26 Şubat 2016 Cuma

Dört Kapı Kırk Makam

Dört Kapı Kırk Makam

Dört Kapı Kırk Makam





















Bektaşi Tarikatı'nın en büyük özelligi, bir okul olmasıdır,
kurumsallaşmasını tam olarak tamamlayan bu yapının,
onlarca tasavvuf ereni yetiştirmesi büyük ölçüde bu oluşum ve
eğitim sistemine bağlıdır,
öyle ki Bektaşilikte, sofraya konulan gıdaların sofraya konulma sırasına,
sofradaki çatal bıçağın duruşundan, muhabbet sırasında sarf edilen sözlere,
Erkân içerisindeki oturuş, duruş, meydana girişten tutun da meydandan çıkışa kadar her türlü hal haraket ve cümleler ile,
Erkân'ın açılabilecegi günlerden, okunacak dualara, selamlaşma şekillerinden, kullanılan simgelere kadar herşeyin bir kuralı ve adabı vardır.

Bektaşlik içerisinde yürütülen Egitim dahi ana hatları ile belirlenmiştir.
Bektaşi'lige intisap eden bir can, kalbe hitap eden sezgisel egitimine başlamış olur, Zaman içerisinde belirli makamlara ulaşarak insan-ı kamil olma yolunda var olmaya çalışır.
Bu ögreti bektaşilikte " 4 kapı 40 makam " olarak açıklanmaktadır.

Şeriat kapısı,
Tarikat kapısı,
Marifet Kapısı,
Hakkikat kapısı ve bunun altında sıralanan 10' ar makam bu ögretinin temel noktasıdır.

basit bir anlatım ile 4 kapı 4 mevsime benzer;

Şeriat kapısında ;"sen 'sen'sindir, ben de ben"
Tarikat kapısında ;" ben 'sen' solurum, sen de ben olursun"
MArifet kapısında ; " sen ve ben ve dolayısı ile benlik duygusu kalmaz, ikimiz de 'biz' oluruz"
Hakikat kapısında ; " artık ikimizde yok oluruz, fenafillah makamıdır ve artık sadece "o" vardır.

Tüm mertebelerin ve Hülasa Bektaşiligin ana dayanağı tüm kaninatı var eden "Aşk" tır,
Aşk Hz. Muhammed'in Mirac'a çıkarken bindigi "Burak"tır.
Bektaşilik Aşk ile Başlar aşk ile biter, akıldan çok sezgisel hislere ve kalbe hitap eden bir yoldur,
Mürşid'in rehberligi ile geçilen tüm bu mertebeler aşk ile aşılır.

Şeriat Kapısı:
Nasip alan canın ilk eğitilme evresidir,

Sahibi; Hz. Muhammet'dir,

Simgesi; Hava.

Zahir Anlamı;
1-) Yapılması cezaya tabi olan işlere ait hükümler; "haramlar",
2-) Yapılması öğütlenen ancak yapılmadığı taktirde herhangi bir cezaya tabi olmayan işlere ait hükümler; "sünnet, müstehab, mendub".
3-) Yapılması hoş görülmeyen ancak yapıldığı taktirde herhangi bir cezaya tabi olmayan işlere ait hükümler; "mekruh",
4-) Yapılması yada yapılmaması bütünü ile serbest olan işlere ait hükümler; "mübah".
5-) Yapılması yada yapılmaması cezalandırma sonucu doğuran işlere ilişkin kesin hükümler, "farz yada vacip".

Batın Anlamı;
Erkâna, yol kurallarına ve simgelere ait bilgiler.

Makamları;
1-) iman etmek,
2-) ilim ögrenmek,
3-) Haramdan uzaklaşmak,
4-) İbadet,
5-) Nikah kılmak,
6-) ÇEvreye Zarar Vermemek,
7-) Şevkatli olmak,
8-) Sünnet ehli olmak,
9-) Yasaklardan kaçınmak,
10-) Buruklara uymak

Tarikat Kapısı:
Nasip alan canın Tarikat kurallarına işleyişine ait batıni bilgilere vakıf olduğu aşamadır.
Bu bilgiler gerek Erkân, gerek muhabbet Erkânı içerisindeki anlatımlar, simgeler ve bunların arkasındaki batın anlamlar ile,
toplum içerisinde anlatılan remzlerin ( Hz. Muhammed'in miracı, Hz. Musa'nın ağaç ile konuşması, Kızıldeniz'i 7 ye yarması gibi)
gerçek manalarını anlamaktan geçer.

Sahibi; Hz. Ali'dir,

Simgesi; Ateş.

Zahir Anlamı;
Benlikten ve bunun doğurduğu tüm kötülüklerden kurtulmak,
Hırs, şehvet, bencillik, iki yüzlülük, riyakarlık, kibir ve daha bir çok insan ile Hak arasına perde olan kötü huylardan kurtulmak.

Batın Anlamı;
Tarikatler herşeyden önce bir nefs terbiyesi yoludur,
Bektaşilige giriş kısmında anlattığımız üzere nasip alan can sırası ile bazı mertebelerden geçerek nefsini terbiye etmek sureti ile,
önce benligini yani kendisi ile Tanrı arasındaki perdeyi kaldırmak sureti ile Hakka ulaşmayı amaçlar,
burada Tarikat kapısında bu sürecin gerçekleşmesi sağlanır,
nasip alan can her türlü dünyevi ihtiras ve duygudan kendisini sıyırmaya ve duygularının kendisine degil,
kendisinin duygularına sahip olacagı bir hal'e erişmeye çalışır.

Makamları;
1-) Tövbe etmek, instisab etmek,
2-) Bir mürşitten naspip almak,
3-) Saç ve Libas giyme,
4-) Hizmet etmek,
5-) İyilik için çalışmak,
6-) Haksızlıktan korkmak,
7-) Umudunu yitirmemek,
8-) Hidayete ermek,
9-) Makam, cemiyet ve muhabbet sahibi olmak,
10-) Aşka ermek,

Marifet Kapısı:
Tanrısal bilginin sırlarına vakıf olunan aşamadır, Bu makam Tari ile bir olma makamıdır. Aşık maşuk ile bir olur,
birlik yakalanır. Seyr fillah Tanrıda yolculuk yapmak, Seyr maallah Tanrı ile bir olarak yolculuk yapmak makamıdır.

Sahibi; Hz. Ali'dir,

Simgesi; Su.

Zahir Anlamı;
Ruhunu geliştirme, Su elementinin de özellikleri sayılan, yardımseverlik, cömertlik, bağışlama gibi huyları edinmek.

Batın Anlamı;
Bu aşamada can birtakım Tanrısal bilgi ve sezgilere nail olur, tanrı ile arasında senlik, benlik kalmaz,
Tanrı ile bir olarak fenafillah makamına doğruu ilerlerken geçilen son aşamadır,
tüm kainat ve evren artık "O" nun gözü ile görülür,
" Allah birdir" remzinin hakiki manasının tam olarak anlaşıldığı safhadır.
 
Makamları;
1-) Sabırlı olmak,
2-) Bencillik, riya, kötü duygulardan uzak durmak,
3-) Edepli olmak,
4-) Özünü bilmek,
5-) Perhizli olmak,
6-) Utanmak,
7-) İlim ögrenmek,
8-) Cöert Olmak,
9-) Miskin olmak,
10-) Arif olmak,

Hakikat Kapısı:
İnsan-ı kamil olma yolundaki son evredir.

Sahibi; Hz. Ali'dir,

Simgesi; Toprak.

Zahir Anlamı;
Toprak elementinin özelligi olan Adil olma, vefalı olma, sözünde durma, yoksulları gözetici olma gibi birtakım huyları edinmek.

Batın Anlamı;
Bu aşamanın sonu fena fillah makamıdır ki, mutlak yokluk mertebesidir, Bu aşamada Tanrı ile can arasında bir ayrılık kalmaz,
artık görünen de gören de "O" dur, "Enel Hak" makamıdır.
Aşık'ın maşuğunda yok olduğu makamdır. Gerçek Aşk o dur ki bu makamda zuhur eder, senlik, benlik yada biz yoktur,
ikilik yoktur, sadece bir vardır ve o yüze bir de Alemlerin Rabbi olan Allahtan başkası degildir.


Makamları;
1-) Tüm insanları bir görmek,
2-) Vahdet-i vücud anlayışının sırrına ermek,
3-) Türap- toprak olmak,
4-) Elinden geleni, yapmak, verici olmak,
5-) Tevhit anlayışında olmak, Tanrıdan başka varlık tanımamak,
6-) Ayıp, kusur, hata görmemek,
7-) Manayı bilmek, sırrı öğrenmek,
8-) Seyr-ü sülügü tamamlamak,
9-) Sırrı saklamak,
10-) Müşahade,

Kul Fakır Ali (Merzifonlu)

Kul Fakır Ali (Merzifonlu)

 
 

Amasya’nın Merzifon ilçesine bağlı Kıreymir Köyünde 1873 de doğdu.1938 yılında Hakka yürüdü.Türbesi Merzifon’da evinin bahçesindedir.Asıl adı Ali’dir.Gümüşhacıköy’e bağlı Keçiköy’de bir düğüne güreşmek üzere pehlivan olarak gitti.  Aşık Kul Hüseyin adlı dervişin telkinlerine ve “gerçek pehlivan kendisiyle,kendi hırsıyla,kendi nefsiyle güreşen,onu yenendir” demesi üzerine Ali,”Sadaksın üstadım” diyerek, Aşı Kul Hüseyin’in sözlerine,öğütlerine uydu.Kendisine orda Kul Fakır mahlası verildi.Gönlüne aşkın,muhabbetin ateşleri doldu.Okur yazar değildi.Hacı Bektaş dergahına özellikle o sıralar Pir postunda oturan Ahmet Cemalettin Çelebi’ye büyük bir saygıyla,hayranlıkla bağlandı.Deyişleri yöresel aşıklar tarafından cemlerde söylenmektedir.Deyişleri A.İhsan Aktaş ve Sabri Yücel  tarafından derlendi.” Anadolu’da bir duru kaynak;Aşık Kul Fakır (1991-İstanbul ) adıyla yayınlandı.
 
Kul Fakır bir gün komşu köylerden Diphacıya gider. Akşam muhabbet sofrası kurulur. Aşıklık yapan Kul Fakır'a Haydar Hoca adındaki bir zat, Sefil Ali aşkına bir dolu verir. Kul Fakır kadehi alır, ocağın küllerine döker. Haydar Hoca bu sefer başka bir ermiş kişinin ismini anarak tekrar bir dolu daha verir. Kul Fakır yine aynısını yapar ve kadehi ocağın küllerine döker. Haydar Hoca üçüncü doluyu verirken "bu da Mustafa Kemâl'in aşkına olsun" der. Kul Fakır doluyu alır ve "ey erenler, o büyük zat aşkına zehir olsa içerim, ah mümkün olsa da ömrümüzden beşer onar yıl o cana verebilsek" diyerek kadehine niyaz edip demini içer.
 
AŞIKLIĞI
Âşıklığı ise, Kul Hüseyin tarafından uyarılması ile başlar.
Kul Fakır pehlivandır, güreşlere katılır. Düğünlerde, törenlerde güreş olurdu eskiden. Bir gün bir yerde davet olur; Kul Fakır’ı götürürler güreş için; pehlivanlığa çıkar. Gümüşhacıköy’e bağlı Keçiköy var, Keçiköy’ de yetişmiş bir evliya vardır Kul Hüseyin diye... Kul Hüseyin der ki, “ Gerçek pehlivan nefsini yenendir, nefsiyle güreşendir.” O zaman Kul Fakır nefsiyle güreşmeye başlar, nefsini yener. “Saddaksın pirim” der ve uyanır. O zaman güreşi bırakır, nefsiyle güreşmeye başlar. Ama zaten Kul Fakır’ın soyunda var, nefsinde var, bu yolun yolcusu o. Kul Hüseyin’ den de o kelimeyi kaptıktan sonra tamamen kendini yetiştiriyor.

KAYNAK : Vardan Yoğa İki Irmak Arasında Aleviliğin İzleri, Nurbanu Karataş- Evrim Can İflazoğlu,Ocak 2015, Çorum  HBVAKV

 
1
Dostun gül cemali cennettir bana
Ne çare ayrılık zamanı geldi
İstemem ayrılmak senden sultanım
Ne çare ayrılık zamanı geldi
 
İstemem ayrılmak senden sultanım
Gül cemale aşkın ile nalanım
Çıkarma gönlünden dinim imanım
Ne çare ayrılık zamanı geldi
 
Kul FAKIR’im aşık aşka yanandır
Hak erenler birbirinden kanandır
Dosta doymak olmaz kanan yalandır
Ne çare ayrılık zamanı geldi
 
 
2
Seyrimde gezerken üç dilber gördüm
Biri aydır,biri ol güne benzer
Aşkın dolusunu sundu elime
Biri allar giymiş ahtere benzer
 
Üçler olup beşten haber alınca
Üç sünneti,yedi farzı kılınca
Sağıma soluma haber verince
Sağdaki  sevdiğim Sultana benzer
 
Mümin olan arı gibi iniler
Bin çiçekten alır balı bir eyler
Güzeli görenler aynayı n'eyler
İçi ahret dışı dünyaya benzer
 
Aklımı başımdan aldı bakışı
Yaktı şu sinemi aşlın ataşı
Ölmeden evveli ölse bi kişi
Kur'an da okunan imlaya benzer
 
KUL FAKIR'im ezel ağladım, gülmem
Okumuşum aktan,karayı bilmem
Bin derman verseler bu derdi vermem
Her dem kalp evinde durana benzer
 
 
3
Aşkın cemalin çıkmaz serimden
Pare pare etseler ayrılmam senden
Ayırma sevdiğim bizi bu demden
Canım kurban olsun yoluna dilber
 
Ya nice sevmeyim böyle dilberi
Sıdk ile severim sevdiğim yari
Ay ile gün gibi hüsnü cemali
Ezelden hayranım nuruna dilber
 
Kaşların bismillah levhi kudret
Gözlerin velleyli nuru hidayet
Elheme esmasın vücudun ayet
Cihanda erilmez sırrına dilber
 
Dost bakışlı aslan pençeli
Yaralı kalbime vurdun hançeri
İlikten kemikten kandan içeri
Bari ihsan eyle kuluna dilber
 
KULFAKIR'ım sızlar yürek yaresi
Dostun dosta kavuşmanın sırası
Sultanım elinde derdim çaresi
Ezelden yanarım narına dilber
 
 
4
Gönül arzuladı düştük yollara
Sürdüğümüz Balım Sultan yoludur
Düşürdün sultanım bizi dillere
Durduğumuz Ali Mansur darıdır
 
Darına dururuz cem-i alada
Göster didarını bize seyramda
Sultan Cemal derler aslı pek-zade
Cemalin görmek de gözün karıdır
 
Şükür kavuşturdu Pir Balım Sultan
Gezindi bendimi ol Şah-ı Merdan
Kusurum çok imiş, yakamda noksan
Sıtkınan sevenin  sadık yaridir
 
Dertliyim derdime dermana geldim
Ali’m veliyullah fermana geldim
Cömertsin sultanım ihsana geldim
Güzel nutkun kalp evini arıtır
 
Kul fakır’ım serim kurban yoluna
Sultan olan bakar kulun halına
Lahmike cismike indi şanına
Ruh be ruhumuzu veren velidir
 
 
5
Gel gönül gidelim dost illerine
Aşkınan gidende yol incinir mi
Sultanı bilirse kulun halini
Mushafın yazmaya el incinir mi
 
Mushafın Kübradır vucüd-ı insan
Allamet Esma’yı .uyurdu süphan
İlm-i müsemmayı zikreder lisan
Hal ile söyleyen dil incinir mi
 
Dilde ikrar gerek tekrar olmasın
Güllerimiz has bahçede solmasın
Kel ırakip andelibi görmesin
Bülbülün sesinden gül incinir mi
 
Güllük gülistanlık dostun cemali
Aslı pak olanlar bulur kemali
Su balığı sakın öldürmen anı
Balık oynayınca göl incinir mi
 
Kul Fakır’ım marifet burasında
Kulluk hatmolunda ba’yı isminde
Yüz on dört surede mevcut Yasinde
Hakikate eren hal incinir mi
 
6
Dertli gönlümü deftere
Yazım neyleyim neyleyim
Ben söyledim yar tutmadı
Sözüm neyleyim neyleyim
 
O yar merhamet etmiyor
Sevdası serden gitmiyor
Kırık kollarım tutmuyor
Dizim neyleyim neyleyim
 
Kul Fakır’ım dost yoluna
Dost düşman çıktı seyrine
Mezarımı dost köyüne
Kazım neyleyim neyleyim
 
7
Yüz yirmi dört bin nebinin sesi
Sesini duyanlar çeker yası
İsmi Azam ol Ali'nin duası
Okuyanlar mahrum kalmaz inşallah
 
Nice nebi veli göçtü bu handan
Sevenleri biz de serveriz candan
Alış veriş etmek biz her dükkandan
Erenler verdiğin almaz inşallah
 
Erenlerin kavli birdir iki olmaz
İkilikte kalan menzile eremez
Nara atsalar şu canım yanmaz
Ali'yi sevenler ölmez inşallah
 
"Muti kable ente mute" ermişiz
Ölmeden evvelin bir kez ölmüşüz
Biz bu hana üç beş defa gelmişiz
Baki ıkrar fani olmaz inşallah
 
Elüstü bezminde bir ıkrar verdik
Gahi akıllandık gâhi deli olduk
Sultan Veyis ile Yemen'den geldik
Sırrımıza kimse ermez inşallah
 
Aşığın çektiği aşk belasıdır
Hitabından gelen Hak nidasıdır
Kendini bilmeyen Hakk'a asıdır
Böyle güruhlara salmaz inşallah
 
KUL FAKIR'ım başa gelen ne haldır
Hakkında ferman var işin de zordur
Balım Sultan düşmüşleri sen kaldır
Bize bühtan eden onmaz inşallah
 
 
8
Şaha doğru giden kervan
Çok ağlattın güldür beni
Düşmüşem elden ayaktan
Tut elimden kaldır beni
 
Tut elimden ferman eyle
Gel bu derde derman eyle
Götür yare kurban eyle
Öldür derse öldür beni
 
Arıydım baldan ayrıldım
Ne şirin dilden ayrıldım
Bülbüldüm gülden ayrıldım
Gülistana kondur beni
 
Tut elimden düşmeyeyim
Doğru yoldan şaşmayayım
Derdim çoktur deşmeyeyim
Böyle şaha bildir beni
 
Yandı KULFAKIR’ ın bağrı
Derde tay olmuyor ağrı
Çek katarı şaha doğru
Eli süre indir beni

9
Her neyi ararsan vardır bu demde
Velâgat keremna ben-i ademde
Uzaktan arama, fark et sen sende
Bir pınardan bin deryayı süzen var
 
Cümlenin mabutu Hak sende hazır
Vezirlikten geçip olursun nazır
Her nereye baksan görünen hızır
Yer nazarda dü cihanı gezen var
 
Cümle aradığın vardır ademde
Arayıp bulanlar demezler bende
Görenlerde der ki, ne olur şunda
Dört Kitap'ı derceyleyip yazan var
 
Okuyup ilmine âmil olanlar
Seni fark etmez mi kendin görenler
Mümin müslim böyle mi olur erenler
Günde yüzbin, tarikinden azan var
 
Gerçek olan belli olur işinden
Dost dosta varamaz gönül kışından
Halım yaman oldu adu taşından
Ebu Cehil gibi kuyu kazan var
 
Erenler sevmezler yoldan azanı
Bu ceme almazlar ıkrar bozanı
Gerçek erler fark etmez mi düzeni
Sen demeden diyeceğini sezen var
 
KUL FAKIR' ım taş atan kendine atar
Herkesin attığı kendini tutar
Sabreden kulların didara yeter
Kırklar meclisinde engür ezen var

10
Ceddi Piri Baba bir bab sultanım
Gönüller evinde aziz mihmanım
Fatiha suresi, ümm-ül Kuranım
Yüzüm dergahına sürmeye geldim 

Girdim dergahına yeşil serili
Körler görebilmez perde gerili
Baytullah'ta gören var mı Halil'i
Onun ananesin sormaya geldim

Kalbi Beytullah'tır türbe-i celil
Piri Baba Sultan önümde delil 
Sırrı Balım Sultan, Pir Bektaş Velim
Gönülde makamım görmeye geldim 

Nerede çağırsam hazır yanımda 
Söyleyen ben değil,  Hızır yanımda 
Muhammed Ali nin vezir yanında 
Sahavet hüccetin almaya geldim 

Muhabbet Muhammed Ali değil mi
Nasipler verici Veli değil mi
Cümle evliyadan ulu değil mi
Dar-ı Çeç' de namaz kılmaya geldim

Müminin kıblesi dostun didârı
Muhabbet aşığı neylesin varı
Dilde zikrederim On İki İmamı
Ölmeden evveli ölmeye geldim

Sene bin üç yüz kırk birde geldi
Allah Muhammed'e Cebrail saldı 
Cebrail Ali'yi Kandil 'de buldu
Kubbenin üstüne konmaya geldim

Kubbe muallakta altı suyudu
Gelen geçti, gene dünya buyudu
Hasan -Hüseyin' in nesli büyüdü 
Zeynel'im zindana girmeye geldim 

İmam Bâkır idi çöllerde gezen 
İmam Cafer idi Buyruk'u yazan
Ebu Cehil idi kuyular kazan
Musa Kazım serim vermeye geldim

Şah Taki ba-Naki dest-i velayet
Hasan-ül Askeri göster sahavet
Mehdi yol içinde yapar adalet 
Girip mağaraya kalmaya geldim

Mağarayı muallağa koydular
Orada bileydi üçler,  yediler 
İmamlar ismine erkân kurdular 
Onun icraatın bilmeye geldim

KUL FAKIR ım yol Muhammed- Alinin
Settar eyle sır Muhammed Alinin
Hilaf katma din Muhammed Alinin 
Gulâmım kapında durmaya geldim

11
Atatürk İle İlgili Bir Deyiş:
 
Kemâl'in var olsun Mustafa Paşa
Irakıplar ölsün hele sen çok yaşa
Ortayı mal ettin hazır ol başa
Vakit tamam oldu meydan geliyor
 
Meydanda bell'olur er ile körler
Düzde menzil almaz dikine zorlar
Çoktan geçtiyidi hayır ü şerler
Islahat memuru sultan geliyor
 
Sultan olan kula bulmaz kusuru
Hicaz'ı Mekke'yi bekle Mısır'ı
Sıdkile tutarsan alun yesiri
İsmail'e Hak'tan kurban geliyor
 
Kurban olan Ehl-i Beyt yoluna
Kem bakmayın siyasinin haline
"Allah-ü Ekber"i getir diline
Binine yetecek bir can geliyor
 
Canını verenler cananın bulur
Canını sevenler geriye kalır
Acaba onların hali nic'olur
Zülfikar elinde aslan geliyor
 
Yedi kral olsun Hak muin ise
Esef çekme yetmiş dahi gelirse
Onların asleri topu var ise
Şükür bize Hak'tan bürhan geliyor
 
Hani padişahlık nerede kaldı
Zevk ü sefa ile aklını aldı
Yola kem bakanlar belasın buldu
Dünya başlarına zindan geliyor
 
Tanrı'nın aslanı Hazreti Ali
Ta ezel Kandil'de kurdu bu yolu
Sıdkile tutarsan yetürün eli
Nice bin dertliye derman geliyor
 
Bâ noktası gönüllerinden çıktı
Ecnebi kızları evini yıktı
Sekiz yüz cariye belini büktü
Sandılar ki hergün bayram geliyor
 
Bilemedi milletin halini
İtalyan kızına yaktı balonu
Başa geçirmişler elin körünü
Halbuki hakkında ferman geliyor
 
KUL FAKIR'ım fermanını okudu
Andelibim dost bağında şakıdı
Aklı selim gönül evi pak idi
Mümin müslümana seyran geliyor

12
Her sabah her sabah bülbülün sesi
Bülbül avazını güle getirir
Yiğit olan sırrın kimseye demez
Kötü kalbindekin dile getirir
 
Yiğit olan eşiğinden bellidir
Yiğit kamil olur yüzü yerdedir
Kurttan doğan yine kurt eniğidir
Akıbet başına bela getirir
 
Yalınız gidip yoldaş olma yolsuza
Komşu olma rehbersize pirsize
Selam verme namussuza arsıza
Birgün namusuna hile getirir
 
Erenler de der ki Selman-ı paktır
Kırklar da derler ki cümlesi haktır
Cehennem evinin ateşi yoktur
Herkes ateşini bile getirir
 
Kul Fakır'ım gezdim gurbet ellerde
Bülbül ötmez gülistansız güllerde
Çok keramet vardır tatlı dillerde
Dağdaki deliyi yola getirir
 
13
Zamane halkının yanına varma 
Her cahil âdeme sırrını verme 
O seni görmezse send'onu görme 
Budur bu âlemde halın makbulu 

Hal içinde hallar vardır görürsen 
Eğer bu sözümden ibret alırsan 
Hak kelâmı fark eyleyip bilirsen 
Al-i İmran okur dilin makbulu 

Dinimiz Muhammed, dilimiz Kur'an 
Aliyyülazim'dir dersimiz veren 
Elham suresinden süzülüp gelen 
Birlik makamıdır yolun makbulu 

Yolu kuran kurdu böyle aslından 
Er olanlar belli olur zatından 
Körler seçemedi Hakk'ı batıldan 
Akrabadan hoştur elin makbulu 

El mi olur biri birin bilenler 
İkiliği atıp biri bulanlar 
Cife-i dünyadan elin alanlar 
İkilikten geçer birin makbulu 

Birlik makamına sahip olmalı 
Sabredip de selameti bulmalı 
Kaf u Nun'un haberini almalı 
Cennet-i Âlâ'da şarın makbulu 

KUL FAKIR'ım bizde geldik o şardan 
Getirip götüren ol Şah-ı Merdan 
Evveli kulluktur ahiri sultan 
Doğup dolunandır nurun makbulu

 
Kaynak:AŞIK KUL FAKIR- A. İhsan Aktaş- Sabri Yücel- 1991, İstanbul) 

24 Şubat 2016 Çarşamba

EBE ANA SULTAN TÜRBES

EBE ANA SULTAN TÜRBESİ..domaniç



Bizans  döneminde  Saruhanlar  Köyü’nün  yukarısında  kalan  Orinas  Kalesi’nden  gelen  bir  grup  atlı,  tekfurun  akrabalarından  bir  kadının  doğum  sancılarının  başladığını,    Ebe  Ana’nın  doğuma  gelmesini  söyler.  Babası  Nalbant  Hüseyin  Dede  kızına  hazırlanmasını  söyledi. Bizans  askerlerinin  eşliğiyle  kaleye  çıkan  Ebe  Ana,  tekfurun  eşine  doğumu yaptırır. Güneş  batmış,  akşamın  alaca  karanlığı  gökyüzünü  kaplamıştı.  Ebe  Ana,  evine  gitmek  için  üzere  kalktı.  Oba  karşı  tepedeydi.  Yanına  bir  grup  atlı  verdiler.  Kaleden  dereye  doğru  inmeye  başlarken  atlıların  kalbine  kötülük  düştü.  Atlarından  indiler.  Ebe  Ana  ne  olduğuna  anlam  veremedi.  Aşağıya  doğru  kaçmaya  başladı.  Ebe  Ana  kaçarken  karşısına  kocaman  bir  kaya  çıkar.  Kayanın  yarılmasıyla  Ebe  Ana  kayanın  içine  girer  ve  kaya  tekrar  kapanır.  Kaya  kapanırken  Ebe  Ana’nın  bir  göğsü  dışarıda  kalır.  Belirli  dönemlerde  göğsünden  süt  gibi  bir  sıvının  aktığı  söylenir. Saruhanlar  Köyü’nde  yılda  iki  kez  Ebe  Ana  Sultan’ı  anma törenleri  düzenlenir.  Saruhanlar’dan  YALÇIN  ailesi  türbedarlık  yapmakta,  törenlerle  ilgili  tertip ve  düzeni  sağlamaktadır.

KADINCIK ANA

KADINCIK ANA..afyon



Afyon Mevlevihanesinin batı tarafında bulunana Kadınana türbesinde Melek Peyker ile Naime Gevher Hanım2lar medfundur. Binası taş duvarlı, ahşap tavanlı olup çatısı kiremitle örtülüdür. Türbe içersinde beş kişiye ait mezarlardan büyük olanı Melek Peyker, yanındaki sanduka ise Naime Gevher hanıma aittir. Arka bölümde bulunan üç küçük sandukanın ise kimlere ait olduğu bilinmemektedir.
Selçuklu hükümdarlarından III. Alaaddin Keykubat’ın kızları olan Kadınanalar, anlatılanlara göre Anadolu Valisi Emir Çobanoğlu Demirtaş (Timurtaş) Beyin zulmünden kaçarak Afyonkarahisar’da Sahipataoğullarına sığınırlar.
Tüm mal varlıklarını şehrin gelişmesinde ve hayır işlerinde kullanan kardeşlerden Melek Peyker, Orta Kalacık’taki kaynaktan açıkta gelen suyu, kapalı ark haline getirir. Naime Gevher Hatun, şehrin ortasından geçen dere üzerine köprüler inşa ettirir. Asiye Sultan ise (Kadınana İlköğretim okulu yanında Türbesi var) bu günkü Saraçlar içi, Kadınana türbesi, Müftülük, Afyon Lisesi ve Ordu Bulvarı başlangıcına kadar olan bölgede yaklaşık bin kişilik mezar yaptırır. Bu üç kız kardeşe Afyonkarahisarlılar tarafından kadirşinaslık eseri olarak ‘Kadınana’ lakabı verilir. 1330’da Nusreddin Ahmed tarafından yaptırılan ve şehrin en eski mahallesine isim veren Kubbeli Mescid, tek kanatlı kapısıyla Selçuklu mimari tarzında olup, yıldızlı, geometrik ve bitki motifli oymalı bir sanat eseridir.

Sarı Ana Türbesi

Sarı Ana Türbesi..marmaris

Bir adı da Yörük Fatma olan Sarı Ana'nın hikayesi Marmaris Müftülüğü'nce şöyle anlatılıyor: "1522 yılında Rodos'u fethetmek için Marmaris'e gelen Kanuni Sultan Süleyman onu ziyaret ederek, fetih hakkında tavsiyelerini sorar. O da 'Armutalan semtinde konaklayan askerlerden, halkın meyvesini izinsiz olarak alan askerleri bu sefere götürmediğin takdirde başarılı olacaksın' der. Buna uyan Kanuni Rodos'u fethetmiştir. Rodos'tan dönen Kanuni teşekkür etmek için uğradığı Sarı Ana'nın vefatını öğrenir ve üzülür. Kabri üzerine bir türbe yapılmasını ve önündeki dereye de halkın ziyareti için köprü inşaedilmesini emreder. 16. yüzyılda yaşayan Sarı Ana'nın türbesi kendi adını taşıyan semtte Marmaris merkezine ve koyuna bakan yamaçta bulunmaktadır."
Sarıana'nın günümüzde olduğu gibi yaşadığı devirde de manevi kimliği ve kerametlerinin ünü memleketin her tarafına yayılmıştır. Sarı Ana'nın bir inekten Kanuni'nin birliklerine yetecek kadar süt sağması, hayırlı işlerde halka yol göstermesi ve çeşitli kerametleri hala anlatılmaktadır

23 Şubat 2016 Salı

İmam Ali Makamı..Kerbela

İmam Ali  Makamı..Kerbela 



İmam Ali Makamı'nın eyvanı
Kerbelâ


Kerbela’nın merkezinde, Beynelharemeyn civarında, Belveş Meydanı yakınında, İmam Ali (as) Makamı vardı. Bu makam, 1930’lu yıllarda Faysal Caddesini genişletme çalışmaları sırasında Mutasarrıf Salih Cebr tarafından yıktırılmış, bundan sonra da caddeye İmam Ali Caddesi adı verilmiştir.

Kerbela'daki İmam Ali Makamı hakkında bilinenler oldukça azdır. Eyvanın yukarıdaki fotoğrafı, Muhammed Said Turayhi'nin çıkardığı Mevsim dergisinde yayımlanmıştır. 

1853 yılında Kerbela’yı ziyaret eden Avrupalı seyyah ve arkeolog William Luftes bu makamı görmüştür. Makamı şöyle anlatır: Kerbela dervazelerinin (şehir kapılarının) dışında küçük bir mescid vardı. Mescid, halkın anlattığına göre, İmam Ali'nin meşhur rüyayı gördüğü çadırının yerine yapılmıştır. 12 köşeli, 6 kapılı, dışında bir eyvan bulunan mescidin tavanını sütunlar taşımaktadır.

Avrupalı seyyah kitabında yapıya dair halk söylencelerini nakletmiştir. Halkın anlattığına göre İmam Ali Sıffin Savaşı’na giderken Kerbela'da konaklamış, burada kurulan çadırda oğlu Hüseyin'in şehid edileceğine dair bir rüya görmüş ve rüyasını ashabına anlatmıştır.

Hadisenin aslı tarih ve hadis kaynaklarında rivayet olunmuştur. Bu rivayetlerden bazılarını aşağıda naklediyoruz:

İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir: 
Hz. Ali Sıffin Savaşı’na gittiğinde ben de onunla birlikteydim. Fırat nehri yanında bulunan Neyneva’ya (Kerbela) vardığımızda durdu ve yüksek sesle “Ey İbn Abbas, burayı bilir misin?” diye sordu. Ben “Hayır, ey Emirelmüminin!” cevabını verince şöyle buyurdu: “Eğer burayı bilseydin benim gibi ağlar, gözyaşı dökmeden buradan geçemezdin.”

Hz. Ali bunu dedikten sonra ağlamaya başladı; ağlamaktan sakalı ıslandı, gözyaşları göğsüne süzülüyordu. Onun bu halini görünce biz de ağlamaya başladık. Hz. Ali bir yandan ağlıyor, bir yandan şunları söylüyordu:

“Ah, ah! Benimle Ebu Süfyan oğulları arasında ne gibi bir ilişki olabilir? Benimle küfür velilerinin, şeytan hizbinin ne ilişiği vardır? Sabret ve sabırlı ol ey Eba Abdillah! Senin onlardan çektiklerinin aynısını baban da çekti.”

Abdullah b. Neci babasından şöyle nakler:
Hz. Ali ile Sıffin Savaşı’na gidiyorduk. Neyneva denilen yere vardığımızda, Hz. Ali ağlamaya başladı; gözünden akan yaşlar toprağı ıslatıyordu. Sonra şöyle seslendi: “Ey Eba Abdillah, Fırat nehri kenarında sabırlı ol. Sabırlı ol ey Eba Abdillah!”

Neci şöyle ekler: Meselenin ne olduğunu sorduğumuzda Ali şöyle buyurdu:
Bir gün Resulullah’ın yanına gitmiştim; onu ağlarken buldum. “Ey Allah Resulü! Niçin ağlıyorsunuz? Yoksa sizi kızdıran mı oldu?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Hayır, Cebrail sen gelmeden biraz önce buradaydı ve bana, Hüseyin’in Fırat nehrinin yanında şehid olacağı haberini verdi. Cebrail bana, ‘Onun (Hüseyin’in şehid olacağı) toprağını görmek ister misin?’ dediğinde, evet, dedim. Elini uzatıp bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağlıyorum.”

Esbağ b. Nubate ve Hasan b. Kesir şöyle rivayet etmiştir:
Sıffin Savaşı yolculuğunda Neyneva denen yere varmıştık. Hz. Ali’ye oranın Kerbela olduğu söylenince, (ağlayarak,) “Bela ve üzüntü yeridir.” buyurdu. Sonra eliyle bir yere işaret ederek, “Burası, bineklerinden inecekleri, yüklerini indirecekleri yerdir. Develerinin çökeceği yer de burası.” dedi. Sonra bir başka yeri işaret ederek, “Burası da kanlarının akıtılacağı yer.” buyurdu.

Esbağ b. Nubate’nin rivayetinde Hz. Ali’nin sözlerinin devamında şöyle buyurduğu geçer: “Resulullah’ın hanedanından bir bölük bu alanda öldürülecek; onların hâline yer ve gök ağlayacak.”

Ertuğrul Ertekin

Fotoğrafı Kerbela’dan gönderen Hz. Ebulfazl Abbas Türbesi Müdürlüğü’nde müdür yardımcısı olan Salah es-Sirac’a ve hadisleri tahric eden Abbas Kazımî Hocam’a teşekkür ederim.
_______________
kaynak: Dırasat havle'l-Kerbela, s.127; Musa Güneş, Kerbela Şehidlerine Ağlamak, Kevser Yayınları, 2. baskı, İstanbul 2014.