakallı Nurettin'in İzmir yangınının da sorumlusu olduğu söylenir. Bir başka icraatı ise Ali Kemal'i İzmit'te linç ettirmesidir. Buna benzer başka eylemleri de vardır.
***
Tepeyran'a göre; Sivas'ın Koçgiri (Zara) kasabasında askerlere bir saldırı olduğu gerekçesiyle başlatılan 'tenkil' hareketi çok vahşi boyutlara ulaşmıştır. Yöreye gönderilen Nurettin Paşa 14 Mart 1921 tarihli bildirisinde gelişmeleri şöyle değerlendirmişti: "1. Sivas iline bağlı Zara ilçesi (bu ilçeye 'Koçkiri' de denir) sınırları içinde yerleşik bulunan Koçkiri aşiretleri arasına sokulan bazı arabulucu kötü amaçlı kişilerin kandırdığı bu aşiret reislerinden çoğunun rıza ve muvafakatları dışında bir kısım ayaktakımı Kürtler, Ümraniye'deki askeri müfrezeye saldırmış ve bazı subaylarla Ümraniye'de bulunan Zara ilçesi kaymakamını tutuklamışlardır. Bu ayaklanmacılar, davranışlarının nedeni olarak, hükümetin sözde Kürtleri vuracağını söylemesiyle korku ve kaygıya kapılmış olduklarını yaymışlar..." (s.211)
Askerin harekete geçmesi üzerine, şehir eşrafı bir 'öğüt kurulu' oluşturarak araya girer ve bir uzlaşma sağlanır. Kaymakam ve subaylar serbest bırakılır. İsyancılar için Sivas'ta 'harp divanı' kurulmasına karar verilir. Ayrıca yapılan uzlaşmayı güvence altına almak amacıyla bir taahhüt belgesi de hazırlanır.
Tepeyran o günleri anlatırken şöyle diyor:
"Öğüt kurulu, Zara'dan dönüşünde komutan paşayı görerek, gerek asker göndermenin caydırıcılığının, gerekse yayımladığı bildirinin etkisiyle sorunun böylece çözülmesini uygun görmesinden dolayı kendisini kutlarlar."
Fakat Nurettin Paşa'nın, "'Öyle ama, bu kadar asker toplandı, ben buraya kadar geldim; bir şey yapılmazsa olmaz', dediği ve bunun üzerine askeri harekâtın sürdürüldüğü, Sivas'ta yaygın olarak konuşulmakla birlikte, bu söylentinin doğru olduğunu Şefik Bey bizzat bana söylemişti." (s.211)
"Böylelikle Ümraniye bucağına ve Zara ilçesinin merkezine bağlı köylerden 76 ve Divriki ilçesinde 57 toplam 132, savaştaki düşman istihkamları gibi yakılmış, yıkılmış ve yüzlerce nüfus öldürülmüştür. Ayrıca bütün mal, eşya, zahire ve hayvanları yağmalanmıştır. Binlerce nüfus da dağlarda, kırlarda açlıktan ve sefaletten ölüme mahkum edilmiştir." (s.216)
"Nurettin Paşa, hükümetin güvenip kendisine verdiği yetkiyi pek kötü kullanarak yarattığı facialarla yetinmemiş, Koçkiri ileri gelenlerinden öldürülen ya da can korkusuyla dağlarda saklanan kişilerin ailelerini de Sivas'a sürmüştü" (s.218)
Bu değerlendirmeler, olaylardan üç ay sonra Sivas'a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran'a ait. Zara'nın Alevi-Kürt nüfusu Dersim'den tam 26 sene önce bir katliam ile yüz yüze gelmişti. Üstelik, zaman Milli Mücadele dönemiydi. Anadolu'nun desteğine her zamankinden çok ihtiyaç hissedildiği bir dönemdi.
'Koçgiri Katliamı' resmi tarihin pek görmek, göstermek istemediği olaylardandır.
SIDDIKLI ALİ YILDIRIM ANLATIYOR
Koçgiri katlim'ının akabinde Sivas'a vali olarak atanan Ebubekir Hazım Tepeyran, "Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları" adıyla yayınlanan kitabının 74. Sayfasında şunları söyler:
"...130 köyün hiçbir lüzum ve zaruret olmaksızın sırf : 'Bir kere bu kadar asker toplandı, bir şey yapmazsak olmaz.' gibi vahşi bir mantıkla tamamen yakılıp yıkılmasına suçlu suçsuz binlerce nüfusun katl(öldürülme) veya açlıktan, sefaletten ölüme mahkum edilmesini muvafakat etmeyeceği pek aşikardı"
Benim burada yaptığım bir kaç örnekle bu "vahşi mantık" ın sebep olduğu dramı anlatmaktır. Bunu yapabildiğim zaman rahatlıyacağımı biliyorum. Kaldıki bu konuda ben tek bilen değilim.
Aşağıdaki yazılardan ilki, Kevenli'li Mehmet dede ile roportaj, 1995 veya 1996 yılında Kurtçe olarak yurtdışında bir dergide yayınlandı. Türkçe'ye çevirerek tekrar yayınlıyorum.
Dr. ALİ K. YILDIRIM
MEHMET KARAKUŞ'UN KOÇGİRİ KATLİAM'INDA ÇOCUKLUK ANILARI
Çocukluğum sırasında çokça kulak misafiri olduğum olaylardan en önemlisi, uzun kış günlerinin değişmez konusu, ''hadise'' olarak adlandırılan Koçgiri katliamı idi. O zamanlar, henüz epey küçük iken, olaylar bize kurt hikayelerini andıran birer korku masalı gibi gelirdi. Hatırlıyorum da, bir keresinde dedemi ihtiyarlar ile konuşurken anlattığı o şeyleri, ''hadiseyi''anlatması için epey sıkıştırmıştık. O bize bunun yerine insan kılığındaki "canavar" ile ilgili şeyleri anlatmak istediğinde biz artık dinleye dinleye demode olmuş bu hayali yaratık hikayelerine rağbet etmemiş ve illahi ''hadise! hadise!'' diye diretmiştik. Sonuçta dedemi razı ettiğimize, gözleri dolunca, pişman olmuş ve bu ''masalın'' başka olduğunu anlamıştık. Dedem'in ve yeğenlerinin ''Babam ve amcam gil gidip cesetlerin içerisinde uzansaydılar kimse belki şüphelenmeyecek ve ele geçirilip Çengelli dağının dibinde toplu olarak öldürülmüyeceklerdi.'' sözlerinin beynimde yarattiğı yankı zihnimde hiç silinmedi.
12 Eylül öncesi -ve kısmen sorası- genel havanın etkisiyle bize öğretilenlerin gereği olarak kendimizi bütün bilgilerin kaynağı gibi gösterilen bazı " klasikleri" ve siyasetlere ait yayınları hatm etmeye hasretmiştik. Olayların canlı tanıklarının anlattıklarının kalıcı kılınması, tarih ve kültürümüze ait çok şeyin araştırılması ile ilgili bilincin öne çıkması her şeyi çözmeye yetmiyordu. Uzakta mülteci olarak yaşamanın getirdiği kopukluk en büyük sorundu. Cunta'dan 13 sene sonra ülkeme gitme imkanı bulduğumda; çocukluklarını Koçgiri katliamı ile yaşamış olan, yakın köylerdeki tanıdığım yaşlılardan geriye kimse kalmamıştı.
Annem'ın amcası Kevenlili Mehmet dede aşağı yukarı 80 yaşlarında; iyi giyinmeyi seven, duygulu, yaşına göre oldukça dinç ve çevik biri. Onunla 1995 yılında Istanbul'da görüştük. O da köyde kimsesi kalmadığından dolayı 60'ından sonra gürültü, kirli hava, pis su ve kalabalık demek olan Istanbul'a göç etmek zorunda kalmış.. Mehmet dede de "görünmeyen" baskının etkisiyle başka bir dilde, Türkçe ile kendisini iyi anlatabilmenin, özelliklede yaşlılar için hayli zor olan kavgasının vermekte. Şimdiye kadar karşışaştığı azbuçuk okumuş takımı kendisiyle sanki tahsilli olmanın biricik göstergesi imiş gibi Türkçe konuştuklarından, Kürtçe konuşmayı yeğlemem karşısında önce kısa bir şaşkınlık geçirdi ise de ortama çabuk ısındı; kendisini anadili ile ifade etmenin rahatlatıcı havası içerisinde küçüklüğünde görüp hatırladığı katliam günlerini anlattı.
Memet Karakuş: Yatıyorduk...Birden bire terteleciler bastı! Annem çamaşırları yıkıyordu .Babam Alican zengindir diye evvala bizim evi bastılar. Dört kişi idiler. Yükülüğün altında tavuk kurk olmuştu. Tavuk çırpınınca "ahan Alican orada yükülüğün altında!" deyip oranın altına girdiler.
Annem oradan kaçıp köy kadınlarının arasına karıştı. Onlar annemin suratına, tanınmasın diye, kurum sürüyorlar. Meğerki amcam Cano aşagıda mahzende imiş. Amcam dışarıya çıktı. Amcam babayiğit biri idi.Yeniköylü(Turk köyü B.N.) Hasan Çavuş'u altına aldı. Elini boğazına geçirip yere vurdu. Diğeri bir sefer ateş etti, ama tutturamadı. Amcam kadınlara 'ne duruyorsunuz, niye üstüne binmiyorsunuz?'. Kadınlar üstüne atılıp altına alıyorlar...
Babam köyün yukarısında , Nahala Guran bölgesinde kendine bir mahzen(sığınak B.N) yapmış idi. Haykırışları duyan babam oradan çıkıyor. Kardeşim Sabri ağlayarak 'Baba yetiş,amcamı öldürüyorlar' diye bağırdı. Babam koşarak geldi. Tertelecilerden genç olanı kaçmayı becerdi. Kardeşim Use, diğer ağabeyim Sabri ile birlikte, adamı arkadan kovaladılar. Use büyük ağbimiz idi, fakat cesaretli değildi. Sabri evin yanındaki harkta kendini adamın ayaklarına atıyor. Adam bir sefer Sabri'yi kolundan tutup savuruyor. Ağbim Sabri çocuk idi, ama sakız gibi adama yapışıyor..
Neyse... onu oradan alıp getirdikten sonra dördünü birbirine bağlıyoralar. Babam bunları götürüp derede öldürdü. Sonra babam 'durmayın şimdi köyü basacaklar!..' dedi. Biz köyden çıktık. Müfreze köyü bastı. Babam ile amcam geride kaldılar.
Kardeşim Nuri'yi kalçasından vurup kemiği parçalamışlardı. Amcam Rıza'yı da omuzundan vurmuşlardı Onlar Kevreş'te(Karadaş'ta) çatışmaya girmişlerdi.
Gide gide Şuxlu'nın düzlüğüne vardık. Askeriye her tarafı sardı. Biz gidip dönüp dolaşıp gelip Xaskoy'e(Hasköy) girdik. Bir baktık ki küyümüzü alevler sarmış. Qoniqesi(Koyunkaya) yanıyor, Ağızger(Atlıca) yanıyor. Gökyüzüne ateş fışkırıyor. Karaçayır'ı, Karlık'ı ateşe vermişler. Hepsi alevler içerisinde.Tabii biz yüksek yerdeyiz. En sonunda köyde kimsenin kalmadığına kanaat getirince geceleyin çıkıp köye geldik. Açız, susuzuz. Dolaştık, dolaştık köyde bir dana bulduk. Danayı Amcam Mehmed Ali'nin tamamen yanmamış evinde kestiler. Ezize gil odunları üst üste dizip eti pişirdiler. Danayı yedik. Tadı hala dadamağımda . Aç ve susuzluktan nerede ise kendimizden geçiyorduk. Un çuvalları yanmış idi, ama yinede ortada yanmayan bir damar kalmış idi. O çuvalları balta ile kesip kesip ortada az beyaz un çıkarttılar. Unu hamur edip ekmek yaptılar. Ekmeği yedikten sonra babam bizi köyün dışına yer altında kazdığı mahzene götürdü. Diğer insanlar dağlara vurup Dersim'in yolunu tutmuştu.
Sonra dedem'in evine gitmek için Karlık(Qarlıx) köyüne gittik. Oraya vardığımızda topal osman çetelerinin Ortaköy, Kevreş, Kanisorık, Qelereşık'tan kadın ve çocukları toplamış olduklarını gördük. Efendim Lazlar oradı silahları çatmışlar. Biz tir tir titriyoruz. Lazların hepsi başlarına siyah başlık geçirmişlerdi. Onlar dereye gidip iki ihtiyarı getirdiler. Hesene Seyid ve Husene Seyid'i getirdiler. İkisini birbirine bağladılar. Biri kamasını çekerek Hesenê Seyid'in sırtına sonuna kadar batırdı. Adam öyle bağırdı, öyle bağırdıki... diğeri de çökerek iki üç sefer ateş etti. Her ikisini de yanımızda devirdiler.
Lazlar orada silahlarını aldılar. Bizi toplayıp sığır sürüsü gibi önlerine kattılar.. Belki 200-300 kişi idik. Hepsi de çoluk çocuk ve kadınlardan oluşuyordu. İçimizde yetişkin hiçbir erkek yoktu.. oradan Gırrık'a gittik... aşağı ve yukarı Gırrık'tan da kadın ve çocukları topladılar. Konak köyünde dereyi geçerken vurularak öldürülmüş delikanlıları gördük. Delikanlılar şişmiş. Kartal ve akbabalar üzerine konmuş; bir cesetten kalkıp diğerine konuyorlar. Biz bir taraftan ağlıyor bir taraftan da yürüyoruz. Neyse cesetleri geçtik. Bizi Cefan köyüne götürdüler. O insanların hepsini Cefolu Haydar Beg'in ahır ve samanlığına sürdüler. Kapıyı üzerimize kilitlediler. Topal Osman Cefolu Haydar Beg'in yanında idi. O daha önceden devletle ilişki kurmuştu.
-O Mıstıkan kabilesindenmiydi?
Memet Karakuş: evet onlar da Koçgiri'li. Neyse o geceyi orada geçirdik. Heyder Beg yalvarıp yakarmış ve demişki: " Bu fakir ve fukaraları birak. Ne için onları öldüreceksin?". Biz her an ateşe verilip yakılacağımızı bekliyoruz.. sabaha kadar aç ve susuz... Bağırıp yalvarıp yakarıyoruz...Aç ve susuzuz...Millet yer darlığından iyice sıkışmış. İçerisi çok sıcak. Susuzluktan ağzımız kilitlenmiş. Neyse sabahleyin kapıyı üstümüze açtılar. Dışarıda karla karışık yağmur yağıyor. Sokakta kirli bulanık bir su akıyor. Kalabalık çöküp o pis suyu içti.
Herkes dağılmaya başladı. Karlık'a geldik. Annem orada bize yenilecek birşeyler buldu. Biz sadece ekmek yedik. Paci'ye doğru yola koyulduk. Ardıçların bulunduğu mevkiden aşağı doğru indik. Değirmenin bulunduğu yerden Kızılırmağ'ın diğer tarafına geçtik. Meğerki babam bizi görmüş. Karapınar'ın yokuşunu çıkarken biri "çocuklar gelin! Çocuklar korkmayın gelin! " diye haykırdı. Sabri "Aha! Babamın sesi geldi" dedi.Biz hızla gittik. Babam bizi saklanmak amacıyla yaptığı mahzene koydu. Kapıyı üstümüze kapattı. İçeride çıt dahi çıkmıyordu. İçeride ekmekte, su da vardı. Suyumuzu da içtik. Geceleyin annem ile babam bize erzak getiriyorlardı. Gündüzlüyin kimse dışarı çıkmıyordu. Kız kardeşim Gulistan çok ufak idi. Babam "huş!" diyince hemen sesini kesiyordu. Öyle babamdan korkuyorduki...öyle korkuyorduki.. Neler başımıza geldi...!
-Peki o seneyi nasıl geçirdiniz? Yiyecek, giyecek birşey yoktu. Un yoktu. Herşey yakılmıştı?
Mehmet: Sonra millet teslim oldu: Dersim'den adamlarımız geldi.
Hükümet onların gelişini serbest bıraktı.
OSMANLI SONRASI İLK İCRAAT: KOÇGİRİ KATLİAMI
Babamın dayısı Nair efendi'nin oglu olan Ali Yıldırım ile agustos 2011 yılında koyumuz Sıddıklar da sohbet etme imkanı buldum.. Nayır Efendi, amca çocuğu dedem Hasangazi, diğer amca oğlu Nazım amca ve Apé Dursun gibi ufak yaşlarda Koçgiri katliamı sırasında büyük ızdıraplar yaşamış isimlerden biri. Ali amca'nın oglu Bezat, TİKKO içerisinde iken karanlık bir şekilde katledildi. Ölüm Kürd'ü hiç yanlız bırakmadı. Dedeler ve torunlar! Değişik tarihlerde aynı kaderi paylaşan insanlar ve onların tarihleri...
Dersim katliamı ile ilgili tartışmaların yaşandığı bu günlerde, Koçgiri katliamı'nın sadece kısmi bir boyutunu konu eden bu sohbeti ; insaf sahibi insanlarla paylaşmak, demokrasi isteyen herkesin yararına. Yeterli tepki gösterilmemesi nedeni ile, Dersim katliamına Koçgiri katliamı ile açılan yoldan varılmıştır.
Bir noktanın altını çizmekte yarar var: Tek parti dönemini ve de o dönemin diktatörünü eleştirilemez bir tabu olarak görmeye devam etmekle gerçek bir ilerleme sağlanamaz. İttihad Teraki ve tek parti dönemi ile geliştirilen kültür ve terbiye Kürt muhalefeti de dahil herkesi değişik biçimlerde etkiledi. İki tarafta sivillere karşı hoşgörüsüzlük ve saldırganlığın nedeni öncelikle bu 'ortak' terbiyedir.
SIDDIKLI ALİ YILDIRIM ANLATIYOR
Sohbetimize Ali amca gülerek "Ali Kemal eski meselere çok ilgi duyuyor" diyerek söze başladı. Ve sonra devam etti:
-Topal Osman çeteleri Axtepe'den bizim köye inmeden önce Bekiranlılar'ın göçü ile çatısmaya girerler. Bekiranlılar fazla dayanamayıp çoluk çocuk aşağı doğru kaçmaya başlarlar. Bu arada çok kişi öldürülür. Büyük Axdepe'nin dibinde Alisér Efendi'nin konağı ateşe verilir. Anlatılanlara göre bir hafta boyunca konaktan duman çıkar.
Osman'ın çeteleri daha sonra ilki Nahala Sur, ikincisi Kevıré Sur, üçüncüsü Tayé Salan olmak üzere tepeleri tutarak üç koldan ilerlerler. Amaçları bir çevirme hareketi ıie hareketin merkezi olarak gördükleri Alişér'in köyü Axızger(Atlıca) ile Haydar Beg'in köyü Karapınar ahalisini ölü veya sağ ele geçırmektir.
Büyük deden Apé Nuri Topal Osman kuvvetlerinin yaklaştığını görünce atı Mahina Şére atlayarak komşu köy olan Haydar Beg'in köyü Karapınar'a yönelir. Kendisine kurşunlar isabet etmesin diye eğilerek atına yapışır. Bizimkiler birşeye karışmamış olduklarından önceden kaçmıyorlar. Ayrıca ailesini çoluk çocuğunu bırakıp nereye gidecekler?
O sırada Nizamiye Karapınar'a girmiş, etrafa "Topal Osman'dan kurtulmak istiyorsan Karapınar'a Nurettin Paşa kuvvetlerine sığının" haberleri iletilmiştir. O nedenle halk Karapınar'a akın etmektedir.
Karapınar'da çok insan öldürülür, etraf cesetlerle doludur. Ufak bir ihtiyar olan Ağızgerli Medin yoksul ve perişan görünmek için elbiselerini yırtmış ,yüzüne kurum sürmüştür. Tanınmamak ve belkide yoksula merhametli davranırlar diye böyle yapıyor. Medin orada bir ara Apé Nuri ile karşılaşıyor. Medin nasıl yapıyorsa kaçmayı beceriyor, bir süre dağda saklanıyor ve kurtuluyor.
Kendisi SünnüTürk olan Goralis'li Şahsuvaroglu Mahmud Bey de oradadır. O kişilerle ilgili, yetkililere direk bilgi verir. Mahmud Beg bir ara Nuri amca'nın yanına gelir: "Nuri ağırlığın kadar para ver ve ölümden kurtul" der . Nuri amca birşey vermez.
Nuri amca bir ara karanlığı fırsat bulup gözden kayboluyor. Cesetlerin arasına girerek gizleniyor; fakat bakıyor olmuyor, hava çok soğuk, üstelik gündüzlüyün farkedilme riskide var; oradan çıkıp bir kar kütüğünün dibinde bir süre gizleniyor. Yine bakıyor soğuktan donacak, Türk köyü olan Bapsu'ya kivralarına sığınmaya karar veriyor.
Bapsulular o zaman kadar ' kivralalarımıza yardım edecegiz' diyerek bizim köyü boşalatmışlar: Aileler ile birlikte; mal-davar, koyun sürülerini, yatakları, halıları,değerli herne var ise götümüşler. Dedem Mustafa'da oraya sığınmıştır.
Aynı Mahmud Beg iki askerle gelip Bapsu'ya sıgınmış insanlardan para topluyor. Dedem Mısté para veriyor. Amcam Nuri de altın ve paraları bulup getirtmek için köye birisini gönderiyorsa da yetişmiyor. O sırada Topal Osman'ın komutanı Kel Hasan, mahiyeindeki 60 çete ile birlikte, Bapsu'ya giriyor;.köyde topladığı Kürtler'i de diğer esirlere katarak Çengelli dağının yolunu tutuyor. Kel Hasan o sıra çocuk olan Apé Nazim'i önüne kattığı guruptan ayırıyor, bunu gören Ağızgerli baba oğlu İzzet'ide Nazim amcanın yanına gitmesi için o tarafa doğru itiyor. Kel Hasan buna da ses çıkarmıyor.
Dedem Mısté bir ahırda saklanıyormuş, gelip orada buluyorlar. Henüz çocuk denecek kadar genç olan babam da aynı ahırda imiş, ahır yıkık olduğundan o diğer tarafta gizlenmiş. Babamı görmüyorlar, o sayede kurtuluyor.
Çengelli dağının dibinde, Buğanak köyünün üstlerinde, değirmene yakın bir yere vardıklarında mola veriliyor. Her seferinde iki kişi "komutanın atı suya düştü, yardım edin " bahanesi ile seçilip götürülüyor ve teker teker süngülenip öldürülüyormuş. Gidenlerin geri gelmediğini gören dedem Mısté bakıyor hepsini öldürecekler bağırıyor: "Bunlar hepimizi öldürecekler, bize taştıttıkları yüklerden zaten belamızı bulduk, kaçın kurtulun diye bağırıyor". O sırada kaçanlardan Kutan'lı(Gökdere'li) Telli gillerden Hemo kurtuluyor. Diger esir halk kurşun ve süngülerle orada öldürülüyor. Dedem Mustafa vurulduğunda kelim-i şahedet getiriyor. Asker "ulan adam meğerki müslüman imiş ..." diyor. Hemo daha sonra köyünün yukarısında öldürülüyor.
Sabahleyin Sünnü Türk köylerinden terteleciler cesetlerin üstüne üşüşüyor, sağ kalanların başını taşlar ile ezip öldürüyorlar; sonra da üzerlerinde ne varsa alıyorlarmış. İçlerinden Kandil köyünden olan biri ölü rolü yaparak kurtuluyor. Oradan te Ağızger'e kadar yürüyor. Burada Medin gil yaralarını dikiyorlar.. Bu olanların hepsini de o adam anlatıyor. İsmini şimdi hatırlamıyorum, ama adam son zamanlara dek yaşıyordu..
Dedem Mısté götürüldükten sonra, babam bakıyor etrafta sesler kesiliyor, kapı aralığına yanaşıp dışarı bakıyor. Bakıyorki ne görsün , deden Hasangazi dışarıda yanlız başına ağlıyor. Babam alçak sesle 'Hesengazi...! Hesengazi...!' diyor. Deden amcam Nuri ve dedem Mısté'nin bir yanda götürüldüğünü söylüyor, bir yandan da hıçkırıyormuş. Tabii babam dedemden daha büyük, "gel buradan kaçalım " diyor. Ve kaçmaya başlıyorlar. O ara onları gören bir kadın "Kürt kaçtı! Kürt kaçtı" diye yaygarayı basıyorsa da Suna Hanım "ulan Kürt uşağı durmayın, durmayın kaçın!" diye bağırarak onları cesaretlendiriyor. Yoksa köylüler babam'ı da yakalayıp teslim edeceklerdi.
Dedenle babam bir süre bayırda gizlendikten sonra , etrafta kimsenin olmadığından emin olunca köye iniyorlar. Evler yakılmış, ama bir iki ahır tümden yanmamış. Yanık un ve buğdayı kazıp yenilebilecek olanla karınlarını doyuruyorlar.
Yani tam bir felaketmiş. Yetişkinler öldürülmüş, ölmeyenlerde ölüme terk edilmiş. Etraf gömülmeyen ve kurtlanan cesetlerin kokusundan geçilmiyormuş. Aç kalan sahipsiz köpekler bu cesetleri yıyor , sonra da kuduruyorlarmış.
Dedem Mustafa ve Apé Nuri varlıklı imişler. Dedem bakıyor köy basılacak, önceden odanın duvarını açıyor, oradan yeri duvar boyunca epeyce eşiyor ve ardından dikine eşip eğer (heqip) dolusu altınları ve parayı oraya gömüyor. Duvarı tekrardan yapıp üstünü sıvazlıyor. Vurgun olduğu zaman Topal Osmanı'ın çeteleri gelip yakmadan önce evin her tarafını kontrol ediyorlar. Duvardaki sıvanın eski olmadığı fark ediliyor; duvar açılıyor. Fakat adamlar dikine eşiyorlar, böylece bir şey bulamıyorlar. Sonradan babam gidim onları çıkarıp başka yere gömüyor. Babam dedenin de altın ve paralarını saklıyor.
Bu paralarla yeniden ev yapılıyor; hayvan , yiyecek giyecek alınıyor. Paralar gene Turkler'e akıyor. Geçinecek durumda olmayanlar durumu biraz iyi olanların yanına yerleşiyor.
En sonunda, deden Apé Hesengazi, Babam Nair, amcam Haydar Yukarı Çulfalı Haci yé Hesen Begé ile birlikte İmranlı da manufatura dükkanı açıyorlar.Goralis köyünden il encümen üyesi olan kişi bunu rapor ediyor. Ceza olarak bu sefer varlık vergisi kesiliyor. Deden 800 altın, babam 500, amcam 500 altın ödüyor. Diğer ortağın ne kadar ödediğini bilmiyorum. Burada Alevi Kürttür diye çok insana bu varlık vergisi cezası geliyor. Bizimkiler cezadan sonra dükkanı işletemiyorlar ve dükkan kapatılıyor. Memlekette varlık sahibi kimse kalmayınca iş için gurbet yollarına düşülüyor. Sonuçta velhasılı kelam hepimiz büyük şehirlerde işçi olduk. Şimdi onu da bulmak zor.
Sohbetin sonlarında gözüm Ali dayının taşıdığı Atatürk rozetine takılıyor. Bu anlatılanlardan sonra rozeti takmasına anlam veremediğini söyleyince, Ali amca sorumluluğu Sakallı Nurettin paşa ve Topal Osman ile sınırlandırmayı deniyorsa da olmuyor... Bunun üzerine" canım Mustafa Kemal olmasa idi memleket hacı ve hocaya kalacaktı "diyor. "Niye Sakallı Nurettin Paşa ile Topal Osman hacı ve hoca değilmiydi , üstelik başkomutan tarafından korunmadılarmı? " diyince Ali dayı gülerek "ne yapalım savaşalımmı?" diye soruyor. Ben şiddeti onaylamadığımı belirttikten sonra doğruları söylemenin yeterli olduğunu vurgulayıp sohbetimizi bitiriyorum. Bu arada Kılıçdaraoğlu ile benzerlik üzerine düşünmekten kendimi alamıyorum.
Not: Katliam mıntıkasına komşu olan Giliç köyü'nin eski muhtarlarından Adil amca Boğanak köyünde öldürülenlerin sayısının 70 kişi olduğunu bana söyledi. Yaygın kanı ise sayının daha kalabalık olduğu, birkaç yüz kişiyi bulduğu doğrultusunda.
Öldürülen insanlar arasinda Kevenli köyünden, annem'in amcazedeleri Remzi ve Süleyman'da bulunmakta idi.
AŞAĞI ÇULFALI GÜL ÇAKMAK ANLATIYOR
-Bizim köy aşağı Çulfan'dan 37 kişiyi Konak'ın deresine götürüp öldürüyorlar. Ebem Karagülü Konak'lı idi. Dedem'in adı Mustafa Çavuş idi, dedem de öldürülüyor.
Yukarı Çulfan ile Aşağı Çulfan'ın insanlarını bizim köyün yukarısında kendirlere bağlıyorlar.
Ebem Karagülü Konak'a gidince derede ölüleri görüyor. Tavuklar onların etini yiyiyor. Ebem ondan sonra tavuk eti ve yumurtasını ağzına vurmadı.
BADUNLU DANIŞ YAMAN ANLATIYOR
Bizim köy yakılmayan istisna köylerden. Bizim köye girdiklerinde bu köyde namaz kılan varmı diye soruyorlar. Meğer adamın biri askerde namaz kılmasını öğrenmiş. Adam namaz kılınca bizim köyü af ediyorlar, köyü yakmıyorlar.
QELEREŞIKLI NECATİ KARAKUŞ ANLATIYOR
Kutan'da (Gökdere) Telli ve oğlunu çoluk çocuğun gözü önünde kesiyorlar. Tell'nin kızı hanım olayı gözleri ile görüyor.
Bizim köyde Topal osman'ın bir yakını öldürülüyor. Topal Osman Haydar Baba tepesinde topları biz köye bağlıyor. Askerler köyün etrafını çeviriyor. Çoluk çocuğu kovalıyorlar. Kadınlara tecavüz ediyorlar. Hamile kadınların karnına basıyorlar. Kendini kurtaran ormana Karanlık Dere denen yere kaçıyor. Topal ormanı yakıyor. Orada 40-50 kişi ölerek can veryor.
17 yaşında bir çocuk kendini damdan aşağı atıyor. Topal'ın çeteleri gidip onun cinsel organını kesiyorlar.
YUKARI ÇULFALI ALİ YE EZİZ ANLATIYOR
O zaman çok büyük darbe aldık. Ben yetişmedim ama, bizim şöyle iki kat odamız ( Bu arada eliyle odanın yüksekliğini ve uzunluğunu çiziyor B.N.)varmış. Topal Osman bastığında bizim o odanın arkasında 61 kişiyi kendire dizerek duvarı üstüne deviriyorlar.