| İstanbuldaki Bektaşi Tekkeleri | |||||||
| 1925’te 677 sayılı yasa ile tekke ve zaviyeler kapatıldığı döneme kadarki, İstanbul Bektaşi tekkelerinin sayısı konusunda farklı rakamlar verilmektedir. 9, 10, 12. 13 veya 14 gibi.. II. Mahmud döneminde bir çok Bektaşi öldürülmüş, bir çok Bektaşi tekkesi yıkılmış, bazıları Nakşi tekkesine çevrilmiştir. II.Mahmud döneminde Bektaşilere yapılan kıyım ve Bektaşilikle ilgili zaten çok az olan vesikaların yakılması ve ortadan kaldırılması çok önemli bir tarih kıyımını da beraberinde getirmiştir. II. Mahmud (1808 – 1839) döneminde Bektaşi tarikatlarına ve tekkelerine gelen yasaklar (1241 – 1826), bu yasağın fiilen olmasında resmen ve sureten Osmanlı döneminin Ayrıca Bektaşi tekkelerinin çokluğunun şehrin, yerleşim alanlarının dışında uzak yerlerde, Yeniçeri kışlalarına yakın mekanlarda veya kışla içlerinde yapılmış olmaları, bunun yanı sıra II. Mahmud döneminde, Yeniçeri kışlaları ve bunların dışındaki 9 tekkenin (bilinen) yıktırılması da, sayının tespitini güçleştiren bir nedendir. 1826 sonrasındaki propagandaların tesiriyle tarikatlar ve tekkeleri konusunda çalışma yapanların, Bektaşiliğe soğuk bakmaları da bunda önemli bir etkendir. Ancak çok çeşitli kaynaklar bir araya getirildiğinde ve bu tekkelerdeki mezar taşları incelendiğinde ortaya 20 civarında bir rakam çıkmaktadır. Anadolu Yakası 1. Merdiven köy – Şahkulu Sultan Dergahı: Bu dergah, İstanbul’un fethine veya öncesinde kuşatmalarına geldiği söylenen Horasan Erlerinden Şah Sultan’a (sonra da Şahkulu Sultan adı verilmiş) ait olduğu rivayet edilen türbenin yanında yapılmış, bu dergah II. Mahmud döneminde 60 yıldan yeni olup, muhdes kabul edilerek yıktırılması kararlaştırılan Bektaşi tekkeleri meydanında yıktırılmıştır. Bu dergah 1839’dan sonra, Seyyid Nizam Türbesi karşısında gömülü olan Halil Revanaki Baba’nın gayretiyle uyandırılır. Daha sonra M. Ali Hilmi Dede baba (ölümü: 1325 / 1907) burada şeyh olur. Ondan sonra ise yerine, Ahmed Burhanullah Baba geçmiştir. Hal-i hazırda ihya edilmiştir. Ancak onarım sırasında tekkeye ilişkin bazı özellikler yok edilmiştir. 2. Daver Baba Tekkesi: Kartal, Başıbüyük semtindedir. Orhan Gazi zamanında ahilerin kurduğu bu tekke, sonradan Bektaşi tekkesine dönmüş, 1826’dan sonra ise Nakşibendi tekkesi olmuştur. 3. Akbaba Dergahı: Beykoz – Akbaba Köyü’ndedir. Akbaba lakaplı Şeyh Mehmed Efendi, İstanbul’un fethine katılanlardandır. Akbaba hakkında Hadikatu’l Cevamî’de şöyle denir: “Akbaba Camii Yuşa Dağı yakınında camiyi bina eden Sultan I. Ahmed’in saltanatı sırasında Harem-i Hümayunda Kethüda kadın olan Canfeda Hatun’dur. Karagümrük’te de bir camii ve saraçhane yakınında sebili olduğu yukarıda zikir ve beyan olunmuştur. Bu köyde (Akbaba) birtek hamamı dahi vardır. Kabri belli değildir. Ve bu köyün bu adla anılmasına sebep, Akbaba Mehmed Efendi’dir ki kabri adı geçen caminin yakınında büyükçe bir kabir olup mezar taşında tarih yoktur. Rivayete göre bu zat Fatih Sultan Mehmed’le gelen gazilerdendir.” Hadika, 2/150 Akbaba Bektaşi dergahı, camii ile birlikte Canfeda Hatun’un vakfı kapsamına alınır. Bu Bektaşi dergahı 1826’da II. Mahmud’un fermanı mucibinde Bektaşilere kapatılarak Nakşibendilere verilir. O tarihten 1925’te tekkeler kapatılıncaya kadar, Nakşi dergahı olarak devam eder. Akbaba türbesinin az ilerisindeki dergah binası bugün eve dönüşmüştür. 4. Yarımca Dede (veya Baba) Bektaşi Dergahı: Diğer adıyla Öküz Limanı (veya Paşa Limanı) dergahı. Dergah, Kuzguncuk yolu üzerinde (Paşa Limanı Cad.) Hüseyin Avni Paşa çeşmesinin (1291 – 1874) üst tarafında yer alırdı. Üsküdar İskelesinden sonra başlayan çıkıntının bulunduğu bu yere Öküz Limanı denmesinin nedeni, Yunan efsanesine (Mithology) göre – İyo – denilen inek denizi tam buradan geçmiş. Yunan mitolojisindeki inek, sonra bazı kaynaklarda öküze dönüşmüş ve buraya Öküz Limanı denilmiştir. Paşa Limanı denilmesinin nedeni ise, burada ünlü bir Osmanlı Paşasının yalısı yer aldığı içindir. (Piyale Paşa Sahil Sarayı). (İ. Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi, 1977. 2/526) Yarımca Baba Dergahından ilkin Evliya Çelebi Seyahatnamesinde söz edilmektedir: “Tekye – i Hacı Bektaş – ı Veli, Kaya Sultan yalısı dibinde Öküz Limanında bir küçük Asitane – i dervişandır.” (Seyahatname, Cilt 1, Shf. 475) Aynı dergahtan Hadikatu’l Cevamî’de – Paşa Limanı Camii bahçesinde – şöyle söz edilir. “Cami – i mezburun kurbunda sonradan bazı ashab – ı hayr bir çeşme ile bir namazgah inşa eylemişlerdir ve kurbunda bir Bektaşi tekyesi dahi ihdas olunmuştu. Ba’dehu (sonradan) 1241 senesi sonlarında zevaya – yı Bektaşiye’nin (Bektaşi Zaviyelerinin) tarihinde bu zaviye dahi hedmolunmuştur (yıkılmıştır).” (Hadika, Cilt 2, Shf. 182) Hadikatu’l Cevamî’de kitabı neşre hazırlayan Ali Satı’ Bey’in kaydı, Evliya Çelebi’nin verdiği bilgilerle çelişmektedir. Evliya Çelebi kendi zamanında (IV. Murat zamanı) zaviyenin varlığından söz ederken Hadika’da tekkenin muhdes (sonradan yapılma) olduğundan ve 1826’daki ferman gereğince yıktırıldığından söz eder. Evliya Çelebi’nin kaydı ve dergahta yer alan mezar taşlarından bunların muhdes olmadığı görülmektedir. Halbuki 1826’da alınan kararlar gereğince, son 60 yılda yapılan Bektaşi tekke ve zaviyeleri muhdes kabul edilerek yıkılacaktı. Buradan da, verilen kararların da aşılarak kadim (eski) kabul edilen bazı Bektaşi dergahlarının da yıktırıldığı anlaşılmaktadır. Ancak dergahın ilk yapılışının tarihi bilinememekteyse de, Yarımca baba tarafından inşa edildiği sanılmaktadır. Dergahta bulunan kısa bir mezar taşında şunlar yazmaktadır. “Merkad – ı Sultan Yarımca Dede’dir. Bu Ca – yı Bektaşi de kutb idi, ol şah-ı Cazbedir.” Ayrıca dergâhta yıktırılış (1826’daki) öncesine ait bir mezar taşı da şu şekildedir: (Bektaşi teslim taşı) Hacı Ömer Baba ki bu gülşende nice Sal (yıl) Olmuştu feyz-i pirle hemhalet hubben Haya edip Yarımca Baba yı nam-ı Ömer Rah-ı ricada bir nefes etmedi heba Geçti Şeb bir anda Sıdk-u safayla Al-i Muhammed aşkına daim giyip aba Labüdd gelir bu mısra tarih-i fevtine Kıldı Diyar-ı Cana seyahat Ömer Baba 1207 / 1792 1826’da Bektaşiliğin yasaklanması, tekke e zaviyelerin ellerinden alınıp önemli bir bölümünün yıktırılması, bir kısım Bektaşi baba ve dervişlerinin idamı ve diğer bir bölümünün sürgüne, zorunlu ikamete tabi tutulması sırasında Öküz Limanındaki Yarımca Dede dergahı da yıktırılır ve dergah postnişini Ahmed Baba ile birlikte Hadim’e (Konya’nın İlçesi) sürgün edilip, zorunlu ikamete tabi tutulur. (Bkz. Es’ad Efendi, Üss-ü zafer, 1243. 211-212; Hasluck, F. W. 1973.2/517; A. Rıfkı, Bektaşi Sırrı, 1328. 2/65;Birge, John Kingsley, 1937.77) Dergahta ayrıca 1215’te vefat eden (1801) Nuri Baba’nın ve Şeyhülislam Arif Efendi’nin torunu Aşir Efendinin de, 1826 öncesine giden kabirleri vardır. 1826’da yıktırılan dergah, II. Sultan Mahmud’un 1839’da vefatından sonra, Kadiri tarikatına salik şeyh Şerif Ahmed tarafından yeniden ihya edilir. Dergahın ikinci banisi olan Şerif Ahmed’in 1263 / 1846 tarihli mezar taşında şunlar yazılıymış: « Bende-i Hazret-i Abdülkadir Geylani Bani-i Sani-i dergah-ı Yarımca Dede Hazretleri Eş-Şeyh Es-Seyyid El-Hacc Ahmed Efendi Ruhiçün El-Fatiha 1263 »/1846 Dergahın kapısı üzerinde olan kitabe işe şu şekildedir: Kitabenin Üzerinde Bektaşi tacı vardır. Yaptı bu dergah-ı Alinin yeniden babını Kaşif-i kenz-i hakikat Şerif Ahmed Dergahte ayrıca bu tarihten sonraya da ait Bektaşi mezarları mevcutmuş. Bunlardan biri 1275 / 1859 tarihli olup, bende-i Al-i aba basmacı ustalarından Es-Seyyid Hasan Efendiye aittir. Bunun mezar taşında Bektaşi tacı ve gülleri varmış. (Bkz. İ. Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi, 1/434-5) Bu durumda tekkenin sonradan Kadiri olmasına karşın Bektaşi usulünü de devam ettirdiği anlaşılmaktadır. Ancak tekkenin son şeyhi olup 1930’da vefat eden ve Şerif Ahmed’in torunu Şeyh Mehmed Kazım Efendi ise, sadece Kadirilik usulünü devam ettirmiş. Ahmed Münib Efendi’nin 307/1890 tarihli mecmua-i Tekaya’sında dergâh, Paşa Limanı Tekyesi adı altında da zikredilmekte ve Kadiri tekkesi olduğu kaydedilmektedir. (Shf.7) İki katlı, 5 odalı ve ahşap olup 1980’li yıllara kadar ayakta duran tekke binası bu yıllarda yıkılarak yerine apartman yapılmış. 5. Üsküdar – Tahir Baba Bektaşi Dergâhı: « Bu tekke,Kısıklı’da Sultan Üçüncü Selim’in annesi Mihrişah Sultanın Sarayının yanındaki tophaneli oğlu çeşmesinin karşısında idi». (İ. Hakkı Konyalı, Üsküdar Tarihi, Cilt 2/114 – 548) Bu Bektaşi tekkesinden Hadikatu’l Cevamî’de şöyle söz edilmektedir. Üçüncü Selimin annesi Mihrişah Sultan’ın sarayı anlatılırken; « Sonraları, Hüdaverdigâh Hazretlerinin valideleri Valide Sultan için mücedden (yeniden) bina ve mamur buyurmalarıyla bir halvetsaray-ı âli olmuştur. Sonra Valide Sultanın vefatıyla, Padişahın hemşiresi Esma Sultan’a verilmiştir. Bu mahale yakın Tophanelioğlu Çeşmesi denmekle meşhur bir ma-i leziz (tatlı su) dahi vardır ki Eyyam-ı Sayfte (yazın) müstakil kahvecisi olup, kahve işlerler. Derbend gibi bir mahaldir. Ve bunun karşısında bağlar arasında Tahir Baba namında tarik-i Bektaşiyeden bir kimse, Sultan Selim devrinde Müceddeden bir Bektaşi tekkesi ihdas etmiş, sonradan 1241 / 1826 senesi sonlarında diğer Bektaşi zaviyelerinin yıkılmasında bu da yıktırılmıştır » (Hadika, C.2, Shf.261) Bu yıkım sırasında, dergah şeyhi bulunan Mehmed Baba Tire’ye sürgün edilip, orada idam edilir. (Bkz. Birge, John Kingsley, 1937.77., A. Rıfkı, Bektaşi Sırrı, 1328.2 / 65) Dergah daha sonra yeniden ihya edilir. Ancak kim tarafından ihya edildiği bilinmemektedir. 1307 / 1890 daki Ahmed Münib Efendi’nin Mecmua-î Tekaya’sında, Tahir Baba Nakşi dergahı olarak yer almakta, Büyük Çamlı’da olduğu kaydedilen dergahın o zamanki şeyhi, Nuri Baba gösterilmektedir. Ancak Nuri Baba’nın Çamlıca İstavroz deresi üstündeki (Nur Baba Sokağı) Nur Baba Dergahının postnişini olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla burada bir karışıklık görülmektedir. Zaten başka kaynaklarda da Tahir Baba dergahı yine Büyük Çamlıca Tepesindeki İvaz Fakih *********** Arapça yazı *********** dergahıyla karıştırılmaktadır. ( Bkz. Mustafa Özdamar, Dersaadet Dergahları, Shf.226, Cem Dergisi, Ekrem Işın ile Bektaşi Tekkeleri, Sayı. 62 – Ocak 1997) 6. İvaz Fakih Dergahı: Dergah, Büyük Çamlıca Tepesinde yer alan İvaz Fakih Türbesinin yanında yapılmıştır. Bu türbenin bilinen son türbedarı, aynı zamanda dergah postnişini olan Seyyid Hasan Tahsin Baba’dır. Türbe bugün, Büyükçamlıca’nın safa tepesinde yer almaktadır ve B. şehir belediyesinin çamlıca tesislerinin bahçesinde kalmıştır. İvaz Fakih’in Horasan’dan gelen cihad erlerinden olduğu rivayet edilmektedir. (Süheyl Ünver, İstanbul Risaleleri. C.5) Bu dergah, Tahir Baba Dergahı ve Nur(i) Baba Dergahı biri birine karıştırılmıştır. Tekke daha sonra yıkılmış olup herhangi bir eser kalmamıştır. 7. Nur(i) Baba Dergahı: Üsküdar, Bu tekke, Kısıklı’da Kısıklı caddesi Nur Baba sokağında bulunmaktaydı. Tekkesi ve Mescidi bugün yıkılmıştır. Nur Baba’nın, Dergah postnişini olan meşhur Nuri Baba olduğu kaydedilmektedir. Nuri Baba ölünce yerine Tevfik Baba, sonrada Nuri Baba’nın oğlu Ali Nutki Baba geçmiştir. Nuri Baba ve oğlu Ali Nutki Baba’nın mezarları Karacaahmet’tedir. Yakup Kadri Karaosmanoğlu yazdıgı Nur Baba adlı romanında bu tekkenin postnişini Nuri Baba hakkında iddialarda bulunmuş ve malesef Bektaşilikten bir haber , Bektaşiligi kötülemiştir. Bazı kaynaklarda da Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun Bektaşilik aleyhindeki Nur Baba romanını dergahtan mülhem olarak yazdığı kaydedilmektedir. Ayrıca Bektaş – Maçka sırtlarında, Nur Mehmed Emin Baba adlı birisine ait 867 hicrî (1463) tarihli şahidesiyle açık bir türbe vardır. Nur Mehmed Emin Baba’nın gerçek şahsiyeti hakkında elde bir bilgi mevcut değildir.
|
26 Şubat 2016 Cuma
İstanbuldaki Bektaşi Tekkeleri
Dört Kapı Kırk Makam
Dört Kapı Kırk Makam
| Dört Kapı Kırk Makam | ||
Bektaşi Tarikatı'nın en büyük özelligi, bir okul olmasıdır,
kurumsallaşmasını tam olarak tamamlayan bu yapının, onlarca tasavvuf ereni yetiştirmesi büyük ölçüde bu oluşum ve
eğitim sistemine bağlıdır,
öyle ki Bektaşilikte, sofraya konulan gıdaların sofraya konulma sırasına,
sofradaki çatal bıçağın duruşundan, muhabbet sırasında sarf edilen sözlere, Erkân içerisindeki oturuş, duruş, meydana girişten tutun da meydandan çıkışa kadar her türlü hal haraket ve cümleler ile, Erkân'ın açılabilecegi günlerden, okunacak dualara, selamlaşma şekillerinden, kullanılan simgelere kadar herşeyin bir kuralı ve adabı vardır. Bektaşlik içerisinde yürütülen Egitim dahi ana hatları ile belirlenmiştir. Bektaşi'lige intisap eden bir can, kalbe hitap eden sezgisel egitimine başlamış olur, Zaman içerisinde belirli makamlara ulaşarak insan-ı kamil olma yolunda var olmaya çalışır. Bu ögreti bektaşilikte " 4 kapı 40 makam " olarak açıklanmaktadır. Şeriat kapısı, Tarikat kapısı, Marifet Kapısı, Hakkikat kapısı ve bunun altında sıralanan 10' ar makam bu ögretinin temel noktasıdır. basit bir anlatım ile 4 kapı 4 mevsime benzer; Şeriat kapısında ;"sen 'sen'sindir, ben de ben" Tarikat kapısında ;" ben 'sen' solurum, sen de ben olursun" MArifet kapısında ; " sen ve ben ve dolayısı ile benlik duygusu kalmaz, ikimiz de 'biz' oluruz" Hakikat kapısında ; " artık ikimizde yok oluruz, fenafillah makamıdır ve artık sadece "o" vardır. Tüm mertebelerin ve Hülasa Bektaşiligin ana dayanağı tüm kaninatı var eden "Aşk" tır, Aşk Hz. Muhammed'in Mirac'a çıkarken bindigi "Burak"tır. Bektaşilik Aşk ile Başlar aşk ile biter, akıldan çok sezgisel hislere ve kalbe hitap eden bir yoldur, Mürşid'in rehberligi ile geçilen tüm bu mertebeler aşk ile aşılır. Şeriat Kapısı: Nasip alan canın ilk eğitilme evresidir, Sahibi; Hz. Muhammet'dir, Simgesi; Hava. Zahir Anlamı; 1-) Yapılması cezaya tabi olan işlere ait hükümler; "haramlar", 2-) Yapılması öğütlenen ancak yapılmadığı taktirde herhangi bir cezaya tabi olmayan işlere ait hükümler; "sünnet, müstehab, mendub". 3-) Yapılması hoş görülmeyen ancak yapıldığı taktirde herhangi bir cezaya tabi olmayan işlere ait hükümler; "mekruh",
4-) Yapılması yada yapılmaması bütünü ile serbest olan işlere ait hükümler; "mübah".
5-) Yapılması yada yapılmaması cezalandırma sonucu doğuran işlere ilişkin kesin hükümler, "farz yada vacip". Batın Anlamı; Erkâna, yol kurallarına ve simgelere ait bilgiler. Makamları; 1-) iman etmek, 2-) ilim ögrenmek, 3-) Haramdan uzaklaşmak, 4-) İbadet, 5-) Nikah kılmak, 6-) ÇEvreye Zarar Vermemek, 7-) Şevkatli olmak, 8-) Sünnet ehli olmak, 9-) Yasaklardan kaçınmak, 10-) Buruklara uymak Tarikat Kapısı: Nasip alan canın Tarikat kurallarına işleyişine ait batıni bilgilere vakıf olduğu aşamadır. Bu bilgiler gerek Erkân, gerek muhabbet Erkânı içerisindeki anlatımlar, simgeler ve bunların arkasındaki batın anlamlar ile, toplum içerisinde anlatılan remzlerin ( Hz. Muhammed'in miracı, Hz. Musa'nın ağaç ile konuşması, Kızıldeniz'i 7 ye yarması gibi) gerçek manalarını anlamaktan geçer. Sahibi; Hz. Ali'dir, Simgesi; Ateş. Zahir Anlamı; Benlikten ve bunun doğurduğu tüm kötülüklerden kurtulmak, Hırs, şehvet, bencillik, iki yüzlülük, riyakarlık, kibir ve daha bir çok insan ile Hak arasına perde olan kötü huylardan kurtulmak. Batın Anlamı; Tarikatler herşeyden önce bir nefs terbiyesi yoludur, Bektaşilige giriş kısmında anlattığımız üzere nasip alan can sırası ile bazı mertebelerden geçerek nefsini terbiye etmek sureti ile, önce benligini yani kendisi ile Tanrı arasındaki perdeyi kaldırmak sureti ile Hakka ulaşmayı amaçlar, burada Tarikat kapısında bu sürecin gerçekleşmesi sağlanır, nasip alan can her türlü dünyevi ihtiras ve duygudan kendisini sıyırmaya ve duygularının kendisine degil, kendisinin duygularına sahip olacagı bir hal'e erişmeye çalışır. Makamları; 1-) Tövbe etmek, instisab etmek, 2-) Bir mürşitten naspip almak, 3-) Saç ve Libas giyme, 4-) Hizmet etmek, 5-) İyilik için çalışmak, 6-) Haksızlıktan korkmak, 7-) Umudunu yitirmemek, 8-) Hidayete ermek, 9-) Makam, cemiyet ve muhabbet sahibi olmak, 10-) Aşka ermek, Marifet Kapısı: Tanrısal bilginin sırlarına vakıf olunan aşamadır, Bu makam Tari ile bir olma makamıdır. Aşık maşuk ile bir olur, birlik yakalanır. Seyr fillah Tanrıda yolculuk yapmak, Seyr maallah Tanrı ile bir olarak yolculuk yapmak makamıdır. Sahibi; Hz. Ali'dir, Simgesi; Su. Zahir Anlamı; Ruhunu geliştirme, Su elementinin de özellikleri sayılan, yardımseverlik, cömertlik, bağışlama gibi huyları edinmek. Batın Anlamı; Bu aşamada can birtakım Tanrısal bilgi ve sezgilere nail olur, tanrı ile arasında senlik, benlik kalmaz, Tanrı ile bir olarak fenafillah makamına doğruu ilerlerken geçilen son aşamadır, tüm kainat ve evren artık "O" nun gözü ile görülür, " Allah birdir" remzinin hakiki manasının tam olarak anlaşıldığı safhadır.
Makamları;
1-) Sabırlı olmak, 2-) Bencillik, riya, kötü duygulardan uzak durmak, 3-) Edepli olmak, 4-) Özünü bilmek, 5-) Perhizli olmak, 6-) Utanmak, 7-) İlim ögrenmek, 8-) Cöert Olmak, 9-) Miskin olmak, 10-) Arif olmak, Hakikat Kapısı: İnsan-ı kamil olma yolundaki son evredir. Sahibi; Hz. Ali'dir, Simgesi; Toprak. Zahir Anlamı; Toprak elementinin özelligi olan Adil olma, vefalı olma, sözünde durma, yoksulları gözetici olma gibi birtakım huyları edinmek. Batın Anlamı; Bu aşamanın sonu fena fillah makamıdır ki, mutlak yokluk mertebesidir, Bu aşamada Tanrı ile can arasında bir ayrılık kalmaz, artık görünen de gören de "O" dur, "Enel Hak" makamıdır. Aşık'ın maşuğunda yok olduğu makamdır. Gerçek Aşk o dur ki bu makamda zuhur eder, senlik, benlik yada biz yoktur, ikilik yoktur, sadece bir vardır ve o yüze bir de Alemlerin Rabbi olan Allahtan başkası degildir. Makamları; 1-) Tüm insanları bir görmek, 2-) Vahdet-i vücud anlayışının sırrına ermek, 3-) Türap- toprak olmak, 4-) Elinden geleni, yapmak, verici olmak, 5-) Tevhit anlayışında olmak, Tanrıdan başka varlık tanımamak, 6-) Ayıp, kusur, hata görmemek, 7-) Manayı bilmek, sırrı öğrenmek, 8-) Seyr-ü sülügü tamamlamak, 9-) Sırrı saklamak, 10-) Müşahade, |
Kul Fakır Ali (Merzifonlu)
Kul Fakır Ali (Merzifonlu)
Amasya’nın Merzifon ilçesine bağlı Kıreymir Köyünde 1873 de doğdu.1938 yılında Hakka yürüdü.Türbesi Merzifon’da evinin bahçesindedir.Asıl adı Ali’dir.Gümüşhacıköy’e bağlı Keçiköy’de bir düğüne güreşmek üzere pehlivan olarak gitti. Aşık Kul Hüseyin adlı dervişin telkinlerine ve “gerçek pehlivan kendisiyle,kendi hırsıyla,kendi nefsiyle güreşen,onu yenendir” demesi üzerine Ali,”Sadaksın üstadım” diyerek, Aşı Kul Hüseyin’in sözlerine,öğütlerine uydu.Kendisine orda Kul Fakır mahlası verildi.Gönlüne aşkın,muhabbetin ateşleri doldu.Okur yazar değildi.Hacı Bektaş dergahına özellikle o sıralar Pir postunda oturan Ahmet Cemalettin Çelebi’ye büyük bir saygıyla,hayranlıkla bağlandı.Deyişleri yöresel aşıklar tarafından cemlerde söylenmektedir.Deyişleri A.İhsan Aktaş ve Sabri Yücel tarafından derlendi.” Anadolu’da bir duru kaynak;Aşık Kul Fakır (1991-İstanbul ) adıyla yayınlandı.
Kul Fakır bir gün komşu köylerden Diphacıya gider. Akşam muhabbet sofrası kurulur. Aşıklık yapan Kul Fakır'a Haydar Hoca adındaki bir zat, Sefil Ali aşkına bir dolu verir. Kul Fakır kadehi alır, ocağın küllerine döker. Haydar Hoca bu sefer başka bir ermiş kişinin ismini anarak tekrar bir dolu daha verir. Kul Fakır yine aynısını yapar ve kadehi ocağın küllerine döker. Haydar Hoca üçüncü doluyu verirken "bu da Mustafa Kemâl'in aşkına olsun" der. Kul Fakır doluyu alır ve "ey erenler, o büyük zat aşkına zehir olsa içerim, ah mümkün olsa da ömrümüzden beşer onar yıl o cana verebilsek" diyerek kadehine niyaz edip demini içer.
AŞIKLIĞI
Âşıklığı ise, Kul Hüseyin tarafından uyarılması ile başlar.
Kul Fakır pehlivandır, güreşlere katılır. Düğünlerde, törenlerde güreş olurdu eskiden. Bir gün bir yerde davet olur; Kul Fakır’ı götürürler güreş için; pehlivanlığa çıkar. Gümüşhacıköy’e bağlı Keçiköy var, Keçiköy’ de yetişmiş bir evliya vardır Kul Hüseyin diye... Kul Hüseyin der ki, “ Gerçek pehlivan nefsini yenendir, nefsiyle güreşendir.” O zaman Kul Fakır nefsiyle güreşmeye başlar, nefsini yener. “Saddaksın pirim” der ve uyanır. O zaman güreşi bırakır, nefsiyle güreşmeye başlar. Ama zaten Kul Fakır’ın soyunda var, nefsinde var, bu yolun yolcusu o. Kul Hüseyin’ den de o kelimeyi kaptıktan sonra tamamen kendini yetiştiriyor.
KAYNAK : Vardan Yoğa İki Irmak Arasında Aleviliğin İzleri, Nurbanu Karataş- Evrim Can İflazoğlu,Ocak 2015, Çorum HBVAKV
1
Dostun gül cemali cennettir bana
Ne çare ayrılık zamanı geldi
İstemem ayrılmak senden sultanım
Ne çare ayrılık zamanı geldi
İstemem ayrılmak senden sultanım
Gül cemale aşkın ile nalanım
Çıkarma gönlünden dinim imanım
Ne çare ayrılık zamanı geldi
Kul FAKIR’im aşık aşka yanandır
Hak erenler birbirinden kanandır
Dosta doymak olmaz kanan yalandır
Ne çare ayrılık zamanı geldi
2
Seyrimde gezerken üç dilber gördüm
Biri aydır,biri ol güne benzer
Aşkın dolusunu sundu elime
Biri allar giymiş ahtere benzer
Üçler olup beşten haber alınca
Üç sünneti,yedi farzı kılınca
Sağıma soluma haber verince
Sağdaki sevdiğim Sultana benzer
Mümin olan arı gibi iniler
Bin çiçekten alır balı bir eyler
Güzeli görenler aynayı n'eyler
İçi ahret dışı dünyaya benzer
Aklımı başımdan aldı bakışı
Yaktı şu sinemi aşlın ataşı
Ölmeden evveli ölse bi kişi
Kur'an da okunan imlaya benzer
KUL FAKIR'im ezel ağladım, gülmem
Okumuşum aktan,karayı bilmem
Bin derman verseler bu derdi vermem
Her dem kalp evinde durana benzer
3
Aşkın cemalin çıkmaz serimden
Pare pare etseler ayrılmam senden
Ayırma sevdiğim bizi bu demden
Canım kurban olsun yoluna dilber
Ya nice sevmeyim böyle dilberi
Sıdk ile severim sevdiğim yari
Ay ile gün gibi hüsnü cemali
Ezelden hayranım nuruna dilber
Kaşların bismillah levhi kudret
Gözlerin velleyli nuru hidayet
Elheme esmasın vücudun ayet
Cihanda erilmez sırrına dilber
Dost bakışlı aslan pençeli
Yaralı kalbime vurdun hançeri
İlikten kemikten kandan içeri
Bari ihsan eyle kuluna dilber
KULFAKIR'ım sızlar yürek yaresi
Dostun dosta kavuşmanın sırası
Sultanım elinde derdim çaresi
Ezelden yanarım narına dilber
4
Gönül arzuladı düştük yollara
Sürdüğümüz Balım Sultan yoludur
Düşürdün sultanım bizi dillere
Durduğumuz Ali Mansur darıdır
Darına dururuz cem-i alada
Göster didarını bize seyramda
Sultan Cemal derler aslı pek-zade
Cemalin görmek de gözün karıdır
Şükür kavuşturdu Pir Balım Sultan
Gezindi bendimi ol Şah-ı Merdan
Kusurum çok imiş, yakamda noksan
Sıtkınan sevenin sadık yaridir
Dertliyim derdime dermana geldim
Ali’m veliyullah fermana geldim
Cömertsin sultanım ihsana geldim
Güzel nutkun kalp evini arıtır
Kul fakır’ım serim kurban yoluna
Sultan olan bakar kulun halına
Lahmike cismike indi şanına
Ruh be ruhumuzu veren velidir
5
Gel gönül gidelim dost illerine
Aşkınan gidende yol incinir mi
Sultanı bilirse kulun halini
Mushafın yazmaya el incinir mi
Mushafın Kübradır vucüd-ı insan
Allamet Esma’yı .uyurdu süphan
İlm-i müsemmayı zikreder lisan
Hal ile söyleyen dil incinir mi
Dilde ikrar gerek tekrar olmasın
Güllerimiz has bahçede solmasın
Kel ırakip andelibi görmesin
Bülbülün sesinden gül incinir mi
Güllük gülistanlık dostun cemali
Aslı pak olanlar bulur kemali
Su balığı sakın öldürmen anı
Balık oynayınca göl incinir mi
Kul Fakır’ım marifet burasında
Kulluk hatmolunda ba’yı isminde
Yüz on dört surede mevcut Yasinde
Hakikate eren hal incinir mi
6
Dertli gönlümü deftere
Yazım neyleyim neyleyim
Ben söyledim yar tutmadı
Sözüm neyleyim neyleyim
O yar merhamet etmiyor
Sevdası serden gitmiyor
Kırık kollarım tutmuyor
Dizim neyleyim neyleyim
Kul Fakır’ım dost yoluna
Dost düşman çıktı seyrine
Mezarımı dost köyüne
Kazım neyleyim neyleyim
7
Yüz yirmi dört bin nebinin sesi
Sesini duyanlar çeker yası
İsmi Azam ol Ali'nin duası
Okuyanlar mahrum kalmaz inşallah
Nice nebi veli göçtü bu handan
Sevenleri biz de serveriz candan
Alış veriş etmek biz her dükkandan
Erenler verdiğin almaz inşallah
Erenlerin kavli birdir iki olmaz
İkilikte kalan menzile eremez
Nara atsalar şu canım yanmaz
Ali'yi sevenler ölmez inşallah
"Muti kable ente mute" ermişiz
Ölmeden evvelin bir kez ölmüşüz
Biz bu hana üç beş defa gelmişiz
Baki ıkrar fani olmaz inşallah
Elüstü bezminde bir ıkrar verdik
Gahi akıllandık gâhi deli olduk
Sultan Veyis ile Yemen'den geldik
Sırrımıza kimse ermez inşallah
Aşığın çektiği aşk belasıdır
Hitabından gelen Hak nidasıdır
Kendini bilmeyen Hakk'a asıdır
Böyle güruhlara salmaz inşallah
KUL FAKIR'ım başa gelen ne haldır
Hakkında ferman var işin de zordur
Balım Sultan düşmüşleri sen kaldır
Bize bühtan eden onmaz inşallah
8
Şaha doğru giden kervan
Çok ağlattın güldür beni
Düşmüşem elden ayaktan
Tut elimden kaldır beni
Tut elimden ferman eyle
Gel bu derde derman eyle
Götür yare kurban eyle
Öldür derse öldür beni
Arıydım baldan ayrıldım
Ne şirin dilden ayrıldım
Bülbüldüm gülden ayrıldım
Gülistana kondur beni
Tut elimden düşmeyeyim
Doğru yoldan şaşmayayım
Derdim çoktur deşmeyeyim
Böyle şaha bildir beni
Yandı KULFAKIR’ ın bağrı
Derde tay olmuyor ağrı
Çek katarı şaha doğru
Eli süre indir beni
9
Her neyi ararsan vardır bu demde
Velâgat keremna ben-i ademde
Uzaktan arama, fark et sen sende
Bir pınardan bin deryayı süzen var
Cümlenin mabutu Hak sende hazır
Vezirlikten geçip olursun nazır
Her nereye baksan görünen hızır
Yer nazarda dü cihanı gezen var
Cümle aradığın vardır ademde
Arayıp bulanlar demezler bende
Görenlerde der ki, ne olur şunda
Dört Kitap'ı derceyleyip yazan var
Okuyup ilmine âmil olanlar
Seni fark etmez mi kendin görenler
Mümin müslim böyle mi olur erenler
Günde yüzbin, tarikinden azan var
Gerçek olan belli olur işinden
Dost dosta varamaz gönül kışından
Halım yaman oldu adu taşından
Ebu Cehil gibi kuyu kazan var
Erenler sevmezler yoldan azanı
Bu ceme almazlar ıkrar bozanı
Gerçek erler fark etmez mi düzeni
Sen demeden diyeceğini sezen var
KUL FAKIR' ım taş atan kendine atar
Herkesin attığı kendini tutar
Sabreden kulların didara yeter
Kırklar meclisinde engür ezen var
10
Ceddi Piri Baba bir bab sultanım
Gönüller evinde aziz mihmanım
Fatiha suresi, ümm-ül Kuranım
Yüzüm dergahına sürmeye geldim
Girdim dergahına yeşil serili
Körler görebilmez perde gerili
Baytullah'ta gören var mı Halil'i
Onun ananesin sormaya geldim
Kalbi Beytullah'tır türbe-i celil
Piri Baba Sultan önümde delil
Sırrı Balım Sultan, Pir Bektaş Velim
Gönülde makamım görmeye geldim
Nerede çağırsam hazır yanımda
Söyleyen ben değil, Hızır yanımda
Muhammed Ali nin vezir yanında
Sahavet hüccetin almaya geldim
Muhabbet Muhammed Ali değil mi
Nasipler verici Veli değil mi
Cümle evliyadan ulu değil mi
Dar-ı Çeç' de namaz kılmaya geldim
Müminin kıblesi dostun didârı
Muhabbet aşığı neylesin varı
Dilde zikrederim On İki İmamı
Ölmeden evveli ölmeye geldim
Sene bin üç yüz kırk birde geldi
Allah Muhammed'e Cebrail saldı
Cebrail Ali'yi Kandil 'de buldu
Kubbenin üstüne konmaya geldim
Kubbe muallakta altı suyudu
Gelen geçti, gene dünya buyudu
Hasan -Hüseyin' in nesli büyüdü
Zeynel'im zindana girmeye geldim
İmam Bâkır idi çöllerde gezen
İmam Cafer idi Buyruk'u yazan
Ebu Cehil idi kuyular kazan
Musa Kazım serim vermeye geldim
Şah Taki ba-Naki dest-i velayet
Hasan-ül Askeri göster sahavet
Mehdi yol içinde yapar adalet
Girip mağaraya kalmaya geldim
Mağarayı muallağa koydular
Orada bileydi üçler, yediler
İmamlar ismine erkân kurdular
Onun icraatın bilmeye geldim
KUL FAKIR ım yol Muhammed- Alinin
Settar eyle sır Muhammed Alinin
Hilaf katma din Muhammed Alinin
Gulâmım kapında durmaya geldim
13
Zamane halkının yanına varma
Her cahil âdeme sırrını verme
O seni görmezse send'onu görme
Budur bu âlemde halın makbulu
Hal içinde hallar vardır görürsen
Eğer bu sözümden ibret alırsan
Hak kelâmı fark eyleyip bilirsen
Al-i İmran okur dilin makbulu
Dinimiz Muhammed, dilimiz Kur'an
Aliyyülazim'dir dersimiz veren
Elham suresinden süzülüp gelen
Birlik makamıdır yolun makbulu
Yolu kuran kurdu böyle aslından
Er olanlar belli olur zatından
Körler seçemedi Hakk'ı batıldan
Akrabadan hoştur elin makbulu
El mi olur biri birin bilenler
İkiliği atıp biri bulanlar
Cife-i dünyadan elin alanlar
İkilikten geçer birin makbulu
Birlik makamına sahip olmalı
Sabredip de selameti bulmalı
Kaf u Nun'un haberini almalı
Cennet-i Âlâ'da şarın makbulu
KUL FAKIR'ım bizde geldik o şardan
Getirip götüren ol Şah-ı Merdan
Evveli kulluktur ahiri sultan
Doğup dolunandır nurun makbulu
11
Atatürk İle İlgili Bir Deyiş:
Kemâl'in var olsun Mustafa Paşa
Irakıplar ölsün hele sen çok yaşa
Ortayı mal ettin hazır ol başa
Vakit tamam oldu meydan geliyor
Meydanda bell'olur er ile körler
Düzde menzil almaz dikine zorlar
Çoktan geçtiyidi hayır ü şerler
Islahat memuru sultan geliyor
Sultan olan kula bulmaz kusuru
Hicaz'ı Mekke'yi bekle Mısır'ı
Sıdkile tutarsan alun yesiri
İsmail'e Hak'tan kurban geliyor
Kurban olan Ehl-i Beyt yoluna
Kem bakmayın siyasinin haline
"Allah-ü Ekber"i getir diline
Binine yetecek bir can geliyor
Canını verenler cananın bulur
Canını sevenler geriye kalır
Acaba onların hali nic'olur
Zülfikar elinde aslan geliyor
Yedi kral olsun Hak muin ise
Esef çekme yetmiş dahi gelirse
Onların asleri topu var ise
Şükür bize Hak'tan bürhan geliyor
Hani padişahlık nerede kaldı
Zevk ü sefa ile aklını aldı
Yola kem bakanlar belasın buldu
Dünya başlarına zindan geliyor
Tanrı'nın aslanı Hazreti Ali
Ta ezel Kandil'de kurdu bu yolu
Sıdkile tutarsan yetürün eli
Nice bin dertliye derman geliyor
Bâ noktası gönüllerinden çıktı
Ecnebi kızları evini yıktı
Sekiz yüz cariye belini büktü
Sandılar ki hergün bayram geliyor
Bilemedi milletin halini
İtalyan kızına yaktı balonu
Başa geçirmişler elin körünü
Halbuki hakkında ferman geliyor
KUL FAKIR'ım fermanını okudu
Andelibim dost bağında şakıdı
Aklı selim gönül evi pak idi
Mümin müslümana seyran geliyor
12
12
Her sabah her sabah bülbülün sesi
Bülbül avazını güle getirir
Yiğit olan sırrın kimseye demez
Kötü kalbindekin dile getirir
Yiğit olan eşiğinden bellidir
Yiğit kamil olur yüzü yerdedir
Kurttan doğan yine kurt eniğidir
Akıbet başına bela getirir
Yalınız gidip yoldaş olma yolsuza
Komşu olma rehbersize pirsize
Selam verme namussuza arsıza
Birgün namusuna hile getirir
Erenler de der ki Selman-ı paktır
Kırklar da derler ki cümlesi haktır
Cehennem evinin ateşi yoktur
Herkes ateşini bile getirir
Kul Fakır'ım gezdim gurbet ellerde
Bülbül ötmez gülistansız güllerde
Çok keramet vardır tatlı dillerde
Dağdaki deliyi yola getirir
13
Zamane halkının yanına varma
Her cahil âdeme sırrını verme
O seni görmezse send'onu görme
Budur bu âlemde halın makbulu
Hal içinde hallar vardır görürsen
Eğer bu sözümden ibret alırsan
Hak kelâmı fark eyleyip bilirsen
Al-i İmran okur dilin makbulu
Dinimiz Muhammed, dilimiz Kur'an
Aliyyülazim'dir dersimiz veren
Elham suresinden süzülüp gelen
Birlik makamıdır yolun makbulu
Yolu kuran kurdu böyle aslından
Er olanlar belli olur zatından
Körler seçemedi Hakk'ı batıldan
Akrabadan hoştur elin makbulu
El mi olur biri birin bilenler
İkiliği atıp biri bulanlar
Cife-i dünyadan elin alanlar
İkilikten geçer birin makbulu
Birlik makamına sahip olmalı
Sabredip de selameti bulmalı
Kaf u Nun'un haberini almalı
Cennet-i Âlâ'da şarın makbulu
KUL FAKIR'ım bizde geldik o şardan
Getirip götüren ol Şah-ı Merdan
Evveli kulluktur ahiri sultan
Doğup dolunandır nurun makbulu
Kaynak:AŞIK KUL FAKIR- A. İhsan Aktaş- Sabri Yücel- 1991, İstanbul)
24 Şubat 2016 Çarşamba
EBE ANA SULTAN TÜRBES
EBE ANA SULTAN TÜRBESİ..domaniç
Bizans döneminde Saruhanlar Köyü’nün yukarısında kalan Orinas Kalesi’nden gelen bir grup atlı, tekfurun akrabalarından bir kadının doğum sancılarının başladığını, Ebe Ana’nın doğuma gelmesini söyler. Babası Nalbant Hüseyin Dede kızına hazırlanmasını söyledi. Bizans askerlerinin eşliğiyle kaleye çıkan Ebe Ana, tekfurun eşine doğumu yaptırır. Güneş batmış, akşamın alaca karanlığı gökyüzünü kaplamıştı. Ebe Ana, evine gitmek için üzere kalktı. Oba karşı tepedeydi. Yanına bir grup atlı verdiler. Kaleden dereye doğru inmeye başlarken atlıların kalbine kötülük düştü. Atlarından indiler. Ebe Ana ne olduğuna anlam veremedi. Aşağıya doğru kaçmaya başladı. Ebe Ana kaçarken karşısına kocaman bir kaya çıkar. Kayanın yarılmasıyla Ebe Ana kayanın içine girer ve kaya tekrar kapanır. Kaya kapanırken Ebe Ana’nın bir göğsü dışarıda kalır. Belirli dönemlerde göğsünden süt gibi bir sıvının aktığı söylenir. Saruhanlar Köyü’nde yılda iki kez Ebe Ana Sultan’ı anma törenleri düzenlenir. Saruhanlar’dan YALÇIN ailesi türbedarlık yapmakta, törenlerle ilgili tertip ve düzeni sağlamaktadır.
Bizans döneminde Saruhanlar Köyü’nün yukarısında kalan Orinas Kalesi’nden gelen bir grup atlı, tekfurun akrabalarından bir kadının doğum sancılarının başladığını, Ebe Ana’nın doğuma gelmesini söyler. Babası Nalbant Hüseyin Dede kızına hazırlanmasını söyledi. Bizans askerlerinin eşliğiyle kaleye çıkan Ebe Ana, tekfurun eşine doğumu yaptırır. Güneş batmış, akşamın alaca karanlığı gökyüzünü kaplamıştı. Ebe Ana, evine gitmek için üzere kalktı. Oba karşı tepedeydi. Yanına bir grup atlı verdiler. Kaleden dereye doğru inmeye başlarken atlıların kalbine kötülük düştü. Atlarından indiler. Ebe Ana ne olduğuna anlam veremedi. Aşağıya doğru kaçmaya başladı. Ebe Ana kaçarken karşısına kocaman bir kaya çıkar. Kayanın yarılmasıyla Ebe Ana kayanın içine girer ve kaya tekrar kapanır. Kaya kapanırken Ebe Ana’nın bir göğsü dışarıda kalır. Belirli dönemlerde göğsünden süt gibi bir sıvının aktığı söylenir. Saruhanlar Köyü’nde yılda iki kez Ebe Ana Sultan’ı anma törenleri düzenlenir. Saruhanlar’dan YALÇIN ailesi türbedarlık yapmakta, törenlerle ilgili tertip ve düzeni sağlamaktadır.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
