26 Şubat 2016 Cuma

Kul Fakır Ali (Merzifonlu)

Kul Fakır Ali (Merzifonlu)

 
 

Amasya’nın Merzifon ilçesine bağlı Kıreymir Köyünde 1873 de doğdu.1938 yılında Hakka yürüdü.Türbesi Merzifon’da evinin bahçesindedir.Asıl adı Ali’dir.Gümüşhacıköy’e bağlı Keçiköy’de bir düğüne güreşmek üzere pehlivan olarak gitti.  Aşık Kul Hüseyin adlı dervişin telkinlerine ve “gerçek pehlivan kendisiyle,kendi hırsıyla,kendi nefsiyle güreşen,onu yenendir” demesi üzerine Ali,”Sadaksın üstadım” diyerek, Aşı Kul Hüseyin’in sözlerine,öğütlerine uydu.Kendisine orda Kul Fakır mahlası verildi.Gönlüne aşkın,muhabbetin ateşleri doldu.Okur yazar değildi.Hacı Bektaş dergahına özellikle o sıralar Pir postunda oturan Ahmet Cemalettin Çelebi’ye büyük bir saygıyla,hayranlıkla bağlandı.Deyişleri yöresel aşıklar tarafından cemlerde söylenmektedir.Deyişleri A.İhsan Aktaş ve Sabri Yücel  tarafından derlendi.” Anadolu’da bir duru kaynak;Aşık Kul Fakır (1991-İstanbul ) adıyla yayınlandı.
 
Kul Fakır bir gün komşu köylerden Diphacıya gider. Akşam muhabbet sofrası kurulur. Aşıklık yapan Kul Fakır'a Haydar Hoca adındaki bir zat, Sefil Ali aşkına bir dolu verir. Kul Fakır kadehi alır, ocağın küllerine döker. Haydar Hoca bu sefer başka bir ermiş kişinin ismini anarak tekrar bir dolu daha verir. Kul Fakır yine aynısını yapar ve kadehi ocağın küllerine döker. Haydar Hoca üçüncü doluyu verirken "bu da Mustafa Kemâl'in aşkına olsun" der. Kul Fakır doluyu alır ve "ey erenler, o büyük zat aşkına zehir olsa içerim, ah mümkün olsa da ömrümüzden beşer onar yıl o cana verebilsek" diyerek kadehine niyaz edip demini içer.
 
AŞIKLIĞI
Âşıklığı ise, Kul Hüseyin tarafından uyarılması ile başlar.
Kul Fakır pehlivandır, güreşlere katılır. Düğünlerde, törenlerde güreş olurdu eskiden. Bir gün bir yerde davet olur; Kul Fakır’ı götürürler güreş için; pehlivanlığa çıkar. Gümüşhacıköy’e bağlı Keçiköy var, Keçiköy’ de yetişmiş bir evliya vardır Kul Hüseyin diye... Kul Hüseyin der ki, “ Gerçek pehlivan nefsini yenendir, nefsiyle güreşendir.” O zaman Kul Fakır nefsiyle güreşmeye başlar, nefsini yener. “Saddaksın pirim” der ve uyanır. O zaman güreşi bırakır, nefsiyle güreşmeye başlar. Ama zaten Kul Fakır’ın soyunda var, nefsinde var, bu yolun yolcusu o. Kul Hüseyin’ den de o kelimeyi kaptıktan sonra tamamen kendini yetiştiriyor.

KAYNAK : Vardan Yoğa İki Irmak Arasında Aleviliğin İzleri, Nurbanu Karataş- Evrim Can İflazoğlu,Ocak 2015, Çorum  HBVAKV

 
1
Dostun gül cemali cennettir bana
Ne çare ayrılık zamanı geldi
İstemem ayrılmak senden sultanım
Ne çare ayrılık zamanı geldi
 
İstemem ayrılmak senden sultanım
Gül cemale aşkın ile nalanım
Çıkarma gönlünden dinim imanım
Ne çare ayrılık zamanı geldi
 
Kul FAKIR’im aşık aşka yanandır
Hak erenler birbirinden kanandır
Dosta doymak olmaz kanan yalandır
Ne çare ayrılık zamanı geldi
 
 
2
Seyrimde gezerken üç dilber gördüm
Biri aydır,biri ol güne benzer
Aşkın dolusunu sundu elime
Biri allar giymiş ahtere benzer
 
Üçler olup beşten haber alınca
Üç sünneti,yedi farzı kılınca
Sağıma soluma haber verince
Sağdaki  sevdiğim Sultana benzer
 
Mümin olan arı gibi iniler
Bin çiçekten alır balı bir eyler
Güzeli görenler aynayı n'eyler
İçi ahret dışı dünyaya benzer
 
Aklımı başımdan aldı bakışı
Yaktı şu sinemi aşlın ataşı
Ölmeden evveli ölse bi kişi
Kur'an da okunan imlaya benzer
 
KUL FAKIR'im ezel ağladım, gülmem
Okumuşum aktan,karayı bilmem
Bin derman verseler bu derdi vermem
Her dem kalp evinde durana benzer
 
 
3
Aşkın cemalin çıkmaz serimden
Pare pare etseler ayrılmam senden
Ayırma sevdiğim bizi bu demden
Canım kurban olsun yoluna dilber
 
Ya nice sevmeyim böyle dilberi
Sıdk ile severim sevdiğim yari
Ay ile gün gibi hüsnü cemali
Ezelden hayranım nuruna dilber
 
Kaşların bismillah levhi kudret
Gözlerin velleyli nuru hidayet
Elheme esmasın vücudun ayet
Cihanda erilmez sırrına dilber
 
Dost bakışlı aslan pençeli
Yaralı kalbime vurdun hançeri
İlikten kemikten kandan içeri
Bari ihsan eyle kuluna dilber
 
KULFAKIR'ım sızlar yürek yaresi
Dostun dosta kavuşmanın sırası
Sultanım elinde derdim çaresi
Ezelden yanarım narına dilber
 
 
4
Gönül arzuladı düştük yollara
Sürdüğümüz Balım Sultan yoludur
Düşürdün sultanım bizi dillere
Durduğumuz Ali Mansur darıdır
 
Darına dururuz cem-i alada
Göster didarını bize seyramda
Sultan Cemal derler aslı pek-zade
Cemalin görmek de gözün karıdır
 
Şükür kavuşturdu Pir Balım Sultan
Gezindi bendimi ol Şah-ı Merdan
Kusurum çok imiş, yakamda noksan
Sıtkınan sevenin  sadık yaridir
 
Dertliyim derdime dermana geldim
Ali’m veliyullah fermana geldim
Cömertsin sultanım ihsana geldim
Güzel nutkun kalp evini arıtır
 
Kul fakır’ım serim kurban yoluna
Sultan olan bakar kulun halına
Lahmike cismike indi şanına
Ruh be ruhumuzu veren velidir
 
 
5
Gel gönül gidelim dost illerine
Aşkınan gidende yol incinir mi
Sultanı bilirse kulun halini
Mushafın yazmaya el incinir mi
 
Mushafın Kübradır vucüd-ı insan
Allamet Esma’yı .uyurdu süphan
İlm-i müsemmayı zikreder lisan
Hal ile söyleyen dil incinir mi
 
Dilde ikrar gerek tekrar olmasın
Güllerimiz has bahçede solmasın
Kel ırakip andelibi görmesin
Bülbülün sesinden gül incinir mi
 
Güllük gülistanlık dostun cemali
Aslı pak olanlar bulur kemali
Su balığı sakın öldürmen anı
Balık oynayınca göl incinir mi
 
Kul Fakır’ım marifet burasında
Kulluk hatmolunda ba’yı isminde
Yüz on dört surede mevcut Yasinde
Hakikate eren hal incinir mi
 
6
Dertli gönlümü deftere
Yazım neyleyim neyleyim
Ben söyledim yar tutmadı
Sözüm neyleyim neyleyim
 
O yar merhamet etmiyor
Sevdası serden gitmiyor
Kırık kollarım tutmuyor
Dizim neyleyim neyleyim
 
Kul Fakır’ım dost yoluna
Dost düşman çıktı seyrine
Mezarımı dost köyüne
Kazım neyleyim neyleyim
 
7
Yüz yirmi dört bin nebinin sesi
Sesini duyanlar çeker yası
İsmi Azam ol Ali'nin duası
Okuyanlar mahrum kalmaz inşallah
 
Nice nebi veli göçtü bu handan
Sevenleri biz de serveriz candan
Alış veriş etmek biz her dükkandan
Erenler verdiğin almaz inşallah
 
Erenlerin kavli birdir iki olmaz
İkilikte kalan menzile eremez
Nara atsalar şu canım yanmaz
Ali'yi sevenler ölmez inşallah
 
"Muti kable ente mute" ermişiz
Ölmeden evvelin bir kez ölmüşüz
Biz bu hana üç beş defa gelmişiz
Baki ıkrar fani olmaz inşallah
 
Elüstü bezminde bir ıkrar verdik
Gahi akıllandık gâhi deli olduk
Sultan Veyis ile Yemen'den geldik
Sırrımıza kimse ermez inşallah
 
Aşığın çektiği aşk belasıdır
Hitabından gelen Hak nidasıdır
Kendini bilmeyen Hakk'a asıdır
Böyle güruhlara salmaz inşallah
 
KUL FAKIR'ım başa gelen ne haldır
Hakkında ferman var işin de zordur
Balım Sultan düşmüşleri sen kaldır
Bize bühtan eden onmaz inşallah
 
 
8
Şaha doğru giden kervan
Çok ağlattın güldür beni
Düşmüşem elden ayaktan
Tut elimden kaldır beni
 
Tut elimden ferman eyle
Gel bu derde derman eyle
Götür yare kurban eyle
Öldür derse öldür beni
 
Arıydım baldan ayrıldım
Ne şirin dilden ayrıldım
Bülbüldüm gülden ayrıldım
Gülistana kondur beni
 
Tut elimden düşmeyeyim
Doğru yoldan şaşmayayım
Derdim çoktur deşmeyeyim
Böyle şaha bildir beni
 
Yandı KULFAKIR’ ın bağrı
Derde tay olmuyor ağrı
Çek katarı şaha doğru
Eli süre indir beni

9
Her neyi ararsan vardır bu demde
Velâgat keremna ben-i ademde
Uzaktan arama, fark et sen sende
Bir pınardan bin deryayı süzen var
 
Cümlenin mabutu Hak sende hazır
Vezirlikten geçip olursun nazır
Her nereye baksan görünen hızır
Yer nazarda dü cihanı gezen var
 
Cümle aradığın vardır ademde
Arayıp bulanlar demezler bende
Görenlerde der ki, ne olur şunda
Dört Kitap'ı derceyleyip yazan var
 
Okuyup ilmine âmil olanlar
Seni fark etmez mi kendin görenler
Mümin müslim böyle mi olur erenler
Günde yüzbin, tarikinden azan var
 
Gerçek olan belli olur işinden
Dost dosta varamaz gönül kışından
Halım yaman oldu adu taşından
Ebu Cehil gibi kuyu kazan var
 
Erenler sevmezler yoldan azanı
Bu ceme almazlar ıkrar bozanı
Gerçek erler fark etmez mi düzeni
Sen demeden diyeceğini sezen var
 
KUL FAKIR' ım taş atan kendine atar
Herkesin attığı kendini tutar
Sabreden kulların didara yeter
Kırklar meclisinde engür ezen var

10
Ceddi Piri Baba bir bab sultanım
Gönüller evinde aziz mihmanım
Fatiha suresi, ümm-ül Kuranım
Yüzüm dergahına sürmeye geldim 

Girdim dergahına yeşil serili
Körler görebilmez perde gerili
Baytullah'ta gören var mı Halil'i
Onun ananesin sormaya geldim

Kalbi Beytullah'tır türbe-i celil
Piri Baba Sultan önümde delil 
Sırrı Balım Sultan, Pir Bektaş Velim
Gönülde makamım görmeye geldim 

Nerede çağırsam hazır yanımda 
Söyleyen ben değil,  Hızır yanımda 
Muhammed Ali nin vezir yanında 
Sahavet hüccetin almaya geldim 

Muhabbet Muhammed Ali değil mi
Nasipler verici Veli değil mi
Cümle evliyadan ulu değil mi
Dar-ı Çeç' de namaz kılmaya geldim

Müminin kıblesi dostun didârı
Muhabbet aşığı neylesin varı
Dilde zikrederim On İki İmamı
Ölmeden evveli ölmeye geldim

Sene bin üç yüz kırk birde geldi
Allah Muhammed'e Cebrail saldı 
Cebrail Ali'yi Kandil 'de buldu
Kubbenin üstüne konmaya geldim

Kubbe muallakta altı suyudu
Gelen geçti, gene dünya buyudu
Hasan -Hüseyin' in nesli büyüdü 
Zeynel'im zindana girmeye geldim 

İmam Bâkır idi çöllerde gezen 
İmam Cafer idi Buyruk'u yazan
Ebu Cehil idi kuyular kazan
Musa Kazım serim vermeye geldim

Şah Taki ba-Naki dest-i velayet
Hasan-ül Askeri göster sahavet
Mehdi yol içinde yapar adalet 
Girip mağaraya kalmaya geldim

Mağarayı muallağa koydular
Orada bileydi üçler,  yediler 
İmamlar ismine erkân kurdular 
Onun icraatın bilmeye geldim

KUL FAKIR ım yol Muhammed- Alinin
Settar eyle sır Muhammed Alinin
Hilaf katma din Muhammed Alinin 
Gulâmım kapında durmaya geldim

11
Atatürk İle İlgili Bir Deyiş:
 
Kemâl'in var olsun Mustafa Paşa
Irakıplar ölsün hele sen çok yaşa
Ortayı mal ettin hazır ol başa
Vakit tamam oldu meydan geliyor
 
Meydanda bell'olur er ile körler
Düzde menzil almaz dikine zorlar
Çoktan geçtiyidi hayır ü şerler
Islahat memuru sultan geliyor
 
Sultan olan kula bulmaz kusuru
Hicaz'ı Mekke'yi bekle Mısır'ı
Sıdkile tutarsan alun yesiri
İsmail'e Hak'tan kurban geliyor
 
Kurban olan Ehl-i Beyt yoluna
Kem bakmayın siyasinin haline
"Allah-ü Ekber"i getir diline
Binine yetecek bir can geliyor
 
Canını verenler cananın bulur
Canını sevenler geriye kalır
Acaba onların hali nic'olur
Zülfikar elinde aslan geliyor
 
Yedi kral olsun Hak muin ise
Esef çekme yetmiş dahi gelirse
Onların asleri topu var ise
Şükür bize Hak'tan bürhan geliyor
 
Hani padişahlık nerede kaldı
Zevk ü sefa ile aklını aldı
Yola kem bakanlar belasın buldu
Dünya başlarına zindan geliyor
 
Tanrı'nın aslanı Hazreti Ali
Ta ezel Kandil'de kurdu bu yolu
Sıdkile tutarsan yetürün eli
Nice bin dertliye derman geliyor
 
Bâ noktası gönüllerinden çıktı
Ecnebi kızları evini yıktı
Sekiz yüz cariye belini büktü
Sandılar ki hergün bayram geliyor
 
Bilemedi milletin halini
İtalyan kızına yaktı balonu
Başa geçirmişler elin körünü
Halbuki hakkında ferman geliyor
 
KUL FAKIR'ım fermanını okudu
Andelibim dost bağında şakıdı
Aklı selim gönül evi pak idi
Mümin müslümana seyran geliyor

12
Her sabah her sabah bülbülün sesi
Bülbül avazını güle getirir
Yiğit olan sırrın kimseye demez
Kötü kalbindekin dile getirir
 
Yiğit olan eşiğinden bellidir
Yiğit kamil olur yüzü yerdedir
Kurttan doğan yine kurt eniğidir
Akıbet başına bela getirir
 
Yalınız gidip yoldaş olma yolsuza
Komşu olma rehbersize pirsize
Selam verme namussuza arsıza
Birgün namusuna hile getirir
 
Erenler de der ki Selman-ı paktır
Kırklar da derler ki cümlesi haktır
Cehennem evinin ateşi yoktur
Herkes ateşini bile getirir
 
Kul Fakır'ım gezdim gurbet ellerde
Bülbül ötmez gülistansız güllerde
Çok keramet vardır tatlı dillerde
Dağdaki deliyi yola getirir
 
13
Zamane halkının yanına varma 
Her cahil âdeme sırrını verme 
O seni görmezse send'onu görme 
Budur bu âlemde halın makbulu 

Hal içinde hallar vardır görürsen 
Eğer bu sözümden ibret alırsan 
Hak kelâmı fark eyleyip bilirsen 
Al-i İmran okur dilin makbulu 

Dinimiz Muhammed, dilimiz Kur'an 
Aliyyülazim'dir dersimiz veren 
Elham suresinden süzülüp gelen 
Birlik makamıdır yolun makbulu 

Yolu kuran kurdu böyle aslından 
Er olanlar belli olur zatından 
Körler seçemedi Hakk'ı batıldan 
Akrabadan hoştur elin makbulu 

El mi olur biri birin bilenler 
İkiliği atıp biri bulanlar 
Cife-i dünyadan elin alanlar 
İkilikten geçer birin makbulu 

Birlik makamına sahip olmalı 
Sabredip de selameti bulmalı 
Kaf u Nun'un haberini almalı 
Cennet-i Âlâ'da şarın makbulu 

KUL FAKIR'ım bizde geldik o şardan 
Getirip götüren ol Şah-ı Merdan 
Evveli kulluktur ahiri sultan 
Doğup dolunandır nurun makbulu

 
Kaynak:AŞIK KUL FAKIR- A. İhsan Aktaş- Sabri Yücel- 1991, İstanbul) 

24 Şubat 2016 Çarşamba

EBE ANA SULTAN TÜRBES

EBE ANA SULTAN TÜRBESİ..domaniç



Bizans  döneminde  Saruhanlar  Köyü’nün  yukarısında  kalan  Orinas  Kalesi’nden  gelen  bir  grup  atlı,  tekfurun  akrabalarından  bir  kadının  doğum  sancılarının  başladığını,    Ebe  Ana’nın  doğuma  gelmesini  söyler.  Babası  Nalbant  Hüseyin  Dede  kızına  hazırlanmasını  söyledi. Bizans  askerlerinin  eşliğiyle  kaleye  çıkan  Ebe  Ana,  tekfurun  eşine  doğumu yaptırır. Güneş  batmış,  akşamın  alaca  karanlığı  gökyüzünü  kaplamıştı.  Ebe  Ana,  evine  gitmek  için  üzere  kalktı.  Oba  karşı  tepedeydi.  Yanına  bir  grup  atlı  verdiler.  Kaleden  dereye  doğru  inmeye  başlarken  atlıların  kalbine  kötülük  düştü.  Atlarından  indiler.  Ebe  Ana  ne  olduğuna  anlam  veremedi.  Aşağıya  doğru  kaçmaya  başladı.  Ebe  Ana  kaçarken  karşısına  kocaman  bir  kaya  çıkar.  Kayanın  yarılmasıyla  Ebe  Ana  kayanın  içine  girer  ve  kaya  tekrar  kapanır.  Kaya  kapanırken  Ebe  Ana’nın  bir  göğsü  dışarıda  kalır.  Belirli  dönemlerde  göğsünden  süt  gibi  bir  sıvının  aktığı  söylenir. Saruhanlar  Köyü’nde  yılda  iki  kez  Ebe  Ana  Sultan’ı  anma törenleri  düzenlenir.  Saruhanlar’dan  YALÇIN  ailesi  türbedarlık  yapmakta,  törenlerle  ilgili  tertip ve  düzeni  sağlamaktadır.

KADINCIK ANA

KADINCIK ANA..afyon



Afyon Mevlevihanesinin batı tarafında bulunana Kadınana türbesinde Melek Peyker ile Naime Gevher Hanım2lar medfundur. Binası taş duvarlı, ahşap tavanlı olup çatısı kiremitle örtülüdür. Türbe içersinde beş kişiye ait mezarlardan büyük olanı Melek Peyker, yanındaki sanduka ise Naime Gevher hanıma aittir. Arka bölümde bulunan üç küçük sandukanın ise kimlere ait olduğu bilinmemektedir.
Selçuklu hükümdarlarından III. Alaaddin Keykubat’ın kızları olan Kadınanalar, anlatılanlara göre Anadolu Valisi Emir Çobanoğlu Demirtaş (Timurtaş) Beyin zulmünden kaçarak Afyonkarahisar’da Sahipataoğullarına sığınırlar.
Tüm mal varlıklarını şehrin gelişmesinde ve hayır işlerinde kullanan kardeşlerden Melek Peyker, Orta Kalacık’taki kaynaktan açıkta gelen suyu, kapalı ark haline getirir. Naime Gevher Hatun, şehrin ortasından geçen dere üzerine köprüler inşa ettirir. Asiye Sultan ise (Kadınana İlköğretim okulu yanında Türbesi var) bu günkü Saraçlar içi, Kadınana türbesi, Müftülük, Afyon Lisesi ve Ordu Bulvarı başlangıcına kadar olan bölgede yaklaşık bin kişilik mezar yaptırır. Bu üç kız kardeşe Afyonkarahisarlılar tarafından kadirşinaslık eseri olarak ‘Kadınana’ lakabı verilir. 1330’da Nusreddin Ahmed tarafından yaptırılan ve şehrin en eski mahallesine isim veren Kubbeli Mescid, tek kanatlı kapısıyla Selçuklu mimari tarzında olup, yıldızlı, geometrik ve bitki motifli oymalı bir sanat eseridir.

Sarı Ana Türbesi

Sarı Ana Türbesi..marmaris

Bir adı da Yörük Fatma olan Sarı Ana'nın hikayesi Marmaris Müftülüğü'nce şöyle anlatılıyor: "1522 yılında Rodos'u fethetmek için Marmaris'e gelen Kanuni Sultan Süleyman onu ziyaret ederek, fetih hakkında tavsiyelerini sorar. O da 'Armutalan semtinde konaklayan askerlerden, halkın meyvesini izinsiz olarak alan askerleri bu sefere götürmediğin takdirde başarılı olacaksın' der. Buna uyan Kanuni Rodos'u fethetmiştir. Rodos'tan dönen Kanuni teşekkür etmek için uğradığı Sarı Ana'nın vefatını öğrenir ve üzülür. Kabri üzerine bir türbe yapılmasını ve önündeki dereye de halkın ziyareti için köprü inşaedilmesini emreder. 16. yüzyılda yaşayan Sarı Ana'nın türbesi kendi adını taşıyan semtte Marmaris merkezine ve koyuna bakan yamaçta bulunmaktadır."
Sarıana'nın günümüzde olduğu gibi yaşadığı devirde de manevi kimliği ve kerametlerinin ünü memleketin her tarafına yayılmıştır. Sarı Ana'nın bir inekten Kanuni'nin birliklerine yetecek kadar süt sağması, hayırlı işlerde halka yol göstermesi ve çeşitli kerametleri hala anlatılmaktadır

23 Şubat 2016 Salı

İmam Ali Makamı..Kerbela

İmam Ali  Makamı..Kerbela 



İmam Ali Makamı'nın eyvanı
Kerbelâ


Kerbela’nın merkezinde, Beynelharemeyn civarında, Belveş Meydanı yakınında, İmam Ali (as) Makamı vardı. Bu makam, 1930’lu yıllarda Faysal Caddesini genişletme çalışmaları sırasında Mutasarrıf Salih Cebr tarafından yıktırılmış, bundan sonra da caddeye İmam Ali Caddesi adı verilmiştir.

Kerbela'daki İmam Ali Makamı hakkında bilinenler oldukça azdır. Eyvanın yukarıdaki fotoğrafı, Muhammed Said Turayhi'nin çıkardığı Mevsim dergisinde yayımlanmıştır. 

1853 yılında Kerbela’yı ziyaret eden Avrupalı seyyah ve arkeolog William Luftes bu makamı görmüştür. Makamı şöyle anlatır: Kerbela dervazelerinin (şehir kapılarının) dışında küçük bir mescid vardı. Mescid, halkın anlattığına göre, İmam Ali'nin meşhur rüyayı gördüğü çadırının yerine yapılmıştır. 12 köşeli, 6 kapılı, dışında bir eyvan bulunan mescidin tavanını sütunlar taşımaktadır.

Avrupalı seyyah kitabında yapıya dair halk söylencelerini nakletmiştir. Halkın anlattığına göre İmam Ali Sıffin Savaşı’na giderken Kerbela'da konaklamış, burada kurulan çadırda oğlu Hüseyin'in şehid edileceğine dair bir rüya görmüş ve rüyasını ashabına anlatmıştır.

Hadisenin aslı tarih ve hadis kaynaklarında rivayet olunmuştur. Bu rivayetlerden bazılarını aşağıda naklediyoruz:

İbn Abbas şöyle rivayet etmiştir: 
Hz. Ali Sıffin Savaşı’na gittiğinde ben de onunla birlikteydim. Fırat nehri yanında bulunan Neyneva’ya (Kerbela) vardığımızda durdu ve yüksek sesle “Ey İbn Abbas, burayı bilir misin?” diye sordu. Ben “Hayır, ey Emirelmüminin!” cevabını verince şöyle buyurdu: “Eğer burayı bilseydin benim gibi ağlar, gözyaşı dökmeden buradan geçemezdin.”

Hz. Ali bunu dedikten sonra ağlamaya başladı; ağlamaktan sakalı ıslandı, gözyaşları göğsüne süzülüyordu. Onun bu halini görünce biz de ağlamaya başladık. Hz. Ali bir yandan ağlıyor, bir yandan şunları söylüyordu:

“Ah, ah! Benimle Ebu Süfyan oğulları arasında ne gibi bir ilişki olabilir? Benimle küfür velilerinin, şeytan hizbinin ne ilişiği vardır? Sabret ve sabırlı ol ey Eba Abdillah! Senin onlardan çektiklerinin aynısını baban da çekti.”

Abdullah b. Neci babasından şöyle nakler:
Hz. Ali ile Sıffin Savaşı’na gidiyorduk. Neyneva denilen yere vardığımızda, Hz. Ali ağlamaya başladı; gözünden akan yaşlar toprağı ıslatıyordu. Sonra şöyle seslendi: “Ey Eba Abdillah, Fırat nehri kenarında sabırlı ol. Sabırlı ol ey Eba Abdillah!”

Neci şöyle ekler: Meselenin ne olduğunu sorduğumuzda Ali şöyle buyurdu:
Bir gün Resulullah’ın yanına gitmiştim; onu ağlarken buldum. “Ey Allah Resulü! Niçin ağlıyorsunuz? Yoksa sizi kızdıran mı oldu?” diye sordum. Şöyle buyurdu: “Hayır, Cebrail sen gelmeden biraz önce buradaydı ve bana, Hüseyin’in Fırat nehrinin yanında şehid olacağı haberini verdi. Cebrail bana, ‘Onun (Hüseyin’in şehid olacağı) toprağını görmek ister misin?’ dediğinde, evet, dedim. Elini uzatıp bana bir avuç toprak verdi. İşte bu yüzden ağlıyorum.”

Esbağ b. Nubate ve Hasan b. Kesir şöyle rivayet etmiştir:
Sıffin Savaşı yolculuğunda Neyneva denen yere varmıştık. Hz. Ali’ye oranın Kerbela olduğu söylenince, (ağlayarak,) “Bela ve üzüntü yeridir.” buyurdu. Sonra eliyle bir yere işaret ederek, “Burası, bineklerinden inecekleri, yüklerini indirecekleri yerdir. Develerinin çökeceği yer de burası.” dedi. Sonra bir başka yeri işaret ederek, “Burası da kanlarının akıtılacağı yer.” buyurdu.

Esbağ b. Nubate’nin rivayetinde Hz. Ali’nin sözlerinin devamında şöyle buyurduğu geçer: “Resulullah’ın hanedanından bir bölük bu alanda öldürülecek; onların hâline yer ve gök ağlayacak.”

Ertuğrul Ertekin

Fotoğrafı Kerbela’dan gönderen Hz. Ebulfazl Abbas Türbesi Müdürlüğü’nde müdür yardımcısı olan Salah es-Sirac’a ve hadisleri tahric eden Abbas Kazımî Hocam’a teşekkür ederim.
_______________
kaynak: Dırasat havle'l-Kerbela, s.127; Musa Güneş, Kerbela Şehidlerine Ağlamak, Kevser Yayınları, 2. baskı, İstanbul 2014.

Kerbela Şehidleri: Ali Asgar

Kerbela Şehidleri: Ali Asgar

Ali Asgar, İmam Hüseyin'in kollarında
Muhammed Han Deştî, Devazdeh Bend
İran Meclis Kütüphanesi
Abdullah Ali Asgar, İmam Hüseyin’in (as) en küçük oğludur. Annesi, İmriü’l-Kays b. Adiy’in kızı Rübab’dır. Medine'de doğmuştur. Kerbelâ’da şehid olduğunda altı aylık olduğu rivayet edilmiştir. 

Tarihçi Yakubî (ö. 292/905’ten sonra), rivayetinde, İmam Hüseyin’in Kerbela’da dünyaya gelen bir oğlundan da söz etmektedir. Bu bebeğin adının Abdullah olduğunu söyleyen Yakubî’ye göre bebek, o esnada altı aylık olan Ali Asgar’ın küçük kardeşidir.

Yakubî’nin rivayetine göre İmam Hüseyin, Âşura Günü savaş meydanına gitmek için atına bindiğinde, kadınlar, birkaç dakika önce dünyaya gelen bir bebeği kucağına verdiler. İmam Hüseyin de bebeğin kulağına ezan okudu. Bu esnada bebek, boğazına isabet eden bir okla şehid oldu. İmam Hüseyin oku bebeğin boğazından çıkarıp kanını üzerine sürdü ve “Vallahi ey bebek, sen Allah katında Salih’in dişi devesinden daha değerlisin. Deden de Allah katında Salih’ten daha değerlidir!” buyurdu.

Bu rivayeti yorumlayan şarihler, İmam Hüseyin’in bu sözünü şöyle şerh etmişlerdir: “Nasıl ki Allah Salih Peygamber’in dişi devesini öldüreni helak ettiyse bu bebeği öldüreni de helak edecektir.”

Sonra İmam Hüseyin bebeğin naaşını oğullarının ve yeğenlerinin naaşlarının yanına yatırdı.

Bu rivayeti Yakubî dışındaki tarihçiler ve maktel müellifleri nakletmemiştir. Öte yandan İmam-ı Zaman’dan (af) nakledilen Nahiye-i Mukaddese Ziyareti’nde yalnızca tek bir bebekten söz edilmiştir. O  da, altı aylıkken şehid edilen Abdullah’tır.

“Babasının kucağında katledilen süt çocuğu, bebek Abdullah b. Hüseyin’e selam olsun!”

Abdullah ile Ali'nin farklı iki bebek mi, yoksa aynı bebek mi olduğu konusunda tarihçi Resul Caferiyan şöyle bir yorumda bulunur:“Kerbela'da büyük ihtimalle tek bir bebek vardı. Adının Ali olarak zikredilmesinin nedeni, büyük babasının adına teyemmün ve teberrüktür. Aynı zamanda Abdullah ismine sahip olması da mümkündür. Nitekim neseb âlimi Amrî (V./XI. yüzyıl) İmam Hüseyin'in Ali adında iki oğlu olduğunu nakleder: Ali Ekber ve Ali Asgar (İmam Zeynelabidin).

Abdullah Şiîler arasında Ali Asgar diye tanınmaktadır.

*
Ali Asgar’ın ne şekilde şehid olduğu konusunda dört farklı rivayet bulunmaktadır.

Birinci rivayet:
10 Muharrem 61/10 Ekim 680 Âşura Günü, İmam Hüseyin, kılıç sallamaktan yorgun düşmüş halde çadırının kıyısına çöküp oturmuştu. Sonra küçük oğlu Ali Asgar’ı getirdiler. İmam Hüseyin bebeği dizine oturtmuş, öpüp kokluyordu. Bu esnada Esed Oğullarından biri bir ok fırlattı ve ok bebeğin boğazını deldi. İmam Hüseyin bebeğin boğazından akan kanı avucuna aldı, havaya savurup, “Rabbim! Nusretini bizden aldıysan, bize daha hayırlısını ver ve intikamımızı şu zalimlerden al!” dedi.

İkinci rivayet:
İmam Hüseyin, 10 Muharrem 61/10 Ekim 680 Âşura Günü, düşman askerleriyle çarpışmak için savaş meydanına doğru hareket etmişken Hz. Zeyneb (as) kucağında Ali Asgar’la çadırından dışarı çıktı. İmam Hüseyin’e bebeğin üç gündür su içmediğini hatırlatıp, bir damla olsun su talep etmesini istedi.

İmam Hüseyin bebeği kucağına alıp düşmana seslendi:

“Ey topluluk! Şiîlerimizi ve Ehl-i Beytimizi öldürdünüz, geride sadece bu bebek kaldı. O da susuzluktan dudaklarını emiyor. Ona bir yudum su verin!”

Bu esnada bir düşman askerinin yayından fırlayan ok, bebeğin boğazına isabet etti. Bunun üzerine İmam Hüseyin şöyle dedi:

“Allahım! Önce yardım vaadiyle bizi çağıran, sonra bizi öldüren bu toplulukla bizim aramızda sen hüküm ver!”

Üçüncü rivayet
Ebu Mihnef şöyle rivayet eder: “İmam Hüseyin çökmüş, oturmuştu (ayakta duracak, çarpışacak gücü kalmamıştı), bir bebek ona doğru geldi. İmam Hüseyin bebeği dizine oturttu. Bebeğin adının Abdullah olduğu söylenmiştir. Esed kabilesinden Ukbe b. Beşir bana anlattı: İmam Bâkır bana, ‘Esed Oğullarında bizim bir kanımız var.’ dedi. ‘Allah size rahmet eylesin, benim günahım nedir? Ve bu kan kimin kanıdır?’ dedim. İmam Bâkır, ‘Hüseyin’in bebeği ona doğru gelip kucağına oturdu. O esnada siz Esed Oğullarından biri bir ok fırlatıp bebeği öldürdü. İmam Hüseyin kanı avuçladı, havaya serperken: Allahım! Bize nusretini göndermedin, bunu hayırlı bir yerde sakla ve intikamımızı zalimlerden al! dedi.”

Dördüncü rivayet
İbn A’sem’in (ö. 320/932’den sonra) naklettiği sahih kabul edilen rivayet ise şöyledir:

10 Muharrem 61/10 Ekim 680 Âşura Günü, İmam Hüseyin, İmam Hasan’ın yadigârı Kasım’ın cansız bedenini oğlu Ali Ekber’in naaşının yanına yatırdıktan sonra haykırdı:

“Resulullah’ın haremini savunacak kimse yok mu? Ehl-i Beyt hakkında Allah’tan korkan bir muvahhid yok mu? Allah’a ümit bağlayıp bize sığınma verecek kimse yok mu? Allah’a ümit bağlayıp bize yardım edecek kimse yok mu?”

Ali Asgar'ın şehid düştüğü makam
Kerbela
İmam Hüseyin’in bu sözlerini duyan kadınlar ve çocuklar ağlaşmaya başladı. Sonra İmam Hüseyin, Hz. Zeyneb’den (sa) en küçük oğlu Ali Asgar’ı getirmesini istedi: “Oğlumu getir de vedalaşayım!” Hz. Zeyneb bebeği ağabeyine verdi. İmam Hüseyin bebeği kucakladı, öpmek istedi. Tam o esnada Hermele b. Kahilî bir ok fırlattı. Ok bebeğin boğazını deldi. İmam Hüseyin kız kardeşine bebeği almasını söyledi. Sonra iki avucunu bebeğin boğazından akan kanla doldurup, kanı havaya savurdu. Şöyle dedi:

“Başıma gelenlere tahammül etmek benim için kolay; çünkü her şey Allah’ın mahzarında oluyor!”

İmam Muhammed Bâkır (as) Ali Asgar’ın kanının bir damlasının bile yere düşmediğini rivayet etmiştir.

İmam Hüseyin kılıcının kabzasıyla bebeğe küçük bir mezar kazmış, cenaze namazı kıldıktan sonra onu toprağa vermiştir.

*
Boşnak fakih, şair ve sufî şeyhi Asaf Durakovic, Kerbela Destanı'nda, Ali Asgar’ın şehadetini şöyle anlatır:

Üç günden beri boğazından ne süt ne su geçti yavrumun
Azıcık can gelsin ona, Allah rızası için verin bir yudum
Şayet kendim için istediğimi düşünüyorsanız suyu
Ellerinizle içiresiniz diye ona, size emanet edebilirim oğlumu
Rabbim karşılıksız bırakmaz yapılan hiçbir hayrı, zerre kadar dahi olsa
İstemez misiniz amel defterinize yazılsın son bir hayır daha

Düşman saflarında bir huzursuzluktur baş gösterdi bu sözler işitilince
Lanet üstüne lanet yağdırıyordu bazı askerler İbn Sad ve Yezid’e
İsyandan korkan İbn Sad, döndü taş kalpli bir zebella olan Hermele’ye
Ve ona şu emri verdi: Yayınla ve okunla karşılık ver Hüseyin’in isteğine
Hermele bir an tereddüt etmeden koyuldu oku yaya yerleştirmeye
Üç başlı çatallı okun hedefe ulaşması bir oldu yayın kirişinin titremesiyle

O sipsivri ok delip geçti Hüseyin’in mübarek kolunu
Sonra saplanıp büktü Ali Asgar’ın narin boynunu
Yavrunun minicik yüzü titredi hafif bir tebessümle
O yavru işte bu tebessümle bıraktı kendini ebedî istirahata
Tam bu esnada titreyen zemini yarıp çıkan bir ses yükseldi feleğe
Dedi: Ya İmam, nasıl dayanırım bu masumun kanının dökülmesine

Ali Asgar’ın boynundan akan kanlar ağarken göğe
Gök gürleyerek dedi: Ya İmam, nasıl dayanırım bu olup bitenlere
Böyle bir ağırlığı taşıyamazdı zira yüklense bütün gökkubbe bile
İşte böyle ağır bir yükün altına girmişti şahit olanlar bu hadiseye
Hüseyin, Ali Asgar’ın kanına bulanmış elleriyle dokundu yüzüne
Ve kaldırdı ne eminin ne arşın taşıyabildiği bu yükü tevekkülle

Sonra oğlunun naaşını annesinin kollarına bıraktı Hüseyin
Kılıcıyla bir mezar kazıp o ufacık bedeni çöle defnetmek için
Farkındaydı, yaratılıştan beri var olagelen bütün şerlerin
Yavrusunun ölümüne sebep olan büyük öfkeye dercedildiğinin
Allah katında kurtuluş ümidi kalmamıştı artık Yezidlerin
Kendilerine verilen son fırsatı da ellerinin tersiyle ittikleri için[1]

Ertuğrul Ertekin

kaynak: Allame Seyyid İbn Tavus, Kerbela Şehitlerinin Ardından, çev. Cafer Bayar, İstanbul 2014, s. 86-87; Ebu Mihnef, Kerbela Vakıası, çev. Nuri Dönmez, İstanbul 2010, s. 193; Resul Caferiyan, Teemmulî der Nehzet-i Âşura, Kum 2007, s. 135-137; Seyyid Asgar Nazımzade Kummî, Ashab-ı İmam Hüseyin (as), Kum 2011, s. 194-202.
[1] Asaf Durakovic, Hüseyin Kerbela Destanı, çeviri: Öykü Sezer, İstanbul 2013, s. 86-87.

Kerbela Şehidleri: Kasım b. Hasan

Kerbela Şehidleri: Kasım b. Hasan


Kasım b. Hasan'ın Ezrak'ı öldürmesi
Konya Mevlana Müzesi 

Kasım b. Hasan b. Ali b. Ebi Tâlib, 47/667-668 yılında Medine’de doğdu. İki yaşındayken babası İmam Hasan’ı (as) kaybetti (5 Rebiyülevvel 50/2 Nisan 670). Babasının şehadetinden sonra, Kerbelâ’da şehid oluncaya dek, amcası İmam Hüseyin’in himayesinde büyüdü. Kerbelâ’ya annesi, erkek ve kız kardeşleri ile birlikte gitti. Şehid olduğunda 13 veya 14 yaşındaydı.

*
İmam Hüseyin, 9 Muharrem 61/9 Ekim 680’de, Tasua akşamı bir konuşma yaptı; akrabalarını ve sahabîlerini ertesi gün bütün erkeklerin öldürüleceği konusunda uyardı ve onlara isterlerse gecenin karanlığından faydalanıp gidebileceklerini söyledi. İmam Hüseyin’in bütün akrabaları ve sahabîleri ölümü göze almıştı; kimse gitmedi. 

Bu esnada yaşça en küçük olan Kasım, İmam Hüseyin’in yanına geldi ve “Ben de yarın öldürülenlerden olacak mıyım?” diye sordu. Bunun üzerine İmam Hüseyin, Kasım’a ölümü nasıl gördüğünü sordu. Kasım, “Bence baldan tatlıdır.” diye cevap verdi. İmam Hüseyin, “Amcan kurban olsun! Evet, sen de büyük belaya müptela olduktan sonra öldürüleceksin!” dedi ve ekledi: “Küçük oğlum Abdullah da öldürülecek!” Kasım, “Süt çocuğunu da mı öldürecekler?” diye sorunca İmam Hüseyin, “Evet!” dedi.

10 Muharrem 61/10 Ekim 680 Âşura Günü, Ali Ekber’in şehadetinden sonra Kasım, amcası İmam Hüseyin’in yanın gidip ondan savaşmak için izin istedi. İmam Hüseyin Kasım’a baktı, kucakladı; ikisi birden ağladı. İmam Hüseyin henüz küçük olduğundan ona savaşma izni vermedi. Kasım amcasının elini ayağını öptü, ısrar etti ve amcasından izin aldı.

Ağlamaklı, amcası İmam Hüseyin’den ayrılan Kasım, recez okuyarak düşman askerlerine doğru yürüdü:

“Beni tanımıyorsanız söyleyeyim; ben Hasan’ın oğluyum,
O da kendisine itimat edilen Nebi Mustafa’nın (s) oğludur.
Hüseyin bir esir misali öyle bir güruhun ortasında kaldı ki,
Allah yağmurlu günde onları susuz bıraksın!”

Kasım b. Hasan, üstünde abası ve gömleği, ayağında sol bağcığı açılmış sandallarıyla savaş meydanına girdiğinde hâlâ recez okuyordu:

“Ben Ali neslinden Kasım’ım,
Beytullah’a ant olsun biz Nebi’ye,
Şimr Zilcevşen’den de, evlatlıktan da (İbn Ziyad) daha yakınız!”

Kasım artık savaş meydanında, düşman askerlerinin karşısındaydı. Bundan sonra olanları Humeyd b. Müslim anlatır:

“Ben Ömer b. Sad’ın askerlerinin arasındaydım. Bize doğru gelen bir delikanlı gördüm; yüzü ay parçası gibiydi, elinde bir kılıç vardı, üzerinde de abasıyla gömleği. Ayağında da sandalları vardı; hiç unutmam sol tekinin bağcığı açıktı. Amr b. Said bana, ‘Vallahi üstüne saldırıp onu öldüreceğim.’ dedi. Subhanallah! Ne yapmak niyetindesin, zaten etrafı sarılmış, bu ona yeter, dedim. ‘Yok, yok, üstüne saldırıp onu ben öldüreceğim!’ dedi. Bunu der demez Kasım’ın üstüne saldırdı, bir kılıç darbesiyle alnını yardı. Kasım yüzüstü yere yığıldı, haykırıyordu: ‘Amcacığım! Yardımıma koş!’ Hüseyin bir şahin hızıyla yetişti, Kasım’ın başucunda durup aslan misali onun katiline saldırdı. Hüseyin kılıcını kaldırdığında Amr, kendini korumak için kolunu kaldırınca kolu koptu. Sonra bağırmaya, yardım çağırmaya başladı. Kufeli askerler yardımına koştular. Çarpışma başladı. Bu esnada Amr b. Said kurtuldu. (Amr b. Said’in çıkan hengâmede öldüğü de rivayet edilmiştir.) Kasım’ın bedeniyse atların ayaklarının altında un ufak oldu.”

Ortalık biraz yatışıp da toz duman dinince İmam Hüseyin, Kasım’ın yanında durdu. Kasım ayaklarını yere vuruyor, son nefesini soluyordu. Yeğeninin bu halini gören İmam Hüseyin düşman askerlerine beddua etti:

“Seni öldürenler Allah’ın rahmetinden uzak olsunlar! Kıyamet gününde onların düşmanı deden olacak!”

Sonra Kasım’a döndü:

“Vallahi yardıma çağırdığında elinden bir şey gelmemesi amcanı kahretti. Gerçi elinden bir şey gelseydi de sana bir faydası dokunmazdı; çünkü bugün onun düşmanları çok, yardımcıları azdır.”

Ardından Kasım’ın un ufak olmuş cansız bedenini göğsüne bastırdı, savaş meydanından çıkardı.
Kasım b. Hasan'ın çadırı
Muhayyem, Kerbela*
Humeyd b. Müslim bu sahneyi şöyle anlatır:

“Kasım'ın ayakları yerde sürünüyordu; İmam Hüseyin onu sımsıkı göğsüne bastırmıştı. Kasım’ı oğlu Ali Ekber’in ve öteki Haşimî şehidlerin yanına yatırdı.

Ertuğrul Ertekin
______________
kaynak: Allame Seyyid İbn Tavus, Kerbela Şehitlerinin Ardından, çev. Cafer Bayar, İstanbul 2014, s. 85-87; Ebu Mihnef, Kerbela Vakıası, çev. Nuri Dönmez, İstanbul 2010, s. 190-191; Resul Caferiyan, Teemmulî der Nehzet-i Âşura, Kum 2007, s. 138-139; Seyyid Asgar Nazımzade Kummî, Ashab-ı İmam Hüseyin (as), Kum 2011, s. 235-241.


22 Şubat 2016 Pazartesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Efe Sultan Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Efe Sultan Türbesi: Efe Sultan Türbesi Efe Sultan Türbesi   AFYONKARAHİSAR –Efe Beldesi :  Afyonkarahisar İli Şuhut İlçesine bağlı Efe Beldesin...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Hıdır İlyas Dede Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Hıdır İlyas Dede Türbesi:   Hıdır İlyas Dede Türbesi ..Menemen  İzmir ili, Menemen ilçesi Kazımpaşa Mahallesi Yıldız Tepe mevkii batısında yol...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Dilek Dede Türbesi ..Tire

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Dilek Dede Türbesi ..Tire: Dilek Dede Türbesi ..Tire Tirenin Gökçen ilçesi Dibek sokak ta bulunur. Dilek Dedenin kimliği hakkında ve türbenin ne zaman y...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Kaplan Paşa Türbesi . Tire

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Kaplan Paşa Türbesi . Tire: Kaplan Paşa Türbesi – Kaplan Köyü – Tire  Tire İlçe merkezine beş km. mesafede bulunan Kaplan köyünün batı yakasında dere ...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Yedi Kardeşler (Sır Hatunlar)Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Yedi Kardeşler (Sır Hatunlar)Türbesi: Yedi Kardeşler (Sır Hatunlar)Türbesi ..Tire İzmir ili Tire ilçesinde, Kavakdibi Caddesinde, eğimli bir arazide bulunan ...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Seyit Battal Gazi Torunları Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Seyit Battal Gazi Torunları Türbesi: Seyit Battal Gazi Torunları Türbesi - Bornova İzmir Bornova ilçesinde Büyük Caminin kuzeybatısında bulunan bu türbenin...

19 Şubat 2016 Cuma

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Karaca Ahmet Türbesi, Üsküdar, İstanbul

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Karaca Ahmet Türbesi, Üsküdar, İstanbul:  Karaca Ahmet Türbesi, Üsküdar, İstanbul İstanbul Üsküdar ilçesi, Aşçıbaşı Mahallesi, Karaca Ahmet Caddesi’nde bulunan Karaca Ahm...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Türabi Baba Türbesi, Beyoğlu, İstanbul

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Türabi Baba Türbesi, Beyoğlu, İstanbul: İstanbul ili Beyoğlu ilçesi, Kasımpaşa’da Camii Kebir Mahallesi, Türabi Baba Caddesi üzerinde bulunan bu türbe XIX. yüzyılda yap...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: SARIKIZ EFSANESİ

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: SARIKIZ EFSANESİ: SARIKIZ EFSANESİ Çok uzun yıllar önce bu d ağda  güzelliği dillere destan bir kız yaşarmış, Sarıkız derlermiş onun adına, uzun sarı...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Servergazi Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Servergazi Türbesi: Servergazi Türbesi, Merkezefendi ilçesine bağlı Gerzele Mahallesi’nde bulunmaktadır. Dağ yamacına yakın bir noktada konumlanmış olan tü...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: KARACAOĞLAN

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: KARACAOĞLAN: Büyük bir halk şairi olan Karacaoğlan'ın hayatı üzerine yapılan araştırmalarda kesin bir bilgi yoktur. Son yıllarda yapılan araştır...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Hasan Basri ( Korucuk ) Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Hasan Basri ( Korucuk ) Türbesi: Hasan Basri ( Korucuk ) Türbesi Battalgazi merkezde bulunan sekizgen şeklindeki türbe son yıllarda yapılan çalışmalar ile hem bir türbe z...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Hoşebe türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Hoşebe türbesi: HOŞEBE TÜRBESİ  Hoşebe türbesi,Nallıhan’a 3  km.uzaklıktaki Akdere köyünün yakınındaki ardıç koruluğunun içinde,yüksek bir tepenin yamacın...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Şah Sultan Türbesi

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Şah Sultan Türbesi: Şah Sultan Köyümüz Bozanda Türbesi bulunan Şah Sultanı elimizde bulunan bir Divan ve Sayın Ali İhsan Öztürk ün ulaştırdığı Halil Yazğan ta...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: BİNBİR OKLU AHMET BABA TÜRBESİ

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: BİNBİR OKLU AHMET BABA TÜRBESİ: Binbir Oklu Ahmet Baba Türbesi Erenler Köyü'nün girişinde, Pınarhisar'ın 4 Km doğusunda bulunmaktadır. TARİHÇESİ B...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: GÜNDOĞDU TÜRBESİ ..nigde

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: GÜNDOĞDU TÜRBESİ ..nigde: Niğde/Merkez, Yenice Mah. Türbe Sokak’ta ve Hüdavent Hatun Türbesi güney yönündedir. Türbenin inşa kitabesi yoktur. Fakat Safer 745H./Ha...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: SARI KADIZADE ŞEYH MUSTAFA EFENDİ TÜRBESİ

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: SARI KADIZADE ŞEYH MUSTAFA EFENDİ TÜRBESİ: Türbe Sarıgazi’de, Sarıgazi Köyü Camii diye bilinen caminin sağ tarafındadır. Mustafa Dede Sarı Kadı Mehmet Efendi’nin oğludur ve baba...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: ABDURRAHMAN GAZİ TÜRBESİ..istanbul..sancaktepe

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: ABDURRAHMAN GAZİ TÜRBESİ..istanbul..sancaktepe: ABDURRAHMAN GAZİ TÜRBESİ Abdurrahman Gazi Osmanlı Devletinin kuruluşunda büyük hizmetleri geçmiş bir kumandan, Aydos kalesinin fatihidir. Do...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: İMAMI-I BİRGİVİ KABRİ

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: İMAMI-I BİRGİVİ KABRİ: 15. Yüzyılda Birgi’de yaşamış, hurafelere karşı savaş açmış, İslam âlimi İmamı-ı Birgivi Mehmet efendinin öğrencilerinin ve kendisinin meza...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: SULTAN ŞAH TÜRBESİ

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: SULTAN ŞAH TÜRBESİ: Türbe, Birgi’yi fetheden ve Aydınoğulları Beyliği’nin kurucusu olan Fatih Mehmet Bey’in kız kardeşi Hanzade Hatun’a aittir. Genel dolarak...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: GÜLÇİÇEK HATUN TÜRBESİ..bursa

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: GÜLÇİÇEK HATUN TÜRBESİ..bursa: Bursa’da erken Osmanlı dönemine ait türbe. Yıldırım Bayezid’in annesi Gülçiçek Hatun’a ait olup padişah anaları için yapıldığı bil...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Çoban Dede Türbesi / ADANA -

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Çoban Dede Türbesi / ADANA -: Çoban Dede Türbesi / ADANA - Çukurova -Karslı Mahallesi Türbenin Yeri: Çoban Dede yatırı Adana İli Çukurova İlçesi’ne bağlı Karslı...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Baba Sultan Türbesi..adana

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Baba Sultan Türbesi..adana: Kitabeden anlaşıldığına göre 1358 yılında Hamidoğlu ılyas Bey zamanında ısa Bin Musa için yaptırılmıştır. Türbe içinde Baba Sultan’ın ya...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: EYÜPTE  BİR  PADİŞAH  TÜRBESİİLBER  ORTAYLIİkinci ...



TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: EYÜPTE  BİR  PADİŞAH  TÜRBESİİLBER  ORTAYLIİkinci ...: EYÜPTE  BİR  PADİŞAH  TÜRBESİ İLBER  ORTAYLI İkinci Meşrutiyet, en tecrübeli devlet adamlarıyla en yeteneksiz ve bihaber adamların bi...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Dedebaba Türbesi ..afşin

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Dedebaba Türbesi ..afşin: Afşin Dedebaba Türbesi’nde ortadan kaybolan tarihi taş bayramdan sonra ortaya çıktı. Afşin'de bulunan Dedebaba Türbesi ilginç bir...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: İDRİS BABA ..MACARİSTAN

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: İDRİS BABA ..MACARİSTAN: Idrisz baba türbesi –  Pécs, Rókusdomb, Çocuk hastanesinin bahçesinde Pécs şehrinin, Rókusdomb tepesinde bulunan gri yapı taşları kull...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Üçkızlar Türbesi / ANKARA / BEYPAZARI

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Üçkızlar Türbesi / ANKARA / BEYPAZARI: Üçkızlar Türbesi / ANKARA / BEYPAZARI / Merkez Türbenin Yeri:  Üçkızlar Türbesi, Ankara İli Beypazarı İlçesi merkezinde bir tepe üze...

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Üçkızlar Türbesi / ANKARA / BEYPAZARI

TÜRBELERİMİZ.....ergün. YILDIZ.[ahteri]: Üçkızlar Türbesi / ANKARA / BEYPAZARI: Üçkızlar Türbesi / ANKARA / BEYPAZARI / Merkez Türbenin Yeri:  Üçkızlar Türbesi, Ankara İli Beypazarı İlçesi merkezinde bir tepe üze...

7 Kasım 2015 Cumartesi

başsağlığı

köyümüz sakinlerinden kasım YILDIZ ın eşi MAKBULE YILDIZ hakka yürümüştür..cenazesi gülsuyu cem evinden akşam saatlerinden köye götürülecektir..ağıtların acılı avazı MAKBULE YILDIZ a ALLAHTAN rahmet kederli ailesine baş sağlığı dilerim.

10 Şubat 2015 Salı

HIZIR ORUCU..

Gönüllere mihman olan

Yoksullara yoldaş olan,Lokmamıza bereket getiren,
Hanemizi şenlendiren,gönülleri sevindiren
Darda kalanları güldüren yolda kalanları evine yetiştiren,
Hızır günleri içerisindeyiz yarın oruçlarımızı tutuyoruz perşembe akşamı lokmalar yapılıp, Hızır aşkına Cem Erkanları kurulur nefeslerle, Duvazı imamlarla iyilik için,barış için,kardeşlik için,dilekler dilenir darda ve zorda olanlar aşkına Hızır çağrılır.
Hızır aşkına oruç tutanların, karda tipide,boranda olanların ,Hızır aşkına lokma yapıp Lokmasına Hızırı bekleyenlerin, hasta olupta medet dileyenlerin darına yetişesin. Kimseyi darda zorda koymayasın, yoksulun, haklının yanında , Hızır diye çağıranın gönlünde yüreğinde, evinde ,işinde, yaşamında birlikte olasın.
Canları zalimden,zorbadan koruyasın.Okullarda öğrencilerimize zihin açıklığı veresin,örgütlü gücümüze güç katasın,Aleviliğe saldıranlara,asimile etmek isteyene, yobaza fırsat vermiyesin.Davamız daim yolumuz açık ola, Hızır cümle canların yardımcısı ola.
Aşk-ı Niyazımla


25 Ocak 2015 Pazar

Ezel ve ebed ‘yar’dır!

Ezel ve ebed ‘yar’dır!


HALİL DALKILIÇ: Ezel ve ebed ‘yar’dır!

Ülkemin Doğu’sunda hakikat nurunda hak olanların anısına...

“Ezelde hiç bir şey yoktu ve tüm dünya suyla kaplıydı. İlahi öz ‘Ya’ olarak bir incinin içerisindeydi. İnci bir deniz kabuğunun içinde ve deniz kabuğu da ezeli denizin derinliklerindeydi. ‘Ya’ ilk melek Cebrail’i yaratmaya karar verdi ve kendi özünden Cebrail’i yarattı. Cebrail aydınlandıktan sonra ezeli denizde yalnız kaldı, ta ki ‘Ya’dan başka melekler yaratmasını niyaz edene dek. ‘Ya’ bu talebi kabul etti ve kendi özünden altı melek daha yarattı. İsimleri Mikail, İsrafil, Azrail, Ruçiyar, Aywat ve Marmuz’du. Cebrail ile birlikte bu altı melek ‘Heftan’ yani yedi beden olarak tanındı. İşte o zaman, ‘Heftan’, kendilerini yaratan İlahi Öz’den, incinin içinden meydana çıkmasını talep etti. Bu talep kabul gördü ve İlahi Öz, ‘Havenkar’ olarak ortaya çıktı… İyi de kötü de aynı özden, ‘Havenkar’dan yaratıldı… Ezel ve ebed Yar’dır…”(*)
Doğu Kürdistan’da Yaresan (Ehli Hak) inancına sahip Kürtler, yaradılışı böyle anlatır. Yaresanlık, inanç ve ritüelleriyle, Kuzey Kürdistan’daki Alevi Kızılbaşlıkla oldukça benzerdir. Êzîdîlikle de benzerlikleri çoktur. Zerdüştî köklere dayanan bu inançlar, günümüze gelene kadar İslam başta olmak üzere, bölgedeki başka inançların teolojik kavram ve anlatımlarından da beslenmişlerdir...
Yaresanlar bir yaratılmışlıktan bahsetse de, kendilerini ‘Yaresan’ yani ‘tanrının dostları, yoldaşları‘ olarak tanımlarlar. ‘Ya’ canlının saf, öz halidir; hak ve hakikattir. Her şey o ‘öz’den var oldu. Ezelde vardı, ebedde de aranan hep o olacaktır. Yaşamın kendisi de onu bulma, ona ulaşma, o sırra erme serüveninden başka bir şey değildir.


‘Kara yazı’lı
hakikat arayışçısı
Kurtuluş ve özgürlük, kendini, kendi hakikatini bulma ve kendisini var eden sırra erebilme eylemi ise kurtulmak ve özgür olmak, hükmedenin, yad elin bulaştırdığı kirden, kötülükten, uyumsuzluktan ve yabancılıktan arınmaktır. Öz sahibinden gizlenen hak sırrına örtülen karanlığı yırtabilmek, o nurla nur olmaktır. Kendini, kendi öz halini ve gerçekliğini bulmaktır yani.
Bundan olsa gerek ki; tarih boyunca özgürlüğü kendine dert edinenler hep bir hakikat arayışından bahsedip durmuş. Med ülkesinin bilgesi Zerdüşt’ten bu yana, bu toprakların insanı o hakikatin izinde ömür ve asırlar tüketti.
Erzurum Karayazı’da kaderi hep kara yazıya mahkum edilmek istenen bir halkın evladı olarak dünyaya gözünü açan Doktor Afat’ı yad ellerin Antalya’sına, oradan Arap diyarlarına derken, anayurt Medya’nın kalbine, Zagroslar ve Botan’a, Serhad yaylarından Kirmanşah’ın Çiyayê Dalaho’suna, oradan Urmiye Biradost’a ve Gozan Tepesi’ndeki Dimdim Kalesi’ne kadar  peşinden sürükleyen de; işte o hakikat ışığının ta kendisidir.

Hakikat, yolundan döndürülemez!
Ailesi, ‘içine kapanık akıllı ve aynı zamanda bir uzun mesafe koşucusu’ olarak tanımlıyor onu. Henüz kendini ve dünyayı algılayacak çağa gelmeden, kendi gerçekliğinden koparılıp Karayazı’da ‘yazı’sını karartacak Yatılı Bölge Okulu’na terk ediliyor Eşref. O zaman henüz halkının yarasına derman arayan ‘Doktor Afat’ olma bilincinde değildir. Ancak bir sorgulama da yavaştan yavaşa gelişmeye başlıyor o günlerde. İçinden çıkamayınca dine, namaza veriyor kendisini bir ara ama orada da bulamıyor aradığı sırrı. Hakikatin, tek başına bir benlik değil; benliklerin beslediği bütünsel bir ışık olduğunu kavrıyor. İlgisini çevresine, ailesine, köyüne, dağına, taşına ve halkına yöneltiyor. Yalan ve sahteliğe karşı isyan günlerini yaşayan Kurdî gerçeklik karşısında irkilip, çarpılıyor.
90’lı yılların başı; Kürdün varlık yokluk çığlığının feryadı figan olduğu ve ateşle arınarak ulaşılan hakikat ışığının, tüm Kürt ülkesini aydınlattığı günler. Kürtler, ölümsüzlük otuna ulaşmak için ölümü göze alan hakikat yolcuları misali; bu kez ulaşılamazsa, bir daha hiç ulaşılamaz diyerek, ölüm taşından bir umut sarayı inşa etme çabasında...
Eşref de tutamıyor kendisini. Yıllardır o çekingen kişiliğinde bulmaya çalıştığı sır, adeta yakıyor onu. Ve Tıp Fakültesi’ni son sınıftan terk edip, ‘Doktor Afat’ olarak bir sonsuzluk koşucusu gibi atıyor kendisini, hakikat incisinin peşine. “Eylemde temiz, düşüncede temiz, bakışta temiz... Hakikat, yolundan döndürülemez!..”(Yaresan duası)

‘Kürdistan şereften yoksun kalmasın!’
Düşüyor yollara... Tarihe ismini kaydettiren yabancı ve yalancı kahramanların tutunamayıp hep kaybettiği Kürt yurdunun tüm yüksek doruklarını aşıyor. O ince uzun bedeniyle güney, kuzey, batı, doğu demeden arşınlıyor hakikatin sır olduğu yurdunun dört bir yanını. Sadece Behdînan ve Botan’a değil, ‘Eşref’ olarak ayrıldığı Serhad diyarına da ‘Doktor Afat’ olarak derman ulaştırıyor. Bilincine vardığı hakikatin sırrını, Ararat ve Tendürek’in zirvelerinden rüzgarlara serpiyor; yeni yaşamın tohumu gibi...
Güneş, Doğu’dan yükselir; ışığın incisi Doğu’nun kalbindedir. Kürt yurdunun doğusunda, bilge Zerdüşt’ten Baba Tahir’e, Emîrxan’dan Simko’ya, Qazî Muhammed’den Abdurrahman Qasimlo’ya kadar Kürt hakikatinin izini sürenler hep oldu. Kendi gerçekliğinin izini süren o hak arayışçıları, hakikate erme umudunu canlandırıp Doktor Afat’lara ulaştırdılar...
Tam dörtyüz yıl önce (1608) İran şahı Abbas, Kürt emirine, “Hey Han! Ne de olsa Kürtsün; tanı benim tacımı. Tanımazsan yok ederim seni” demiş. Kürt hanı Emirxan ise, “Senin tacın başında kalsın, vız gelir bana senin tacın. Varsın yiğitler ölsün, ama Kürdistan şan ve şereften yoksun kalmasın!” cevabını vermiş. (Dimdim destanından)
Urmiye dolaylarındaki Kela Dimdimê’de Tergever, Mergever ve Biradostlu Kürt köylülerinin Emîrxan öncülüğünde Safevi istilacılarına karşı kafa tutuşu gibi, Doktor Afat da yüzyıllar sonra aynı yerde ve aynı ruhla zalim molla rejimine karşı Kürt yüreğinin doğusuna cesaret tohumunu ekmeye koyulur.
Ancak çok geçmeden, 2007 yılının başlarında, kışın yönünü bahara çevirdiği Şubat ayının o son günlerinde, Urmiye’nin Soma Biradost alanında, Doktor Afat ve iki yoldaşı hakikat yolunda hak olurlar. Evvel ve ahir olan ‘yar’a kavuşurlar...
Her canlı, kendi özüyle güzeldir. Kendini bulma, kendi olma eylemi, en manalı çabadır. Kürtler, sonsuzluk deryasındaki inci tanesinin içinde saklı kendi öz ve gerçeklikleri olan o ‘yar’ ile buluşmaya, o sırra ermeye bu gün, tarihte hiç olmadığı kadar yakınlar.
Ve Xanê Çengzêrin olarak da bilinen Emîrxan’ın isteği de gerçeğe dönüşmüştür artık; Kürdistan şan ve şereften yoksun kalmadı. Şan ve şerefi, Eşrefler korudu, korumaya devam ediyor...
(*) Yaresan (Ehl-i Hak), M.Reza Hamzeh’ee, Avesta 2008

Doktor Afat (Eşref Karabakan) 1966 Erzurum Karayazı doğumlu. İran ordusunun saldırısı sonucu 23 Şubat 2007 tarihinde Urmiye’de yaşamını yitirdi.

20 Kasım 2014 Perşembe

▶ KIBELE_Koçgiri Kadınları 12 İmamları Anlatıyor - Dailymotion video

http://www.dailymotion.com/video/x2ce0wz_kibele-kocgiri-kadinlari-12-imamlari-anlatiyor_school


▶ KIBELE_Koçgiri Kadınları 12 İmamları Anlatıyor - Dailymotion video

24 Ekim 2014 Cuma

MUHARREM AYI

MUHARREM AYI 
Alevi inancının en önemli zaman dilimlerinden biri olan Muharrem ayı 25 Ekim Cumartesi günü başlıyor. Muharrem ayının ilk 12 günü oruç tutmak bir Alevi İslam ibadeti olarak yüzyıllardır icra edilen bir gelenektir. Muharrem orucu bir Kur’an buyruğudur. Aynı zamanda bu ayda oruç tutmak peygamber efendimizin de çok büyük önem verdiği bir ibadettir. 

Muharremde oruçla birlikte bir de matem tutma ibadeti vardır. Kerbela’da Hz. İmam Hüseyin ve yanındakilerin menfur bir şekilde şehit edilişi nedeniyle Aleviler bu ayda oruçla birlikte matem de tutmaktadırlar. Matem aynı zamanda şehit edilen bütün ehlibeyt imamları için de tutulmaktadır.


Muharrem ayı dinsel yaşamda önemli bir aydır. Muharrem, Arap takvimindeki ilk aydır. Arap takviminde yasak aylar / haram aylar denen dört ay vardır ki bunlardan biri de Muharremdir. Haram aylarda kan dökülmesi, savaş yapılması yasaktır. Haram ay tabiri aynı zamanda dokunulmaz, saygı gösterilmesi gereken, kutsal ve kutlu ay anlamına da gelmektedir. Nitekim Muharrem sözcüğü de bu manayı ihtiva etmektedir. Kur’an’da haram aylarla / kutlu aylarla ilgili ayetler bulunmaktadır.


Nitekim, Bakara Suresi 194. ayette şöyle denilmektedir:

“Kutlu aya karşı kutlu ay olmak üzere kutluluk karşılıklıdır. O halde size saldırırlarsa siz de onlara aynı şekilde saldırın…”


Uyarı Bölümü / Berae Suresi 36. ayette ise şöyle buyrulmaktadır:

“Gökleri ve yeri yarattığı gündeki yazısına göre Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü kutsal aylardır…”

Zilkade, Zilhicce ve Recep ayı ile birlikte haram ay olarak kabul edilen Muharrem ayı semavî dinler tarihi açısından çok mühim olayların cereyan ettiği bir zaman dilimidir. Muharrem aynı zamanda semavî dinlerde oruç ayıdır. Bilindiği üzere oruç, ibadet amacıyla gün ağarmasından gün batımına değin yemeden, içmeden ve cinsel ilişkiden uzak durma halidir. Musevi, Hıristiyan ve İslam inancında kutsal kabul edilen Muharrem ayında oruç tutmak, Kur’an’da Bakara Suresi 183. ayette şu şekilde emredilmektedir:


 “Ey inananlar, ibadet amacıyla kimi günler, gün ağarmasın­dan gün batımına değin yemeden, içmeden ve cinsel ilişkiden uzak durmak, sizden öncekilerin üzerine yazıldığı gibi sizin de üzerinize bir buyruk olarak yazılmıştır. Umulur ki, böylece kötülüklerden sa­kınmış olursunuz.”


Evvelce 10 gün olarak tutulan bu oruç Alevilerce 12 İmam hürmetine 12 gün olarak tutulmaktadır. Ayrıca Kerbela katliamında peygamber efendimizin torunu Hz. Hüseyin ve yanındakilerin hunharca katledilmeleri ile birlikte oruca ilaveten yas da tutulmaya başlanmış, böylece ilk on günü yas ve oruç, son iki günü de sadece oruç olmak üzere toplamda 12 günlük oruç ibadeti bir buyruk olarak ifa edilir hale gelmiştir.


Muharrem orucunun evvelce 10 gün olmasının da kaynağı Kur’an’dır. Nitekim Tan Yeri Bölümü / Fecr Suresi 1 ve 2. ayetlerinde şöyle denilmektedir:


“Tan yerine andolsun! On geceye andolsun!”


Burada “tan yeri” ve “on gece” ifadesiyle Muharrem ayının ilk on gününe işaret edilmektedir.


Muharrem orucuna ilişkin peygamber efendimizden rivayet olunan bazı hadisler vardır ki bunlardan Abbas oğlu Abdullah yoluyla nakledilen bir hadis Muharrem orucunun dindeki yerini gayet net bir biçimde ortaya koymaktadır.



Peygamber efendimiz söz konusu hadisinde şöyle demektedir:


“Muharrem ayında bir gün oruç tutmak bir ay oruca bedeldir.”


Muharrem’den üç gün evvel başlanan ve 3 gün tutulan bir de Masum – u pak orucu vardır ki bu oruç, küçük yaşta şehit olan ehlibeyt çocuklarına hürmeten tutulmaktadır. Lakin bu orucun farziyet içermediğini de belirtelim.
Muharrem orucunun tutlacağı günler aşağıdaki gibidir:

Muharrem 1 – 25 Ekim 2014 cumartesi
Muharrem 2 – 26 Ekim 2014 pazar
Muharrem 3 -27Ekim 2014 Pazartesi
Muharrem 4 – 28 Ekim 2014 Salı
Muharrem 5 -29 Ekim 2014 Çarşamba
Muharrem 6 – 30 Ekim 2014 Perşembe
Muharrem 7 – 31 Ekim 2014 Cuma
Muharrem 8 – 1 Kasım 2014 Cumartesi
Muharrem 9 – 2 Kasım 2014 Pazar
Muharrem 10 – 3 Kasım 2014 Pazartesi
Muharrem 11 – 4 Kasım 2014 Salı
Muharrem 12 – 5 Kasım 2014 Çarşamba


Yüce Allah oruçları ve tutulan matemleri kutlu katında kabul eylesin.