22 Mart 2016 Salı

KÜLTÜREL KAYNAKLARA GÖRE ALEVİ İNANÇLARI VE İBADET ANLAYIŞLARI

KÜLTÜREL KAYNAKLARA GÖRE ALEVİ İNANÇLARI VE İBADET ANLAYIŞLARI
İLYAS ÜZÜM
1.Vilayetname-i Hacıbektaş Veli:

Hiç şüphe yok ki Alevi kültür kaynakları içinde vilayetnamelerin ve menakıbnamelerin çok büyük yeri vardır.
Ocak’a göre bu vilayetnamede eski Türk inançları olan Şamanizm ile Uzakdoğu dinlerinden Budizm, Zerdüştlik ve İran bölgesi dinlerinden Maniheizm ve Mazdeizmden çok çeşitli kültürler bulunmaktadır.Bunlar dağ ve tepe kültürü , taş ve kaya kültürü , gaipten ve gelecekten haber verme , ateşe hükmetme ,kemiklerden diriltme,kadın-erkek ortak ayinler, tahta kılıçla savaşma, tenasüh inancı olan değiştirme, ejderha ile savaşama ve ateş kültürüdür.
Bunlardan dağ ve tepe kültürü Göktürkler,Moğollar ve muhtelif Altay topluluklarından ; keza taş ve kaya kültürü Orta Asya’daki eski inançlardan ; gaipten ve gelecekten haber verme , ateşin yakıcılığından etkilenmeme, kadın-erkek ortak ayinler ve tahta kılıçla savaşma Şamanizm’den , tenasüh ve don değiştirme Budizm’den , ejderha ile mücadele Orta ve Uzak Doğu dinlerinden , ateş kültürü ise Zerdüştlükten gelir:
İbadet konusunda Hacı Bektaş’ın hassas olduğu , bir vesile ile tanrıya ibadet edip dua ettiği bildirilmekte Günlük namazlar net değildir.Ramazan orucu ve zekat konusunda açık kayıt yoktur.

2.Pir Sultan Abdal deyişleri:

Bektaşi edebiyatının köşe taşları hükmünde olan ve Yedi Büyük Ozan diye bilinen şairler:Nesimi, Hatayi(Şah İsmail), Fuzuli,Pir Sultan Abdal,Kul Himmet, Yemini ve Nirani’dir
 Pir Sultan Abdal(1541-1590) yılları arasında Sivas çevresinde yaşamıştır.Asıl adı Haydar olup Sivas’ın Yıldızeli ilçesi Banaz köyünde doğmuştur.Dedesi Horasan’ın Hoy şehrinden gelmiştir. Pir Sultan Abdal hakkında kesin olarak bilinen şey onun Safeviler adına ve Osmanoğulları aleyhine bir isyan tertip ederek mağlup olması ve Hızır Paşa adlı bir Osmanlı veziri tarafından Sivas’ta astırılmasıdır.
Aleviliğin bir başka kaynağı da buyruklardır.
Buyruklarda genel olarak talibin hakka ulaşıp kamil bir insan olmasına yönelik esaslar üzerinde durulur.Bunun için de konu dört kapı ve kırk makam anlayışıyla açıklanır.Bir buyruk versiyonunda dört kapı , kırık makam şöyle sıralanır:
Birinci kapı şeriat kapısı olup makamlara inanıp iman getirmek, ilim öğrenmek, ibadet etmek yani namaz kılmak , oruç tutmak ve zekat vermek helal kazanç yemek, haramdan sakınmak, hayız ve nifas durumunda hanıma yakın olamamak , şeriat evine girmek, şefkat göstermek, pak yiyip pak giymek ve iyiliği emredip kötülükten sakınmaktır.
İkinci kapı olan tarikat kapısının makamları ise bir mürşitten el alıp tövbe kılması , talip olmak, saça ve giysilere önem vermeyip dünya nimetlerine bağlanmamak ,sabırlı olmak, hürmet göstermek,Allah korkusuna sahip olmak , umut kesmemek,hidayet, toplum içinde uyumlu olmak,öğüt dinlemek ve sevecen davranmak, aşk, şevk ve sefadır.
Üçüncü kapı olan marifet kapısının makamları ise edep, heybet, sabır kanaat, utanmak, cömertlik, ilim , teslim ve rızada olmak, olup bunlar turab olmak , Tanrının birliğine ve Muhammed-Ali’nin yoluna boyun eğmek, eline, beline , diline sahip olmak , tevekkül göstermek,sohbet, rıza tefekkür ve son olarak tanrı özlemini yürekten çıkarmamaktır.
Dördüncü kapının makamı Allah’a yalvarmaktır.
Eşyadan fikre intikal edemediğinden , objektif hakikatı olduğu gibi görmeye muktedir olamayan İslam-Şark zihniyeti, bunun yerine ideal ile iştigal etmeyi tercih etmiştir ki, olması gereken yani ideal de ancak realin ve realitenin ışığı altında oldurulabileceğine göre , idealin oldurulabilme şansı da kaçırılmaktadır.
“Kardeş kardeşin kılıcıyla düşer”
“İlimde gidilmeyen yolun sonu karanlık olur” Hacı Bektaş Veli
Vilayetname-i Hünkar Hacı Bektaş Veli el-Horasani’de Bektaşilerin Osmanlı Devleti’nin kurulmasında birinci derecede etkili olduklarını , hatta Ertuğrul Bey’in ölümünden sonra Osman Bey’in Kayı aşiretine Bey olmasını Hacı Bektaş Veli’nin sağladığını gösteren bir bölüm bulunmaktadır.Bu anlayış Bektaşilerin en azından 1826 yılına kadar , bu devlet bizim kurduğumuz devlet diye sahip çıkmalarının tarihi , siyasi ,dini ve psikolojik temelini oluşturmaktadır.
1362-63 yılında çıkarılan bir kanunname ile esirlerden alınan ve adına “Pencik” denilen “Humus” vergisinin Gaziler serdarı Hacı Bektaş Veli’ye ödendiği , daha sonra bu vergilerine Murat Hüdavendigar zamanında Seyit Ali Sultan , Kara Rüstem ve Çandarlı Kara Halil Paşa’nın da imza koyduğu bir anlaşma ile orduya bırakıldığı anlaşılmaktadır.
ATATÜRK VE HACI BEKTAŞ VELİ

Atatürk ve arkadaşları 23 Aralık 1919 Pazar günü Hacıbektaş ilçesine gelmişlerdir.bu gelişinde Hacıbektaş evlatlarından çelebi Cemaleddin Efendi’nin konağında kaldığını ayrıca Salih Niyazi Baba’yı ziyaret ederek birlikte yemek yemişlerdir.Söz vermenin dışında Salih Niyazi Baba’nın Atatürk’e 1880 altın verdiği de bilinmektedir.Çelebilerin ise verdikleri parayı saymaksızın Atatürk’e verdikleri rivayet olunduğu gibi çelebi Cemaleddin Efendi’nin;
“Anadolu’da bulunan Ceddin Hacı Bektaş Veli hazretlerine samimi muhabbeti bulunan bilcümle muhibban ve hanedan taraf-ı halisanelerine “ başlıklı bir genelge neşrederek M.Kemal Paşa’ya muhalefet edeceklerin Hacı Bektaş’la katiyyen münasebetleri olmayacağını ilan ettiği anlaşılmaktadır.Çelebi Cemaleddin Efendi daha sonra Kırşehir Mebusu olarak meclise girmiş ve BMM Başkan vekilliği görevinde de bulunmuştur.
Alevilerin /Bektaşilerin Atatürk ve Cumhuriyete sahip çıkmalarının en önemli sebebi ve dayanağı olarak gösterilen Milli Mücadele günlerinde Atatürk’ün hacı Bektaş’ı ziyareti ve Çelebi Efendi’nin Meclis Başkan vekilliği yapmasıdır.
İmparatorluk dönemimizde yurdun her tarafında her türlü belgede sadece Bektaşi kelimesi kullanıldığı ve 1826 yılında Bektaşiliğin yasaklanması sonrasında kendilerini tanıtıcı bir kelime olarak Bektaşiler Alevi kelimesini kullanmaya başlamışlardır.

SÜLEYMAN ULUDAĞ:İNANÇ VE İBADET HAYTI BAKIMINDAN ALEVİ-SUNNİ KARŞILAŞTIRMASI

Alevilerle Sünniler arasında bir karşılaştırma yapıldığında önce dikkat edilecek husus şudur:Bütün dünya Sünnilerini birleştiren Allah’a, ahiret gününe , namaz, oruç, zekat ve haccın farz olduğuna ortak noktalar ve birleştirici bağlar olduğu halde Aleviler arasında böyle ortak bağlar yoktur.Bu bakımdan bölgelere, etnik kökenlerine göre Alevi zümreleri arasında büyük farklar bulunmaktadır.Hatta komşu iki alevi köy arasında dahi inanç ve ibadet bakımından fark vardır.Alevileri yazılı bir dini kaynaklarının bulunmaması , inanç ve ibadetlerinin söz ve rivayetlere dayanması da mukayese yapmayı güçleştirmektedir.Bu bakımdan Alevileri sırf teorik açıdan üç ana gruba ayırmak mümkündür.
I.Sunniler gibi iman ve ibadet esaslarına inanmakla beraber Hz. Ali, Ehl-i Beyt , On İki imam ve Kerbela gibi hususlara ağırlık veren , köylerinde cami ve imam bulundurmakla beraber Dede de bulunan ve Cem ayini yapılan Aleviler,.Bunlar daha çok Caferiler’e benzerler.Çorum’da Mil önü Mahallesi’nde Ehl-i Beyt Camii çevresinde örgütlenen Aleviler.
II.Ali- İlahiler ve Ali Allahi denilen ve Hz. Ali’nin Allah olduğuna inan Aleviler.Bunlarda ne Sunnilerdeki inanç esaslarına ne de ibadet hayatına rastlanır.Bunlar gusül, abdest bilmezler.”Namazımız kılınmış, orucumuz tutulmuş “derler.Kendilerine göre Ramazan ayı dışında daha çok perhize benzeyen bir oruç tutarlar.Melek, peygamber, kutsal kitap, ahiret inancı da son derece yüzeysel ve simgeseldir.Ahiret, kıyamet, mahşer,cennet, cehennem yerine tenasühe(ruh göçüne) inanırlar.Allah, Muhammed, Kur’an-ı Ali Beyt, On iki İmam , Kerbela hususlarında sık sık söz ederler. Ama bunlara verdikleri anlamın Sunnilerin bunlara verdikleri anlam ile hiçbir benzerliği yoktur.Bu anlamdaki Aleviliğin hem Sunnilik hem de İslam dışı olduğu tartışılmaz olmakla beraber kendileri Müslüman olduklarını ısrarla beyan ederler.
III.Bu gruptaki Alevilerin bir kısmı birinci gruba, bir kısmı da ikinci gruba yakındır.İkinci gruba yakın olanlarında ve ortada bulunanlarında Hz. Ali’yi, Hz. Muhammed’den daha üstün görme , hatta onu tanrılaştırma, tenasühe inanma,Cem ayiniyle yetinip namaz, oruç ve hac gibi ibadetlere yanaşmama gibi hususlara rastlanır.Bunlar çoğu zaman Aleviliği”Muhammed Ali yolu” diye tanımlar, inanç ve ibadet hayatları için Kur’andan deliller bulmaya çalışır.Hz. Muhammed, Hz. Ali, Ehl-i Beyt, On İki İmam ve Kerbela olayını hatta Muaviye-Yezid meselesini tarihteki gerçekliğinden uzaklaştırıp, kendilerine göre yorumlarlar.Bunların bu tür yorumları genellikle Batıniye mezhebinin yorumlarına benzer.Ayetlere hiç olmayacak anlamlar yükler, buna da “Kur’an’ın Batıni(içsel) yorumu” adını verirler.Fakat Kur’an’ı kutsal kitap olarak kabul , Müslüman olduklarını beyan ederler.Dedelik kurumu ve Cem ayini bunların dini hayatının merkezini oluşturur.
HAKAN YAVUZ:ANADOLU TASAVVUFUNUN YETİMLERİ:ALEVİLER

Türkiye’deki Aleviler çoğu Türk olmasına rağmen önemli bir kısmı Kürt’tür.Kürt Aleviler’in Cem Evi’ndeki ibadet dilleri ise Türkçedir.Kürt Alevileri genelde Zazaca konuşurlar.Alevilik genelde Alevi olmayı kana bağlamışsa da son yıllarda ciddi değişmeler var.Aleviliğin ana sembolleri Saz, cem ve dededir.

KERBELA OLAYI

Hz. Hüseyin, kardeşi Hz. Hasan’ın kan dökülmesini önlemek için bir antlaşma ile halifeliği Muaviye’ye bıraktıktan sonra Medine’ye çekilmişti.Fakat Küfe bölgesinde Hz. Hasan’a taraftar olanlar Hz. Hasan’ın halifeliği Muaviye’ye bırakmasına çok gücenmişlerdi.Küfeliler el altından gelip Hz. Hüseyin’i davet ettiler.Hz. Hüseyin bu işe girişmenin , Muaviye’nin ölümünden sonra daha doğru olacağını bildirdi ve bulunduğu Medine’de zühd ve takva ile meşgul olmuştur.Ancak Muaviye’nin oğlu Yezid’i veliaht olarak tayin etmesi üzerine durum değişmiştir.İslamdaki seçime dayalı hilafet başka bir deyişle devlet başkanlığı geleneği “verasete dayalı saltanat” saltanat sistemine dönüştüren Muaviye 680 tarihinde ölünce Yezid hilafet makamına geçti.Kendisini bekleyen işlerin başında , kendisine yapılması gereken bi’atın tamamlanması vardır.(Hz. Hüseyin , Hz. Ömer’in oğlu Abdullah , Zübeyr b. Avvam’ın oğlu Abdullah) , Yezid saltanata geçer geçmez ilk işi bu üç kişiyi kendisine bi’at ettirmek için harekete geçmek oldu. Yezid, Medine valisi olan amcasının oğlu Velid’e bu üç kişinin kendisine bi’at ettirilmesini yazdı.Yezid’e bi’at için Hz. Hüseyin Velid’in çağrısına uydu. Ancak o da bi’at etmeden Mekke’ye gitti.
Hz. Hüseyin, Mekke’de bulunduğu sırada Küfeliler kendisine bi’at etmek için davet ettiler.Hz. Hüseyin Kufe’ye gitmeye karar verince , babasının amcasının oğlu Abdullah b. Abbas çok telaşlandı ve onu caydırmak için çok uğraştı.Küfe halkının dönek insanlar olduğunu, onlara güvenilmemesini söylediyse de Hz. Hüseyin kararından dönmedi.Hz. Hüseyin yanına çoluk çocuğunu da alarak Kufe’ye doğru yola çıktı.Yolda şair Ferezdak’la karşılaştı.Küfe halkının durumunu sordu.Ferezdak şu cevabı verdi:”halkın gönlü senin yanında ama kılıçları Emeviler’i destekliyor” H.z . Hüseyin her kime rastladıysa hepsi de Kufe’ye gitmekten vazgeçmelerini tavsiye ettiler.Hz. Hüseyin ise yoluna devam eder. Kerbela’da konaklar ve feci olay burada vuku bulur.(10 Muharrem /10 Ekim 680)
Türkiye’deki Aleviler bölgelere göre şu isimlerle anılmaktadır: Tahtacılar, Nalcılar, Sıraçlar, Kızılbaşlar, Amucalar, Bektaşiler.
Aleviler tarihsel süreçte değişik isimlerle anılmaktadırlar: Babailer, Kalenderiler, Haydariler, Cavlakiler, Torlakiler gibi.
İran’da yaşayan Şiiler Hz. Ali’nin hilafeti yani iktidarı elinden alınmış olduğunu ileri sürerler.İran’daki ehl-i Haklar Hz. Ali’ye besledikleri fazla sevgiden dolayı onu tanrılaştırmış ve efsaneleştirmişlerdir.Bundan dolayı Ehil-i Haklar’a “Ali İlahi”, “Ali Allahi” de ( Ali’yi Allah bilenler ) denilmiştir.
Hacı Bektaş Veli’nin evlenip elenmediği konusu Bektaşiliğin iki kolunu teşkil eden “babalar” kolu ile “Çelebiler” kolu arasında tartıma konusudur.”Babalar” koluna göre”mücerrettir” ve mesleği “yol evladı” denilen manevi varisleri aracılığıyla devam etmektedir.Bunlara göre “Hacı Bektaş Veli evladı” tabiri Hacı Bektaş-ı Veli’nin yoluna tabi olanlar için kullanılmıştır.Çelebiler , Hacı Bektaş Veli’nin , İdris Hoca’nın kızı Fatma Nuriye Hanım ile evlenerek neslini devam ettirdiğini iddia ederler.Onlara göre Hacı Bektaş-ı Veli soyundan gelenler posta oturmuşlardır.Seyyid Ali Sultan, Resul Bali,Mürsel Bali..
Kırşehir civarında Sulucakarahöyük’e yerleşen Hacı Bektaş-ı Veli, Türkmen Şeyhi olarak vazifesini ifa ettiği sıralarda Ürgüp civarındaki Hıristiyanların İslama yönelmelerine zemin hazırlar.Bunun yanında Moğollar’ın da İslama girmeleri için faaliyet gösteririler.
Anadolu’ya halifelerini yolladığı gibi Rumeli’ye de Saru Saltuk’u gönderir (1264-1265)
Makalat’a göre Allah’a giden yollar yaratılmışların sayısınca olup , ermiş kişiler bunlardan dördünü seçmişlerdir.1.Şeriat 2.tarikat 3.Marifet 4.Hakikat
Şeriat’ın makamlarının ilki “inanmaktır”.Dil ile söyleyip, kalp ile tasdik etmek gerekir.İnanmak akıl iledir.Akıl benim hükümdarımdır.İman onun vekili ve yardımcısıdır.Hükümdar giderse yardımcısı da kalmaz.
Mesela iman bir hazinedir;şeytan hırsız, akıl ise bekçisidir.Bekçi giderse hırsız hazineyi soyar.İman kuzu, akıl çoban, şeytan kurttur.Çobanın gitmesi kurdun kuzuyu yemesine sebep olur.
2.İslam
3.İlim
4.İhsan-Hakka samimiyetle , saygı, baş eğme ve edebe riayet etmek suretiyle kulluk etmek
5.Evlenmek
6.Helal yemek ve helal giymek
7.Ehl-i Sünnet ve cemaat olup bidatçılardan olmamak
8.Şefkat ve merhamet sahibi olmak
9.Kazancının helal olması ve faizin haram olduğudur.
10.iyi emir, kötüyü yasak etmek.

TARİKAT

1.Dervişler yoluna girip , günahlardan tövbe etmektir.
2.Bir şeyhe mürşit olmak.1.Gerçek ve mutlak 2.Mecazi mürşit 3.Dönek( Mürted) mürşid
3.Başı traş edip , tarikatçılar gibi giyinip onlara benzemek
4.Korku ve ümit arasında bulunmak
5.Hizmet etmek
6.nefsi ezip mahvetmek
7.Allah’a dönmek, gayrını bırakmak
8.Hırka, makas, zenbil, seccade, icazet, ibret ve hidayettir.Bunlar Allah tarafından kulların değerine göre verilir.
9.Allah’ın cemaat, nasihat sahibi kullarına karşı muhabbet
10.Aşk, şevk, fakirlik ve kanaatkarlık

MARİFET

1.Edep .Cenab-ı hakk’a ulaşan saygı ve edeple ulaşmaktır.
2.Korkmak,Korku Allah’ı tanıyan , bilen kimselerde olur.
3.Nefis terbiyesi, açlık ve kanaat
4.kabul etme(ibar) ve doğrulama(tasdik)
5.Haya
6.Cömertlik
7.İlim
8Sükunet ve düşkünlük
9.Kalp ve gönüle riayet edip hoşnut tutmak
10.Kendini bilip tanıma

HAKİKAT

1.Kulun diğer yaratılmışlar arasında toprak gibi mütevazı olması
2.Kainata bir bakışla bakmak
3.Allah’ın ikramından yemek, giyinmekten sakınmayıp,onun rızasını kazanmak için bol bol vermek
4.Ölmeden önce nefsi yok etmek
5.Yaratılmışların hiç birine zarar vermeyip , onlardan cefa görmemek
6.Sohbet sırasında daima doğruyu söylemek, mürşidine tam bir istekle uymak
7.İyi ve olgun kulların yoluna gitmek
8.Kerametleri gizlemek
9.Sabretmek ve Allah’a yakarmak
10İç gözüyle gözlemde bulunmak
Bu kırk makamlardan biri eksik olursa hakikate ulaşılmaz.
Hoca Ahmed Yesevi’ye mensup bulunan tarikatlar başlıca ikidir: Nakşilik, Bektaşilik.

15 Mart 2016 Salı

Hz. Ali’nin Gizli Defnedilmesi



Hz. Ali’nin (a.s) Gizli Defnedilmesi
Neden? Çünkü Ali’yi (a.s) çok sevenlerin yanında ona büyük bir düşmanlık besleyenler de çoktu. “Ali’nin (a.s) çekicilik ve iticiliği” adlı eserimizde, bu gibi şahsiyetlerin hem son derece çekici, hem son derece itici bir karakter yapısına sahip olduklarını belirtmiştik. Bu gibi insanların seveni de çok olur, sevmeyeni de; dostları seve-seve can verirler böyle insanlar için, düşmanlarıysa insanların en kan içici, en gaddarı olurlar genellikle…

Özellikle, iç düşmanlar; yâni mukaddes görünümlü “hariciler”!! Ne kadar ilginç tir ki, hariciler İslam’ın itikadı meselelerini gerçekten çok iyi bilen, yâni Allah’a inanan, fakat bilgice kıt olan “cahiller”di. Hz. Ali (a.s) bu noktaya bizzat değinerek “İnançları var, ama cahildirler” der ve hariciler (Marikin)le Muaviye taraftarlarını (Kasıtin) mukayese eder:
 “Marikinleri benden sonra öldürmeyin, zira bunlar, Kasıtinlerden farklıdırlar. Marıkinler haktan yana olmak isterler, fakat ahmaktırlar, cahildirler (hakkı batıldan tam teşhis edemezler). Kasıtin ise hakkı bilir, fakat bildikleri halde hakka karşı savaşırlar.”[1]

Onca dostu ve seveni varken neden Ali’yi (a.s) gece karanlığında gizlice gömmüşlerdir?

Sebep haricilerin varlığıdır…

Hariciler, “Ali Müslüman değil” diyorlardı. Yerini bilmeleri halinde gizlice kabri açıp cesedi almaları ihtimali vardı. Bu cihetle Hz. Ali’nin (a.s) mezarı yaklaşık yüz yıl gizli kalmış, yeri halka söylenmemişti.
[2] İmam Cafer Sadık’ın (a.s) ömrünün son yıllarına kadar mezarın yeri gizli tutulmuş, bu süre zarfında imamlar (a.s) ve ashaptan seçkin bir grup insan dışında Hz. Ali’nin (a.s) mezar-ı şeriflerinin nerede bulunduğundan hiç kimse muttali olmamıştır.

Hz. Ali’nin (a.s) şahadetinden sonra (h: 40), İmam Hasan (a.s), Ramazanın 21. gecesi göstermelik bir cenaze töreni düzenlemiş, karanlık basınca cenazeyi yine tedbirlerle yola çıkararak Medine’ye götürmelerini söylemiştir. Böylece halk, Hz. Ali’nin (a.s) Medine’de defnedildiğini sandı. Bu süre zarfında Hz. Ali’nin (a.s) evlatları, defin merasimine katılan belli bir grup ve Ehl-i Beyt’in (a.s) has taraftarlarından başka hiç kimse onun mezarının yerini bilmedi. 
Mezarın yerini bilen bu şahıslar Kufe yakınlarında bulunan (bugünkü Necef’te) kabr-i şerifi ziyaret etmedeydiler. İmam Cafer Sadık (a.s) döneminde hariciler dağılıp da bu tehlike ortadan kalkınca, Hz. Cafer Sadık (a.s) Safvan’a (Algame duasını nakleden şahıs) kabrin yerini belli edecek bir alamet konulmasını söylediler, bunun üzerine mezar, çardağa benzer bir gölgelikle belirlendi. Bu tarihten itibaren halk mezarın yerini öğrenmiş ve ziyaret edebilmiştir. Bu arada şunu da belirtelim ki Hz. Ali’nin (a.s) cenaze törenine de ancak seçkin ashabdan oluşan az sayıda bir grup katılabilmişti. Emir-ül Mü’minin’in has ashabından olan, onun huzurunda konuşmalar yapan, dönemin tanınmış edebiyatçı ve hatiplerinden Sa’saa b. Suhan cenaze merasimine katılanlardan biridir.

 Cahid, el-Beyan adlı eserinde ondan etraflıca söz eder.

Hz. Ali (a.s) defnedildiğinde cenaze töreninde hazır bulunan herkesi derin bir üzüntü ve hüzün sarmış herkes ağlamaya başlamıştı. Bu sırada orada bulunan ve iyi hatip olan Sa’saa b. Suhan,[3] yüreği hüzün ve kederle dolu bir halde ağlayarak kabrin toprağından bir avuç alıp başına serper ve elini kalbinin üzerine koyup çok sevdiği bu insanın mezarı başında ona içini dökerek şöyle der:
“Ne mutlu sana… Saadetle yaşadın, saadetle de göçüp gittin dünyadan. Allah’ın evine geldin dünyaya gelirken… Allah’ın evinde doğdun, Allah’ın evinde de şehit oldun nihayet… Ey Ali! Ne de büyüktün sen; ve bizler senin karşında ne kadar da küçüktük gerçekten… Allah’a yemin ederim ki eğer insanlar senin gösterdiğin yoldan gitmiş olsalardı nimetler (maddi ve manevi) yukarıdan (ilahi) ve aşağıdan (tabii) kaynayıp dökülürdü onlara… Fakat ne yazık ki halk, kıymetini bilemedi senin… Sana uyacakları, buyruklarına göre amel edecekleri yerde üzdüler seni, yüreğini kana boğdular, sonunda da işte bu hale düşürdüler, öldürüp toprağın bağrına verdiler seni…”

Vela havle vela kuvvete illa billah’il aliyyil azîm.

Kabristana Girince Okunacak Dua

Kabristana Girince Okunacak Dua


Kabirleri ziyaret etmek kadın ve erkeğe menduptur. Resûlullah: “Kabir ziyareti size ahireti hatırlatır.” Buyurmuştur. Kabristana girince şöyle selam verilir:
Esselâmu aleyküm dâre kavmin mü'minin ve innâ inşâel-lâhu biküm lâhikuun. Es'elullâhe lii lekümü'l-âfiyeh.

Kabirleri ziyaret eden kimselerin Yâsin sûresini okuması müstehabtır. Ziyaret anında kabirleri çiğnememelidir. Ayakta ziyaret edip dönmelidir. Bunun böyle olması sünnettir. Selamdan sonra üç İhlas bir Fatiha okumalı, orada yatanların ruhlarına bağışlamalı sonra da şöyle dua etmelidir.


Allahümme rabbe hâzihi'l-escâdi'l-bâliyeti vel'-ızâmi'n-naharati, haracat mine'd-dunyâ ve hiye bike mü'minetün febelliğ ileyhâ ravhan minke ve selâmen minnâ. Allahümme ravvih ervâhahüm biravhin lâ ilâhe illallâh ve nevvir kubuurahüm bi-nuuri Muhammedin rasuulillâh.

“Her kim mezarlığa girince bu selamı okursa, Allah-ü Teâlâ o kimsenin amel defterine Adem (A.S.) dan kıyamete kadar gelmiş ve gelecek müminlerin adedi kadar sevap yazar.” 

Kabirlerin üzerine oturmak, kabirleri çiğnemek ve kirletmek dinen yasaktır.



YASİN....

Bismi’llâhi’r-Rahmâni’r-Rahîm

(1) Yâsiyn (2) velkur'ânilhakiym (3) inneke leminelmürseliyne 
(4) alâ siratin müstekiym (5) tenziylel aziyzirrahiym 
(6) litünzire kavmen mâ ünzire abâühüm fehüm ğafilûn 
(7) lekad hakkalkavlü alâ ekserihim fehüm la yü'minun 
(8) inna cealnâ fiy a'nakihim ağlâlen fehiye ilel'ezkani fehüm mukmehun 
(9) ve cealna min beyni eydiyhim sedden ve min halfihim sedden feağşeynahüm fehüm lâ yübsirun 
(10) ve sevaün aleyhim e enzertehüm em lem tünzirhüm lâ yü'minun 
(11) innema tünzirü menittebe azzikre ve haşiyer rahmane bilğayb febeşşirhü bimağfiretin ve ecrin keriym 
(12) inna nahnü nuhyilmevta ve nektübü ma gaddemu ve asarehüm ve külle şey'in ahsaynahü fiy imamin mübiyn 
(13) vadrib lehüm meselen ashabel karyeh izca ehel mürselun 
(14) iz erselna ileyhimüsneyni fekezzebuhüma feazzezna bisalisin fegalû inna ileyküm mürselun 
(15) galu mâ entüm illâ beşerün mislüna ve mâ enzelerrahmanü min sey'in in entüm illâ tekzibun
(16) galu rabbüna yalemü inna ileyküm lemürselun
(17) ve ma aleyna illelbelağul mübiyn
(18) kâalû inna tetayyerna biküm lein lem tentehu lenercümenneküm ve leyemessenneküm minna azabün eliym
(19) kâalu dairüküm meaküm ein zükkirtüm bel entüm kavmün müsrifun 
(20) ve cae min aksalmediyneti recülün yes'a, gale ya gavmit tebiul mürseliyne
(21) ittebiu men lâ yes’elüküm ecren vehüm mühtedun
(22) ve maliye la a'büdülleziy fetareni ve ileyhi türceun
(23) eettehizü min dunihi aliheten in yüridnir rahmanü bidurrin lâ tuğni anniy şefaatühüm şey'en ve lâ yünkizune
(24) inniy izen lefiy dalâlin mübiyn (25) inniy amentü birabbiküm fesmeun
(26) giyledhulil cenneh, gale ya leyte gavmiy yalemune
(27) bima gğafere liy rabbiy ve cealeniy minel mükremiyn 
(28) ve ma enzelna alâ gavmihî min badihî min cündin minessemâi ve ma künna münziliyne
(29) in kânet illâ sayhaten vahideten feiza hüm hamidun
(30) ya hasreten alel ibad ma ye'tiyhim min resulin illâ kanu bihî yestehziun
(31) elem yerev kem ehlekna kablehüm minelguruni ennehüm ileyhim lâ yerciun
(32) ve in küllün lemma cemiun ledeyna muhdarun 
(33) ve ayetün lehümül ardulmeyteh ahyeynaha ve ahrecna minha habben feminhü ye'külun
(34) ve cealna fiyha cennatin min nehiylin ve a'nabin ve feccerna fiyha mineluyuni
(35) liye'külu min semerihî ve ma amilethü eydiyhim efelâ yeşkürune
(36) sübhanelleziy halekal ezvace külleha mimma tünbitül ardu ve min enfüsihim ve mimma lâ yalemun
(37) ve ayetün lehümülleyl neslehu minhünnehare feizahüm muzlimune
(38) veşşemsü tecriy limüstekarrin leha zalike takdiyrül aziyzil aliym
(39) velkamere kaddernahü menazile hatta a'dekel urcunil kadiym
(40) leşşemsü yenbeğiy leha en tüdrikel kamere ve lelleylü sabikun nehar ve küllün fiy felekin yesbehun
(41) ve ayetün lehüm enna hamelna zürriyyetehüm fiyl fülkil meşhuni
(42) ve halakna lehüm min mislihî ma yerkebun
(43) ve in neşe' nugrikhüm felâ sariyha lehüm ve lâ hüm yünkazune
(44) illâ rahmeten minna ve metaan ilâ hiyn
(45) ve iza kiyle lehümütteku ma beyne eydiyküm ve ma halfeküm lealleküm türhamune
(46) ve ma te'tiyhim min ayetin min ayati rabbihim illâ kanu anha mu'ridiyn
(47) ve iza kiyle lehüm enfiku mimma rezekakümullahü, kalelleziyne keferu, lilleziyne amenû enutimü men lev yesaullahü at'ameh, in entüm illâ fiy dalâlin mübiyn
(48) ve yegûlûne meta hazalva'dü in küntüm sadikiyn
(49) ma yenzurune illâ sayhaten vahideten te’huzühüm ve hüm yehissimun
(50) felâ yestetiyune tavsiyeten ve la ilâ ehlihim yerciun
(51) ve nüfiha fiyssuri feizâhüm minel'ecdasi ilâ rabbihim yensilun
(52) galu ya veylena men beasena min merkadina haza ma veader rahmanü ve sadekalmürselun
(53) in kanet illâ sayhaten vahideten feizahüm cemiyun ledeyna muhdarun
(54) felyevme lâ tuzlemü nefsün şey'en ve lâ tüczevne illâ ma küntüm ta'melun
(55) inne ashabel cennetil yevme fiy şügulin fâkihun
(56) hüm ve ezvacühüm fiy zilâlin alel'erâiki müttekiun
(57) lehüm fiyha fâkihetün ve lehüm ma yeddeun
(58) selâmün kavlen min Rabbin rahiym (59) vemtazul yevme eyyühel mücrimun
(60) elem ahad ileyküm ya beniy ademe en lâ ta'büdüs şeytan innehu leküm adüvvün mübiynün
(61) ve enibüduniy, haza siratun müstekiym
(62) ve lekad edalle minküm cibillen kesiyra efelem tekunu ta'kilun
(63) hazihî cehennemülletiy küntüm tuadun
(64) islevhel yevme bima küntüm tekfürûn
(65) elyevme nahtimü ala efvahihim ve tükellimüna eydiyhim ve teşhedü ercülühüm bimâ kânu yeksibûn
(66) velev neşâu letamesna alâ ayünihim festebekussirata feenna yübsirun
(67) velev neşaü lemesahnahüm alâ mekanetihim femestetau mudiyyen ve lâ yerciun
(68) ve men nüammirhü nünekkishü fiylhalk, efelâ ya'kilun
(69) ve ma allemnahüş şi're ve ma yenbeğiy leh, in hüve illâ zikrün ve kur'ânün mübiyn
(70) liyünzire men kane hayyen ve yehik kalkavlü alelkafiriyne
(71) evelem yerev enna halakna lehüm mimma amilet eydiyna enamen fehüm leha mâlikun
(72) ve zellelnaha lehüm feminha rekubühüm ve minha ye'külun
(73) ve lehüm fiyha men'afiu ve meşarib efelâ yeşkürune
(74) vettehazu min dunillâhi âliheten leallehüm yünsarun
(75) lâ yestetiyune nasrehüm ve hüm lehüm cündün muhdarun
(76) felâyahzünke kavlühüm, innâ na’lemü ma yüsirrune ve ma yulinun
(77) evelem yerel'insanü enna halaknahü min nutfetin feiza hüve hasiymün mübiyn
(78) ve darebe lena meselen ve nesiye halkah kale men yuhyiylizame ve hiye remiym
(79) kul yuhyiyhelleziy enşeeehaa evvele merreh ve hüve bikülli halkin aliymün
(80) elleziy ceale leküm mineş şeceril'ahdari naren feiza entüm minhü tukidûn
(81) eveleyselleziy halekassemavati vel'arda, bikâdirin alâ en yahlüka mislehüm, belâ ve hüvel hallâkul aliym
(82) innemaaa emrühûu izaaa erade şey’en, en yekule lehu kün, feyekun
(83) fesübhanelleziy biyedihî melekûtü külli sey'in ve ileyhi türceûn.
                                   ..........sadakallahulaziiym........




 3.KEZ OKUNACAK...

İhlas Suresi

İhlas Suresi Kur'an'ın 112. suresidir. Mekke'de indirilmiştir. 4 ayetten oluşmaktadır. İhlâs Suresi, Kur'an'ın en kısa surelerinden biridir ve tevhid inancının en kısa ve öz ifadesi olarak kabul edilir. İhlas Suresi Türkçe Okunuşu
 3.KEZ OKUNACAK...

 Bismillahirrahmânirrahîm.
  1. Kul hüvellâhü ehad
  2. Allâhüssamed
  3. Lem yelid ve lem yûled
  4. Ve lem yekün lehû küfüven ehad
İhlas Suresi'nin Türkçe Meali (Anlamı) Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
  1. De ki; O Allah bir tektir.
  2. Allah eksiksiz, sameddir (Bütün varlıklar O'na muhtaç, fakat O, hiç bir şeye muhtaç değildir).
  3. Doğurmadı ve doğurulmadı
  4. O 'na bir denk de olmadı.

fatiha...
1 kez okunacak
Okunuşu
1- Bismillahirrahmânirrahîm.
2- Elhamdü lillâhi rabbil'alemin
3- Errahmânir'rahim
4- Mâliki yevmiddin
5- İyyâke na'budü ve iyyâke neste'în
6- İhdinessırâtel müstakîm
7- Sırâtellezine en'amte aleyhim ğayrilmağdûbi aleyhim ve leddâllîn
Anlamı
1- Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın ismiyle.
2- Hamd o âlemlerin Rabbi,
3- O Rahmân ve Rahim,
4- O, din gününün maliki Allah'ın.
5- Ancak sana ederiz kulluğu, ibadeti ve ancak senden dileriz yardımı, inayeti.
6- Hidayet eyle bizi doğru yola,
7- O kendilerine nimet verdiğin mutlu kimselerin yoluna; o gazaba uğramışların
ve o sapmışların yoluna değil.




YASİN:
türçe meali

1 - Yâsîn.
2-3 - Ey Muhammed! Hikmetli Kur'ân'a andolsun ki, sen risâlet görevi
4 - Dosdoğru bir yol üzerindesin.
5-6 - Babaları korkutulmamış ve kendileri de gafil olan bir kavmi, çok güçlü ve çok merhametli olan Allah'ın indirdiği (Kur'ân) ile korkutasın.
7 - Andolsun ki onların çoğunun üzerine azab sözü hak olmuştur. Onlar imana gelmezler.
8 - Çünkü biz onların boyunlarına kelepçeler geçirmişiz. O kelepçeler çenelerine dayanmıştır da burunları yukarı, gözleri aşağı somurtmaktadırlar.
9 - Hem önlerinden bir sed, arkalarından bir sed çekmişiz, kendilerini sarmışızdır. Baksalar da görmezler.
10 - Onları korkutsan da korkutmasan da onlara göre birdir, inanmazlar.
11 - Sen ancak Kur'ân'a tabi olan ve görünmediği halde Rahman olan Allah'tan korkan kimseyi sakındırırsın. İşte onu bir bağışlanma ve çok şerefli bir mükafatla müjdele.
12 - Gerçekten biz ölüleri diriltiriz, onların önceden yapıp gönderdiklerini ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Zaten biz her şeyi açık bir kütükte, bir "imam-ı mübin"de (ana kitapta, yani Levh-i mahfuzda) sayıp tesbit etmişizdir.
13 - Sen onlara, o şehir halkını örnek ver. Hani oraya peygamberler gelmişti.
14 - Hani biz onlara iki peygamber göndermiştik, fakat onlar ikisini de yalanlamışlardı. Biz de (onları) üçüncü bir peygamberle destekledik. Onlara: "Şüphesiz ki biz size gönderilmiş elçileriz." dediler.
15 - Onlar da: "Siz bizim gibi insandan başka birşey değilsiniz, hem Rahman olan Allah, hiçbir şey indirmedi. Siz sadece yalan söylüyorsunuz." dediler.
16 - Peygamberler dediler ki: "Rabbimiz biliyor ki biz gerçekten size gönderilmiş elçileriz."
17 - "Bize düşen de sadece apaçık tebliğdir."
18 - Onlar dediler ki: "Herhalde biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer bu işten vazgeçmezseniz, andolsun ki, sizi hiç tınmadan taşlarız ve mutlaka bizden size pek acıklı bir azab dokunur."
19 - Peygamberler de şöyle cevap verdiler: "Sizin uğursuzluğunuz beraberinizdedir. Size öğüt verildi diye mi (uğursuzluğa uğradınız)? Doğrusu siz israfı âdet etmiş bir kavimsiniz."
20 - O sırada şehrin ta ucundan bir adam koşarak geldi ve: "Ey kavmim! Uyun o elçilere!"
21 - "Uyun sizden hiçbir ücret istemeyen o zatlara ki, onlar hidayete ermişlerdir."
22 - "Bana ne oluyor da kulluk etmeyecekmişim beni yaratana? Hep döndürülüp O'na götürüleceksiniz."
23 - "Hiç ben O'ndan başka ilâhlar edinir miyim? Eğer O Rahman, bana bir zarar dileyecek olsa, onların şefaati benden yana hiçbir şeye yaramaz ve onlar beni kurtaramazlar."
24 - "Şüphesiz ki ben, o zaman apaçık bir sapıklık içinde olurum."
25 - "Şüphesiz ki ben, Rabbinize iman getirdim, gelin dinleyin beni."
26 - (Sonra ona) "haydi gir cennete!" denildi. O da dedi ki: "Ne olurdu kavmim bilseydi!"
27 - "Rabbimin beni bağışladığını ve beni kendilerine ikram edilen kullarından kıldığını."
28 - Biz arkasından kavminin üzerine bir ordu indirmedik, indirecek de değildik.
29 - Sadece bir gürültü oldu, onlar da hemen sönüverdiler.
30 - Yazıklar olsun o kullara ki, kendilerine glen her bir peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
31 - Görmediler mi ki, kendilerinden önce nice kuşakları helak etmişiz. Onlar artık kendilerine dönüp gelmiyorlar.
32 - Onların hepsi toplanıp, sadece bizim huzurumuza getirilmişlerdir.
33 - Hem bir delildir onlara ölü toprak. Biz ona hayat verdik ve ondan taneler çıkardık da ondan yiyip duruyorlar.
34 - Biz orada hurmalıklardan, üzüm bağlarından bahçeler yaptık. İçlerinde pınarlardan sular fışkırttık.
35 - (Bunu), Onun ürününden ve kendi elleriyle yaptıklarından yesinler diye (yaptık). Hâlâ şükretmeyecekler mi?
36 - Yerin bitkilerinden, kendi nefislerinden ve daha bilemeyecekleri şeylerden bütün çiftleri yaratan Allah'ın şanı ne yücedir.
37 - Gece de onlara bir delildir. Biz ondan gündüzü soyar çıkarırız, bir de bakarlar ki karanlığa dalmışlar.
38 - Güneş de bir delildir ki kendi yolunda akıp gidiyor. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir.
39 - Ay'a gelince, ona menziller tayin ettik. Nihayet o eski hurma salkımının çöpü gibi (yay haline) dönmüştür.
40 - Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.
41 - Onlar için bir delil de bizim, onların neslini dolu bir gemide taşımamızdır.
42 - Yine kendileri için onun gibi binecek şeyler yaratmamızdır.
43 - Eğer dilesek onları boğarız da o zaman ne onların feryadına yetişen bulunur, ne de onlar kurtarılır.
44 - Ancak tarafımızdan bir rahmet ve bir zamana kadar yaşatmak başka.
45 - Durum böyle iken onlara: "Önünüzdekinden ve arkanızdakinden korkun ki size rahmet edilsin" denildiği zaman,
46 - Ve kendilerine Rablerinin âyetlerinden herhangi bir âyet geldiği zaman mutlaka ondan yüz çevirirler.
47 - Onlara: "Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerden hayra harcayın" dendiği zaman, o kâfirler, müminler için: "Allah'ın dileyince doyurabileceği kimseyi biz mi doyuracağız? Siz apaçık bir sapıklık içinde değil de nesiniz?" dediler.
48 - Yine onlar: "Eğer doğru söylüyorsanız bu (kıyamet) vaadi ne zaman?" diyorlar.
49 - Onlar sadece bir tek çığlığa bakıyorlar, bir çığlık ki, onlar çekişip dururken kendilerini yakalayıverir.
50 - O zaman bir vasiyette bile bulunamazlar. Ailelerine de dönemezler.
51 - Sûr'a üfürülmüştür, bir de ne baksınlar kabirlerinden Rablerine doğru akın ediyorlar.
52 - Onlar: "Eyvah başımıza gelenlere! Mezarımızdan bizi kim kaldırdı? O Rahmân'ın vaad buyurduğu işte bu imiş. Gönderilen peygamberler de doğru söylemişler" derler.
53 - Başka değil, sadece bir tek çığlık olmuş, derhal hepsi toplanmış huzurumuza getirilmişlerdir.
54 - Artık bugün hiç kimseye zerre kadar zulmedilmez. Ancak yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz.
55 - Gerçekten cennetlik olanlar bugün bir meşguliyet içinde zevk etmektedirler.
56 - Kendileri ve eşleri gölgelerde koltuklar üzerine kurulmuşlardır.
57 - Onlara orada bir meyve vardır. İsteyecekleri her şey onlarındır.
58 - (Onlara) Rahîm olan Rab'den "selâm" sözü vardır.
59 - Ey günahkârlar! Bugün siz bir tarafa ayrılın.
60-61 - "Ey Âdemoğulları! Şeytana tapmayın, o size apaçık bir düşmandır ve bana kulluk edin, doğru yol budur, diye size and vermedim mi?" (buyurulacak)
62 - Böyle iken o sizden birçok nesilleri yoldan çıkardı. Ya o zaman düşünmüyor muydunuz?
63 - İşte bu size vaad edilen cehennemdir.
64 - Bugün yaslanın ona bakalım inkâr ettiğiniz için.
65 - Bugün biz onların ağızlarını mühürleriz de neler kazandıklarını bize elleri söyler, ayakları da şahitlik eder.
66 - Hem dileseydik gözlerini üzerinden silme kör ediverirdik de yola dökülürlerdi. Fakat nereden görecekler?
67 - Yine dileseydik oldukları yerde kılıklarını değiştirirdik de ne ileri gidebilirlerdi, ne de geri dönebilirlerdi.
68 - Bununla beraber kimin ömrünü uzatıyorsak, yaratılışta onu (güç ve kuvvetini alarak) tersine çeviriyoruz. Hâlâ akıllanmayacaklar mı?
69 - Biz ona şiir öğretmedik. Bu ona yaraşmaz da... O sadece bir öğüt ve apaçık bir Kur'ân'dır.
70 - (Bu), diri olanları uyarmak ve kâfirlere de azab sözünün hak olması içindir.
71 - Şunu da görmediler mi: Biz onlar için kudretimizin meydana getirdiklerinden birtakım hayvanlar yaratmışız da onlara sahip bulunuyorlar.
72 - Onları, kendilerinin hizmetine vermişiz de, hem onlardan binekleri var, hem de onlardan yiyorlar.
73 - Onlarda daha birçok menfaatleri ve türlü içecekleri de var. Hâlâ şükretmeyecekler mi?
74 - Onlar, Allah'tan başka birtakım ilâhlar edindiler. Güya yardım olunacaklar.
75 - Onların, onlara yardıma güçleri yetmez. Kendileri ise onlar için bazı askerlerdir.
76 - O halde onların sözleri seni üzmesin. Biz onların içlerini de biliriz, dışlarını da.
77 - İnsan, kendisini bir damla sudan yarattığımızı görmedi mi de, şimdi apaçık bir hasım kesildi?
78 - Yaratılışını unutarak bize bir de mesel fırlattı: "Kim diriltecekmiş o çürümüş kemikleri?" dedi.
79 - De ki: "Onları ilk defa yaratan diriltecek ve o her yaratmayı bilir."
80 - Size o yeşil ağaçtan bir ateş yapan O'dur. Şimdi siz ondan tutuşturmaktasınız.
81 - Gökleri ve yeri yaratan, onlar gibisini yaratmaya kâdir değil midir? Elbette kâdirdir. Çünkü o her şeyi yaratandır, her şeyi bilendir.
82 - O'nun emri, bir şeyi dileyince ona sadece "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.
83 - O halde her şeyin mülkü ve tasarrufu (hükümranlığı) elinde bulunan Allah'ın şanı ne yücedir. Siz de yalnız O'na döndürüleceksiniz.




kısaca....yasin-i şerif okunacak... 

3 kez ihlas 1 kez fatiha okunacak..

ahteri..