23 Haziran 2013 Pazar

2.temmuz.1993/2013..UNUTMA...


2.temmuz.1993/2013

unutma..unutturma






SIVAS KATLIAMI

Sivas Madımak Olayı veya Sivas Katliamı, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas'ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak Oteli'nin kuşatılıp yakılması ve dolayısıyla şehirde bulunan 35 yazar, ozan ve aydının yakılarak katledilmesi ve oteli ateşe verenlerden de ikisinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaylar zinciridir.

Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında etkinliklerin bir bölümünün de Pir Sultan Abdal’ın sazının çalındığı Sivas şehir merkezinde yapılması öngörülmüştü. Bu kapsamda pekçok aydının yanı sıra Aziz Nesin ve Ozan Türkyılmaz bu etkinlik nedeniyle dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin'in özel davetlisi olarak bu kente gelmişti.

2 Temmuz 1993 günü organize biçimde öğle saatlerinde Paşa ve Meydan camilerinde çıkan gruplar önce etkinliklerin yapıldığı Kültür Merkezi’ne ulaşarak, bir gün önce dikilen anıtı kısmen tahrip etti. Kültür Merkezi içindeki karşıt grupla çıkan taşlı sopalı çatışma, polis tarafından fazla büyümeden, zor kullanılarak önlendi.

Hızını alamayan ve sayısı yaklaşık 10.000'e ulaşan saldırgan grup, Kültür Merkezi’nden yeniden Hükümet Meydanı’na geldi. Hükümet Konağı’nı taşlamaya ve slogan atmaya başlayan grup ardından Madımak Oteli civarına ulaşarak, slogan atmaya devam etti. Grubun sayısı akşam saatlerinde 20.000'e yaklaştı. Grup önce Madımak Oteli önündeki araçları ateşe verdi ve oteli taşladı bunun sonucunda taşlanarak camları kırılan Madımak Oteli'ne sıçrayan yangın sonunda otele sığınmış olan aydınlardan, aralarında Asım Bezirci, Nesimi Çimen,Muhlis Akarsu, Metin Altıok, Hasret Gültekin,Ozan Türkyılmaz'ın bulunduğu 37 kişi yanarak veya dumandan boğularak yaşamını yitirdi. Aralarında Aziz Nesin'in de bulunduğu 51 kişi de olaylardan kendi olanaklarıyla, ağır yaralarla kurtuldu. Başından yaralanan Aziz Nesin'i linç edilmekten araya giren polisler kurtardı. Yaralılar, polis arabalarıyla Tıp Fakültesi Hastanesi`ne götürüldü.

Olaylar sonucunda 33 konuk, 2 otel görevlisi ile 2 saldırgan yaşamını yitirdi. Gene olaylar sırasında Atatürk - Kongre ve Etnografya Müzesi önünde bulunan Atatürk büstü tahrip edildi. Akşam saatlerinde valilikçe ilan edilen ”2 günlük sokağa çıkma yasağı” ile birlikte, güvenlik güçleri şehirde tam bir hakimiyet sağlayabildi.

== Yargılama ==evet Olaylardan bir gün sonra 35 kişi gözaltına alındı. Daha sonra gözaltına alınanların sayısı 190’a çıktı. Gözaltına alınan 190 kişiden 124’ü tutuklandı, geri kalanlar serbest bırakıldı. Kamuoyunda Sivas Davası olarak bilinen davanın ilk duruşması, Ankara 1 No`lu Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde 21 Ekim 1993 günü yapıldı. 26 Aralık 1994’te karara bağlanan dava sonucunda, 22 sanık hakkında 15’er yıl, 3 sanık hakkında 10’ar yıl, 54 sanık hakkında 3’er yıl, 6 sanık hakkında 2’şer yıl hapis cezası, 37 sanık hakkında da beraat kararı verildi.

Müdahil avukatlar, DGM’nin kararını taraflı, hukuka ve adalete aykırı olarak niteleyerek, ayrıntılı bir savunmayla temyize gittiler. Yargıtay 9. Ceza Dairesi “Katliamın Cumhuriyete, Laikliğe ve Demokrasiye yönelik olduğunu” belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. Ankara 1 No`lu DGM, Yargıtay’ın bozma kararına uyarak yargılamayı yeniden başlattı.

28 Kasım 1997’de açıklanan kararda 33 sanığa idam cezası verildi. Yargıtay 9. ceza dairesi 24 Aralık 1998’de hapis cezalarını onadı, 33 idam cezasını ise usül noksanlıkları nedeniyle bozdu. Şubat 1999 tarihinde usül eksikliklerinin giderilmesi için başlayan yargılama sonucunda 16 Haziran 2000'de 33 sanık DGM’ce yeniden idam cezasına çarptırıldı. 2002 yılında idam cezası'nın yürürlükten kaldırılmasıyla idam cezası hükümlülerinin cezaları müebbet hapis cezalarına dönüştürüldü.

Sivas Davası İstiklal Mahkemeleri sonrasinda, tek bir davada, bu kadar çok idam cezasinin verildiği ilk davadır.

Ayrıca davayla ilgili unutulmaması gereken bir nokta da sanıkların avukatlığını Refahyol iktidarının Adalet Bakanı Şevket Kazan üstlenmiştir.


 
alinti / .toplumdusmani.ne
Saldırı ve katliamdan iki gün önce dağıtılan bildirilerden biri şöyle:

“MÜSLÜMAN KAMUOYUNA

“Bismillâhirrahmânirrahim “Peygamber, mü’minlere kendi canlarından ileridir. Onun hanımları da mü’minlerin analarıdır.” (Ahzâb:6)
“Mü’minlere öz canlarından daha ileri olan Allah Resûlü (S.A.V.)’ne ve O’nun temiz zevcelerine, Allah’ın beytine (Kâbe’ye) ve kitab’ı Kur’an’a alçakça küfredilmekte ve mü’minlerin izzet ve namuslarına saldırılmaktadır.
“Dünyanın bazı bölgelerinde şeytan ve onun yandaşları olan emperyalist kâfirler, dinimize ve mukaddes değerlerimize dil uzatmaktadırlar. Bunun başını ise satılmış, mürted Salman Rüşdi köpeği çekmektedir.
“Bu şeytanî oyunlara karşı, izzetli ve duyarlı Müslümanlar yiğitçe mücadele ortaya koyarak, bu uğurda canlarını feda etmekten çekinmemişlerdir.
“Bu iğrenç oyunların bir uzantısı olarak ülkemizde de; AYDINLIK gazetesi denilen bir paçavrada, mel’un Rüşdi’nin figüranlığına soyunan, dünya emperyalizminin gönüllü uşağı Aziz Nesin, aynı şekilde, Kur’an’ın korunmuşluğuna dil uzatmış, Hazret-i Peygamber (S.A.V.)’in aile hayatını (hâşâ) bir genelev ortamına benzetmiş ve ümmetin anaları olan hanımlarına (hâşâ) fahişe deme cür’etinde bulunmuştur. Bu olay, dünyanın değişik yerlerinde kâfir devletler tarafından dahi kabul görmezken, basımına müsaade edilmezken, ne yazık ki laik ve ikiyüzlü T.C. Devleti tarafından yayımlanmasına izin verilmiş, ayrıca bunu kabullenmeyip protesto eden izzetli Müslümanlar, devletin polis ve jandarması tarafından coplanmış, kurşunlanmış, bir kısmı da hapishanelere atılmıştır.
“Salman Rüşdi köpeği Müslümanlar’ın çok az olduğu kâfir bir ülkede korkudan sokağa çıkmaya bile cesaret edemezken, onun yerli uşağı Aziz Nesin köpeği, yanında kendisiyle beraber bir ekiple birlikte, şehrimiz Valisi tarafından davet edilip, şehirde adeta Müslümanlar’la alay edercesine gezebilmektedir
“Kâfirler şunu iyi bilmeli ki:
“İslâmın Peygamberi’ni ve kitab’ın izzetini korumak için, bu uğurda verilecek canlarımız vardır.
“Gün, Müslümanlığımızın gereğini yerine getirme günüdür.
“Gün, Allah (C.C.)’ın vahyi Kur’an-ı Kerim’e, Allah’ın meleklerine, Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed (S.A.V.)’e, O’nun ailesine ve ashabına yöneltilen çirkin küfürlerin hesabının sorulması günüdür.
“İman edenler, Allah yolunda savaşırlar. Kâfirler de tağut yolunda savaşırlar. O halde şeytanın dostlarıyla savaşın. Çünkü şeytanın hilesi zayıftır.’ ( Nisa:76)
“Galip gelecek olanlar, şüphesiz ki Allah taraftarı olanlardır.
”MÜSLÜMANLAR” 4

Saldırı ve katliam gecesi 1 Temmuz akşamı da başka bir bildiri evlere dağıtılır:

“ Halkımıza Çağrı;
“Müslüman halkın yaşadığı bu ülkede, İslam için binlerce şehit verilmiş bu topraklarda, bir kesim tarafından, ‘basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti’ adı altında, Müslümanlar’ın kutsal değerlerine sözlü veya yazılı olarak kimse saldıramaz.
“Biz Müslümanlar, canımız pahasına da olsa, bu değerlerimizi korumakta kararlıyız.
“Müslüman halkımızdan bu konularda duyarlı olup, İslam’ın değer yargılarını alaya alanlara izin vermemelerini, ne pahasına olursa olsun bunu engellemeyi dini bir görev olarak bilmelerini, bu alçaklar karşısında susulduğunda, yarın mahşerde Allah’a nasıl hesap vereceğimizi düşünmelerini istiyoruz.
“ ‘Müminlerin, Peygamberi kendi nefislerinden çok sevmeyi gerekir. O’nun eşleri, onların anneleridir...’ ( Ahzâb Suresi, Ayet: 6)
“ ‘Ve kâfirlerin hesapları varsa, Allah’ın da bir hesabı vardır. Allah hesabı çabuk görendir.’ ( Enfal Suresi, Ayet : 30)
“ ‘Kâfirler istemese de, Allah nurunu tamamlayacaktır.’ ( Saff Suresi , Ayet:8)
“Not: Bu yazıyı okuyan, Allah rızası için çoğaltarak dağıtsın.

”MÜSLÜMANLAR” 5

                             Hayatını Kaybedenler

1*  Muhibe Akarsu - 35 yaşında, Muhlis Akarsu'nun eşi

2*  Muhlis Akarsu - 45 yaşında, sanatçı

3* 
 Gülender Akça- 25 yaşında

4* 
 Metin Altıok - 52 yaşında, şair, yazar

5* 
 Mehmet Atay - 25 yaşında, gazeteci

6* 
 Sehergül Ateş - 30 yaşında

7* 
 Behçet Aysan - 44 yaşında, şair

8* 
 Erdal Ayrancı - 35 yaşında

9* 
 Asım Bezirci - 66 yaşında araştırmacı, yazar

10*  Belkıs Çakır- 18 yaşında

11* 
 Serpil Canik - 19 yaşında

12*  Muammer Çiçek - 26 yaşında, aktör

13* 
 Nesimi Çimen - 67 yaşında, şair, sanatçı üç telli curanın son ustası

14* 
 Carina Cuanna - 23 yaşında, Hollandalı gazeteci

15* 
 Serkan Doğan - 19 yaşında

16*  
 Hasret Gültekin - 22 yaşında şair, sanatçı, şelpe tekniğinin önderi

17* 
 Murat Güneş  - 22 yaşında

18* 
 Gülsüm Karababa - 22 yaşında

19* 
 Uğur Kaynar - 37 yaşında, şair

20*  Asaf Koçak - 35 yaşında, karikatürist

21* 
 Koray Kaya - 12 yaşında

22* 
 Menekşe Kaya - 17 yaşında

23* 
 Handan Metin - 20 yaşında

24* 
 Sait Metin - 23 yaşında

25* 
 Huriye Özkan - 22 yaşında

26* 
 Yeşim Özkan - 20 yaşında

27* 
 Ahmet Özyurt - 21 yaşında

28*  Nurcan Şahin - 18 yaşında

29*  Özlem Şahin - 17 yaşında

30*  Asuman Sivri - 16 yaşında

31* 
 Yasemin Sivri - 19 yaşında

32* 
 Edibe Sulari - 40 yaşında, sanatçı

33* 
 İnci Türk - 22 yaşında


34* Kenan Yılmaz - 
Otel görevlisi - Sivas 21 yaşında

35* Ahmet Öztürk - Otel görevlisi - Sivas 21 yaşında

24/06/2013..sivas ı unutmadık..kadıköy










































21 Haziran 2013 Cuma

GEZİ DİRENİŞİ..

Yusuf Açıl
Batı’da halk kitleleri sokaklara döküldüler. Taksim Gezi parkındaki eylem ağaç kesilmesine tepki olarak görünse de ezilen halkın önemli bir bölümünün birikmiş öfkesinin dışa vurmasıdır. Kitle eylemlerinin kendiliğnden böylesine yoğun halde sokaklara taşıması genellikle planlanarak ya da hesaplanarak olmaz. Özellikle henüz örgütsüz olduğu zamanlarda durumun böyle ortaya çıktığı bilinir.
Bu tepkiyi nasıl değerlendirmek gerekir? Birincisi, yüzbinlerce sayıda kitle ülkenin değişik yerlerinde sokaklarda direniyor. Hareketin içinde, hükümet politikalarından rahatsızlık duyan yoksulardan tutun da orta sınıflara kadar bir çok kesim yer alıyor.
Nufusun genç kalması şemsiyesi altında ‘her kadın en az üç çocuk yapmalıdır’ safsatası ile erkek egemen anlayışı altında yaşayan ve günde ortalama 4 kadının öldürüldüğü, onlarcasının tecavüz edildiği bir ülkede milyonlarca kadının nefretini anmak gerekir.
Yine Alevilere açılım adı altında Alevi inancını kendisine göre biçimlendirmek isteyen hükümet, Alevilere yönelik küçük de olsa bir adım atmadığı gibi onları kendi içinde bölerek vurmaya çalıştı. Ama laf olarak Alevi kardeşliğinden ve haklarından çokça söz etti. En son onlara reva gördüğü sey, yeni yapılacak olan Boğaz köprüsünün adını yavuz Sultan Selim olarak koyması oldu. Bu adlandırma yahudi bölgelerine yapılacak bir köprüye Hitler adını koymak gibi bir şeydir. Böyle bir adlandırmanın Alevi inancında olan milyonlarca insanın ruhunda yarattığı depremi tahmin etmek zor olmasa gerek.
Çalışma yasalarında yaptığı değişikliklerle ğcretlilerin yaşamını ve sosyal, sendikal ve diğer haklarını budayarak işlemez hale getirdiğini ve bunun çalışanların büyük tepkisine yolaçtığını anlamak zor değil.
En son alkolü sınırlama yasası ile kendi dinci-muhafazakar yaşam tarzını diğer insanlara dayatarak hem genel olarak milyonlarca insanların- Ki, buna inanan ama modern yaşamın içinde olan müslümanları da dahil etmek gerekir- hemde özel olarak orta sınıflara mensup kesimlerin yoğun tepkisine yolaçtı. Orta sınıf kesim kendisini Atatürkçü ve laik olarak gördüğünü hatırlamak gerekir. Bu kesim bir yandan hükümetin dayattığı muhafazakar-dinci yaşama karşı haklı tepki gösterirken, bir diğer yandan ise ‘AKP hükümeti PKK ile anlaşarak ülkeyi bölüyor’ gibi sosyal şövenizmin derin etkisinde olduğunu ve Kürt ulusunun kendi doğal haklarına kavuşmasına karşı tutum aldığını akılda tutmak gerekiyor. Yine sokaklarda militanca dövüşen Batı’daki halkın içinde bu sosyal şövenist dalganın hayli güçlü olduğunu vurgulamak ve onlarla yürürken onların bu yanlışlarıyla mücadele etmek hayati derecede önemlidir.
Kitlelerin bu başkaldırı dalgası herşeye rağmen objektif olarak devrimci ve ilericidir. Zira bu başkaldırı, kendi içinde sakatlıklar taşısada ve yaralı olsada, AKP gericiliğine ve sınır tanımayan baskıcı futursuzluğuna, Orta-Doğu’da emperyalist plan doğrultusunda haksız savaş kışkırtıcılığına bir itiraz ve başkaldırıdır. Türkiye’de, AKP hükümetinin iddia ettiği ileri demokrasi yalanı bu eylemlerle açığa çıkmıştır. Esad gibi zalimlere ‘halkını dinle, halkın demokratik haklarını kullanmasına engel olma’ diyen bir başbakanın, emekçilerin demokratik haklarını kullanmasını gaz, toz ve coplarla karşıladığını ve milyonlarca insanı ‘üç-beş çapulcu’ suçlamasıyla kardeşi Esad ile karekterlerinin aynı olduğunu ortaya koymus oldu.
Demokrasi veya İleri demokrasi söyleminin Türkiye Cumhuriyeti devleti ve onun gelmiş-geçmiş bütün hükümetlerinin karekterlerine zıt olduğunu tekrar tekrar görmek bakımından son yaşananlar hayli öğreticidir.
Şimdi, geriye çekilmiş olan ama pusuya yatarak fırsat kollayan MHP,CHP,İP ve bazı diğer ‘demokratlar’ ve ‘halkçılar’ sahneye çıktılar. Bunlar, hakın birikmiş öfkesini kaldıraç olarak kullanarak eski statükoculuğu geri getirmenin büyük özlemi içerisindeler. Gerçi bunlar her ne kadar AKP hükümetine karşı efelenselerde, bunların öz ideolojik dokuları AKP ile aynı olduğu için, henüz kitle gösterileri devam ederken cumhurbaşkanı ve diğer yetkililerle görüştüler ve kısmen açıktan ve daha çokda el altında kitleleri sukunete davet etmeye başladılar. Nede olsa bunlar birbirleriyle itişip- kalksalarda, devletin bekası için bu sistemin yürümesi için en nihayetinde kolkola girmekten imtina etmezler.
Özgürlüğü, emekçilerin gerçek demokratik birliğini yanlış belleyen, kendi özgürlüğünü Kürtlerin, Alevilerin ve diğer ezilen farklı etnik kesimlerin ve inançların özgürlüğü ile birleştiremeyen geniş bir kesimin varlığı yukarda saydığımız ırkçı-faşistler tarafından yedeklenmeleri büyük bir tehlike olarak duruyor. Bu bakımından devrimcilerin bir, eylemi aktif olarak desteklemeleri iki, eylem içinde halkın kazanmak için uğruna canını ortaya koyduğu gerçek demokrasinin ve özgürlüğün elde edilmesinin doğru anlayışının, bu coğrafyada inkar edilen, kadre uğrayan ve soykırım ve katliamdan geçirilen diğer ezilen ulus ve inançlarla birleşerek ve onların doğal haklarını kendi hakları olarak kabul ederek olacağını mutlaka ama mutlaka anlatmaları gerekir. Böyle yapmak yerine, sadece kitle eylemlerinin çoşkusuna ve cazibesine kapılanların şövenizm zehrinin altında kalarak kaybedeceklerini bilmeleri gerekir. Bu zor bir görevdir. Bunu kazanmak uzun yılları alacak bir mücadeleyi gerektirir. Ama başka bir yolu yok. Kitleler kendi çıkarları için ayağa kalkarlar. Bu anlaşılır ve doğal bir durumdur. Ama çoğu kere aynı kitleler başkalarının haklarını kabul etmek istemezler. Başkaların haklarını savunmayı ihanet olarak algılarlar. Son bir haftadır eylemler içinde beraber olduğumuz değişik kesimlerle iletişimimizde bir kez daha gördükki, ‘AKP gitsin’ diyen Kemalizmin etkisindeki yoksullar, aslında istedikleri şeyin özgürlük değil sadece AKP’nin gitmesi olduğu anlaşılıyor.
Türkiye halkı yeni bir yol ayrımındadır. Gerçekten demokratik temelde İlerlemek veya ilerlemek adına yeni bir gericiliğin dalgasına kapılmak arasında bir yerde duruyor. Son eylemler, halk olarak egemenlere karşı kazanabileceğine dair kendisine güveni gelişti. AKP hükümetinin iç ve dış politikalarına ağır bir şamar vurdu. İleri demokrasi yalanından ibaret olan balonu patlattı. Kendisini hesaba katmadan kimse adım atamayacağının mesajını verdi. Bunlar önemli şeylerdir. Neki, özgürlük anlayışındaki kısırlığı kavramak göreviyle karşı karşıyadır. Bunu kavramasına yardımcı olacak devrimci güçler faal olmak durumundadırlar. Tabii en önce devrimcilerin kendilerinin özgürlüğü anlamaları gerekir.
SAYGILARLA
07/06/2013

COGİ BABA..2013