16 Mart 2012 Cuma

ALEVİLİĞİN ARAPÇA YAZILI KAYNAKLARI VE EL YAZMALARI

ALEVİLİĞİN ARAPÇA YAZILI KAYNAKLARI VE EL YAZMALARI

10-11 Haziran 2006'da Bremen'de gerçekleştirilen Alevi Akademisi Bilim Kurulu Sempozyumu'nda Bilim Kurulu üyesi Enis Emir'in sunduğu bildirge şöyledir;


Soldan sağa, Doç.Dr. Özgür Savaşçı, Prof.Dr. Cengiz Güleç ve Enis Emir Hz. Muhammed’in döneminden Oniki Ehl-i Beyt İmamı’nın son dönemine kadar, Alevilerin inancını ebedileştiren en önemli kitapların bazılarını tanıtmak istiyorum.

Hz. Muhammed’in döneminden kalma en önemli iki kaynak, Kuran-ı Kerim ve Hadis-i Şerif’lerdir. Hz. Muhammed’in hayatında Hz. Ali’ye Kur’an’ın asıl metni ve iniş sebebi imla edilmişti (Ebu Ferec Muhammed bin Ebi Ya’kub el-Verrak en-Nedim (ö.380/959) “El-Fehrest”kitabında; Bu habere yakın İbn Sa’d (ö.230/809) “Tabakaat el-Kubra” adlı kitabında; Ahmed bin Abdillah Ebu Nu’aym el-İsfehaniy (ö.430/1009) “Hilyet’ul-Evliya” adlı kitabında; Suleym bin Kays el-Hilaliy (ö.76/655) “Kitabu Suleym” adlı kitabında...)

Şia’nın ve Sünni’lerin muteber kitaplarındaki haberlere göre, Hz. Ali’nin kitap haline getirdiği bu iki ana kaynak, halife olan Ebu Bekr ibn Ebi Kuhafe ve yardımcısı ‘Umar ibin Hattab (Ömer) tarafından red edilmişti. (Suleym bin Kays el-Hilali “Kitabu Suleym”; Ahmed bin Ebi Ya’kub el-Ya’kubi (ö.284/863) “Tarih” adlı kitabında; İbin Ceziy (ö.741/1320) “El-Tshiyl ila ‘Ulum el-Tenzil”; Celaluddin Abdurrahman bin Kemaleddin es-Suyuti (ö.911/1490) “El-İttikaan fi ‘Ulum el-Kuraan”; Ebul-Feth Muhammed bin Ebil-Kaasem eş-Şehristaaniy (ö.548/879) “Tefsir” kitabının mukaddemesinde...)

Bu iki ana kaynak Aleviliğin temel inancını ihtiva etmekteydi. Hz. Ali bu iki ana kaynağı en yakın çevresine, Hz. Selman-ı Farisi, Hz. Ebu Zerr al-Ğaffari, Hz. Mikdad bin Esved el-Kindi Ammar bin Yaser gibi seçkin ilk Alevilere öğretmişti.

Tarih kitaplarında aktarıldığı gibi, bu iki ana kaynağın içindeki gerçekleri, hayatını feda etme pahasına da olsa Hz. Ebu Zerr insanlara yaymaya çalışmıştı. Bu ilk Aleviler Ehl-i Beyt’in hakkını iki ana kaynak olan Kur’an’a ve doğru hadislere dayanarak kanıtlamak için zorlu bir mücadele etmişlerdi.

İlk Alevilerin bu hareketi Ebu Bekr’i ve Ömer’i tedirgin etmişti. Hz. Peygamber’in hadisleri Kur’an’ın tefsirini ve tevilini öğretiyordu. Hz. Ali, Kur’an’ı bu şekilde hazırlamıştı: Kur’an’ı okuyan, aynı anda ayetlerin tefsirini ve tevilini de birlikte okuyordu. Ebu Bekir ve Ömer bunun ne gibi sonuçlar doğuracağını iyi bilenlerdendi. Bu yüzden Ebu Bekir halifelik makamına geçtiğinde halka hitaben şöyle demişti:

“Sizler aranızda Peygamberin hadislerini zikrederek ihtilafa düşüyorsunuz. Sizden sonra gelecek olan insanlar, bu hadisler konusunda, sizden daha fazla ihtilafa düşecekler. Peygamberin hiçbir hadisini anmayın!!! Size bu konuda herhangi biri soru sorduğunda ona şöyle deyin: Aramızda Allah’ın kitabı var, helal kıldığını helal ve haram kıldığını da haram bilin, bu size yeterlidir!!!” (Şemsuddin el-Zehebi (ö.748/1327) “Tezkiret’ul-Huffaz”, Ebu Bekr maddesinde).

Ömer, halifeliği esnasında hadislere karşı olan siyaseti daha bariz bir şekilde beyan etmişti. Kendisi, hadislerin böylece tefsirin ve tevilin, Kur’an açıklamasından çıkarılmasını alenen emrediyordu. (Muhammed bin Cerir el-Taberi (ö.310/889) “Tarih”; İbin Sa’d “Tabakaat’ul-Kubra”; Zehebi “Tezkiret’ul-Huffaaz”; El-Hakim el-Nişaaburi (ö.405/984) “Mustedrek” Hatib el-Bağdaadi (ö.463/964) “Cami’ Beyaan el-‘İlm”; Abdillah bin Behraam el-Daremi (ö.255/834) “Sunen” ; Muammed bin Yezid el-Kazvini bin Maace (ö.275/854) “Sunen”; ‘İmaduddin İsmail bin ‘Umar bin Kesir (ö.774/1353) “Tarih”...)

Ömer bununla yetinmemiş ve yasaklara riayet etmeyenleri dayak ve başka cezalarla cezalandırmıştı (Muhammed bin Cerir el-Taberi “Tefsir”; Hakim “Mustedrek”; Suyuti “Durrel-Mensur” ve “El-İttikaan fi ‘Ulum el-Kuraan”; İbin Kesir “Tefsir”; Daremi “Sunen”; Muhammed bin Mukrim bin ‘Asakir (ö.711/1290) “Tarih”...)

Bu olumsuzluklara karşı, Ehl-i Beyt İmamları hayatları boyunca Kur’an-ı Kerim’in esas olan mesajını en yakın çevrelerine anlattılar. Kur’an’ın tefsirini ve tevilini oluşturan ve İslam dininin esasını aydınlatan hadisler, kitaplar halinde günümüze kadar ulaştırıldı.

Oniki İmamlar’ın yaşamlarına baktığımızda, onlara bağlı olan o zamanki Alevilerin durumunu anlamamız daha kolaylaşır. Hz. Ali halifelik makamına geçtiğinde, önceki halifelerin yapmış oldukları tahribatın enkazı ile karşı karşıya gelmişti. Düzensizlik ve adaletsizlik had safhaya varmıştı(Taberi Tarihi’ni incelemek yeterlidir). Hz. Ali’nin çevresinde olan Şia (Hz. Ali’ye uyanlar) Aleviler, aynı göz ile Hz. Ali’yi görmüyordu. Hz. Ali’yi görenler de onun hakkında aynı kanaate sahip değillerdi. Tıpkı Peygamber’i görenlerin hepsinin ona inanmadığı gibi, ona inanmış görünüp fakat ihanet edenlerin de olduğu gibi.

Hz. Ali’nin ilk mücadelesi onu hiç sevmeyenlere karşı olmuştu. Nitekim onu sevmeyenler ona karşı halkı ayaklandırıp savaş yolunu açmışlardı. Bu savaşlar esnasında Hz. Ali’nin seçkin ashabının kimlerden oluştuğu da belli oldu. Hz. Ali’de gördükleri insan üstü güce tam manası ile inananlar, Hz. Ali’nin seçkin eshabı konumuna geçtiler. Hz. Ali’nin vefatından sonra halifelik makamına geçen Hz. Hasan, toplumun ihanetine uğramıştı. Hz. Hasan toplumun isteksizliğini gördüğünde Muaviye ibn Sufyan ile barış antlaşmasına gider. Hz. Hasan’ın tek gayesi gerçek Şia’yı (Alevileri) kurtarmaktı. Antlaşmanın maddelerinden biri şu önemli şartı koşmuştu: Hz. Ali yandaşları takib edilmeyecek ve soruşturmaya tabi tutulmayacaktı. Tarih kaynakları bu antlaşmayı tesbit etmişlerdir. Bu antlaşmaya rağmen Muaviye, Alevileri takip ettirmiş ve birçoğunu şehid etmişti. Hucr ibn ‘Adey olayı en muteber tarih kaynaklarında zikredilmiştir. Hucr ve ashabı Aleviler’in en önde gelenlerinden idiler. Kufe’de yaşayan Hucr, Hz. Ali’ye lanet okutulmasına karşı çıkmıştı.Vali’nin şikayeti üzerine Muaviye’nin emriyle Hucr ve eshabı şehid edilmişlerdi.

Hz. Hasan devrinden sonra Aleviler saklanma dönemine girmişlerdi. İmam Hüseyin’in Kerbela’da şehid edilmesi, gerçek Alevilerin daha da gizli bir şekilde yaşamasına neden olmuştu. Bu dönemden bize ulaşan en önemli kaynak, Hz. Ali’nin ashabından olduğu bilinen ilk Aleviler’den Suleym ibn Kays el-Hileli al-Kufi’nin kitabıdır. Suleym, İmam Muhammed al-Bakır zamanına dek yaşamış ve hicretin 76. yılında vefat etmişti. Emevilerin zulmünü tatbik eden Hacac el-Zalim, Suleym ibn Kays’ı öldürtmek için takib ediyordu. Bunu fark eden Suleym, Eban bin Ebi ‘Ayyaş’ın evine sığınıp, orada saklanmıştı. Ömrünün sonuna doğru Eban bin Ebi ‘Ayyaş’a, Hz. Ali’den öğrendiklerini yazdırmıştı( İbn Nedim “Fehrest”kitabında bu haberi, 151 hicri yılında vefat eden meşhur tarihçi Muhammed bin İshak’tan almış; Şeyh Muhammed Muhsin al-Tahrani “Ez-Zeri’a ila tasanif al-Şi’a” adlı geniş çalışmasında Suleym bin Kays’ın kitabı hakkında geniş bilgi vermiştir, cilt: 2, sahife 152-159). Bu yazılan sayfaların içeriği bizim zamanımıza dek ulaşmıştır. Suleym’in kitabından haber aktaran bazı meşhur bilginler: Hicri 345 yılında vefat eden Ebil-Hasan Ali bin Huseyn al-Mes’udi “Al-Tenbih vel-İşraf”adlı kitabında, Suleym’in kitabından alıntı yapmıştır. Hicri 260/Miladi 839 yılında vefat eden Fadıl bin Şazan “Muhtasar isbat al-Rac’a” adlı kitabında, Suleym’in kitabından haber aktarmıştır. Hicri 769 yılında vefat eden Kadı Bedreddin al-Subki “Mahasin al-Vasail fi ma’rifet al-Avail” adlı kitabında, Suleym ibn Kays’ın kitabını Şia’nın tasnif ettiği ilk kitap olarak zikretmiştir. Şia’nın en önemli kaynaklarından sayılan, Kuleyni’nin “Al-Kâfi” kitabı, Şeyh Mufid’in “Al-İhtisaas” kitabı Suleym’in kitabındaki haberleri aktarmışlardır.

Kerbela olayı ve sonraki olaylar da, o zamanki Alevilerin (Şia’nın) aynı samimiyet ile Ehl-i Beyt İmamları’na bağlı olmadıklarını göstermişti. Ehl-i Beyt İmamları da bu durumu en iyi bilenlerdendi.

Hz. Ali’nin çevresinde yetişen Aleviler, Hz. Muhammed’i görüp tanıyan kişilerden oluşmuştu. Daha sonraki Aleviler de en azından Hz. Muhammed’i gören ve tanıyan Alevilerin ışığı ile aydınlanmışlardı. Hz. Ali’nin etrafında yaşayan ve onu dinleyen Aleviler, Hz. Ali’yi nasılsa öyle anlamış değillerdi. Hz. Muhammed’in zamanında durum daha farklı değildi. (Kuran’da Muhammed suresi, ayet 16: “Ve onlardan seni dinleyenler de var; sonradan yanından çıkınca kendilerine bilgi verilenlere (gerçekten inananlara), demin o ne söylüyordu derler. Onlar öyle kişilerdir ki Allah kalplerini mühürlemiştir. Onlar kendi hava ve heveslerine uyarlar. “) Hz. Muhammed’i dinleyip ona itibar etmeyen müslümanlar gibi, Hz. Ali’yi dinleyip onu anlamayan Aleviler de vardı. Bu durum sonraki Ehl-i Beyt İmamları çevresinde de değişik değildi.

Alevilerin o zamanki durumunu bize çok iyi bir şekilde beyan eden bir olayı aktarmak istiyorum. Bir adam Hz. Ali’nin huzuruna gelip ondan makamının yüceliğine dair bir şeyler göstermesini ister. Hz. Ali o adama ve etrafta bulunanlara dedi ki:

“Sizlere gerçek kudretimden bir nebze gösterseydim, buna dayanmayıp inkâra sapmanızdan korkuyorum.” Hazır olanlar bunda israr ettiklerinde, Hz. Ali hepsinden inkâr etmiyeceklerine ve onu tekzib etmiyeceklerine dair yeminli söz alır. Hz.Ali seçkin olan ashabından 70 kişi ile birlikte Kufe’nin dışına, sahraya çıkar. Hz. Ali oraya vardığında toplumun anlamadığı kelimelerle dua eder. Bu dua üzerine hazır olanlar yüzlerini ona doğru çevirdiklerinde etrafın türlü türlü yemyeşil bahçeler, çeşit çeşit ırmaklar ve saraylar ile dolduğunu ve bunların yanında yakıcı ateşlerin yükseldiği yerler görürler. Bu iki yerin cennet ve cehennem olduğundan kimsenin şüphesi kalmamıştı. Bunu gördüklerinde 68 kişi bunun büyük bir sihir olduğunu söyleyip verdikleri yeminli sözlerinden cayıp inkâr ederler. İki kişi sadece olanların gerçek kudretin sonucu olduğuna inanırlar. Hz. Ali bu iki kişi ile Kufe’ye geri döner. İbadet ettikleri yere vardıklarında Hz. Ali ikisinin duyduğu halde bir duada bulunur. Bu iki kişi yerin üzerindeki çakıl taşlarının mücevherlere dönüştüğünü görürler. İkisinden biri verdiği yemin sözünden dönüp gördüklerini sihir ile niteleyip inkâr eder. Geri kalan bir kişi ise yerdeki bu cevherlerden birini alıp saklar. İnsan oğlunun daha hiç görmediği bir cevheri ertesi güne kadar evinde tutar. Hz. Ali ertesi gün adamın bunu neden yaptığını sorduğunda, o adam dedi ki : “Bu cevherin gerçek olup olmadığını bilmek için saklamıştım!!!” (Kutbeddin Sa’id bin Hibettullah al-Ravendi (ö.573/854) “Al-Haraic vel-Cerayih”; Hasan bin Suleyman al-Hilli (ö.8.hicri yüzyılı) “Muhtasar Basair al-Derecaat”; Muhammed Bakır al-Mecliysi (ö.1111/1690) “Bihar’ul-Anvaar”; Seyyid Haşim al-Bahrani (öl.12.hicri yüzyılı) “Mediynet’ul-Me’aciz”)

Hz. Ali’nin en yakın ashabları arasında da Ali hakkındaki görüşler aynı olmamıştır. Şia’nın gruplaşmasındaki en önemli faktör, imamlara olan bakış açılarında ortaya çıkan farklılaşmadır. Bu nedenle İmamlar’ın gerçek mahiyetini bilenler azınlıkta kaldı. Önemlisi ise bu azınlığın bildiği gerçekleri, kendi toplumundan gizlemeye çalışmış olmalarıdır. İmamların devrinden kalma, bu gizliliğe işaret eden çok sayıda değinme var. Bu bilgilerin ortaklaşa ifade ettiği değerlere en önemli kaynaklardan örnekler vermek istiyorum.

İmam Muhammed al-Bakır, ashabına hitaben şöyle buyurmuştur:

“Allah’ın elçisi (Hz. Muhammed) buyurdu ki : Al-i Muhammed’in (Ehl-i Beyt’in) hadisi (hakikati) zorun zorudur. Al-i Muhammed’in hakikatine, ancak Allah’a yakın olan bir melek veya Allah tarafından haber alan bir Peygamber veya kalbi iman ile sınanmış halis müminler iman edebilirler. Al-i Muhammed’in hakikatlerinden size bir haber ulaştığında onu anlayıp ve kalpleriniz de onu kabullenirse kendinize alınız. Şayet kalpleriniz bu hakikate tahammül etmez ve size ağır gelirse, bunu Allah’a, Peygamber’ine ve Al-i Muhammed’in alimine (imamına) bırakınız. Bu hakikati duyup ona tahummül edemeyen ve inkâr edip: Allah’a yemin olsun ki bu hakikat değildir, bu hakikat değildir, diyenleriniz helak olacaktır. İnkâr etmek küfrün ta kendisidir.” (Bu haber aynen, biraz değişik kelimelerle veya muhtasar olarak İmam Ali bin Ebi Talib, imam Ali Zeynunabidin ve imam Ca’fer al-Sadık’tan nakledilmiş (Kuleyni “Al-Kafi” c:1, s:401; Ebi Mansur Ahmed bin Ali al-Tabrasi “Al-İhticaac” c:1, s:175; Ebi Ca’far Muhammed bin Ali İbn Babuveyh al-Kummi al-Saduk “Al-Aamali” veya “Al-Mecaalis”s:1-4 ve aynı müellifin “Ma’ani al-Ahbar” s:188; Ebi Abdullah Muhammed al-‘Ukbari al-Bağdadi Şeyh Al-Mufiyd “Al-İhtisaas” s:163; Ebi Ali Fadıl bin Hasan al-Tabrasi “İ’laam al-Vara” s:435 ; Muhammed al-Bakır al-Mecliysi “Bihar’ul-Envaar” c:2 , s:182-212 ve başka yerde; Al-Radiy Muhammed bin Huseyn bin Musa “Nahc’ul-Balağa” İbin Ebil-Hadid şerhi cilt: 6 s: 182 , c:7 s:99, c:13 s:104-107; Sa’d bin Abdullah al-Kummi “Basair al-Derecaat” s:30-36 ; Ebi Kaasem Furat bin İbrahim al-Kufi “Tefsir Furat al-Kufi” s.114 ve 425; Suleym bin Kays al-Hilali al-Kufi “Kitab Suleym” s:555-561; Reşideddin Muhammed bin Ali ibn Şehraaşub “Menakib Al Ebi Taalib” c:4 s: 238 ...)

Bu meşhur haberde görüldüğü gibi Al-i Muhammed’in sırrı herkesin kalbine sığmıyordu. O zamanki Aleviler’in arasındaki ihtilafı daha açık bir şekilde bize aktaran bir haberi daha zikretmek istiyorum.

İmam Ali bin Ebi Talib en yakın ashabı ile beraber meclisinde otururken, ona dediler ki:

”Ey müminlerin emiri, bize hakikattan haber etseydin.” İmam Ali dedi ki: “Eyvah size! Benim sözüm zorun zorudur, bunu ancak bilginler anlıyabilir!” Hazır olanlar dediler ki: “Bize haber etmende ısrarlıyız.” İmam Ali dedi ki : “Beni takib edin!” imam Ali adamlarla evin içine girdiğine şöyle dedi:

“Benim yücelerin yücesi olup kahreden! Benim ölüleri diriltip ihya eden! Benim dirileri ölü kılan! Benim her şeyden evvel olan evvel, benim her şeyden sonra son(ahir) olan! Benim görünen, benim gizli olan !!!”

Adamlar bunu duyduklarında: “Kafir oldu!” deyip evden dışarı çıkmak için kapıya doğru yürüdüler. İmam Ali kapıya hitaben dediki:

“Ey kapı! Dışarı çıkmalarını engelle!” Kapı kapandığında Hz. Ali adamlara hitaben dediki:

“Ben sizlere sözlerimin zorun zoru olduğunu ve ancak bilginlerin bunu anlıyabileceğini söylemedim mi? Bana doğru gelin de size sözlerimi tefsir edeyim. Size, benim yücelerin yücesi olup kahreden, dedim. Ben bu kılıcım ile üzerinize galip gelerek sizleri kahrettim, ancak böylece Allah’a ve Peygamber’ine iman etmiş oldunuz. Size, ihya eden ve öldüren benim dedim. Ben, Allah’ın yolunu ihya ettim ve sapıklığı öldürdüm. Evvel olduğumu söyledim, ben ilk olarak Allah’a iman eden ve İslam olanım. Son olduğumu söyledim, Peygamberin cenazesini son görüp defneden bendim. Görünen ve gizli olan benim dedim, görünen ve gizli olan ilim bendedir, anlamında söyledim!!!” Adamlar bu tefsiri duyduklarında: “Üzerimizdeki ağırlığı gidermiş olup bizi rahtlattın, Allah seni de rahatlatsın” dediler. (Şeyh Mufid “Al-İhtisas” s:163 ; Mecliysi “Bihar’ul-Envaar” c:42, s:189)

İlk Alevilerin drumunu bu ilginç olay ile irdelemek mümkündür. Hz. Ali’nin sözleri gayet açık ve nettir. Buna rağmen bazılarının bunu anlamaması doğaldı. Nitekim Hz. Ali’nin sözlerini ancak bilgin olanlar anlıyabilirdi. Bu gerçeğe dayanarak Alevileri iki ana gruba ayırmak mantıksal açıdan yanlış olmaz:

Birinci grup: İmamların sözlerini ve gösterdikleri olağanüstü, insanüstü failiyetleri (mucizeleri) anlamayan, yerli yerine koyamayan kişiler.

İkinci grup : İmamların sözlerini ve failiyetlerini derece derece anlayan bilginler.

Bilginlerin içinde bilgiyi basamak basamak anlayanların olduğunu beyan eden bir haberi aktarmak istiyorum. Bu haber İmam Ali, İmam Ali Zeynul Abidin, İmam Muhammed al-Bakir ve İmam Ca’fer al-Sadık tarafından alınmıştır. Haberin metni şudur:

“Allah’a yemin olsun ki Ebu Zer, Selman’ın kalbindeki sırrı bilseydi onu öldürürdü. Allah’ın elçisi (Allah’ın selamı ve duası ona ve Ehl-i Beyt’i üzerine olsun), Ebu Zer ve Selman arasında kardeşlik bağı kurmuş olmasına rağmen halleri buydu.. Artık geri kalan insanların durumunu nasıl zannedeceksiniz düşünün!? Alimlerin ilmi zorun zorudur, bunu ancak ona vahiy gönderilmiş bir peygamber veya Allah’a yakın bir melek veya Allah’ın onun kalbini iman ila sınamış olduğu bir mümin taşıyabilir. Selman bizden Ehl-i Beyt’ten olduğu için onu alimlere intisab ettim.” ( Kuleyni “Kafi” c:1, sahife:401; Şeyh Mufid “Al-İhtisaas” s:12; Sa’d bin Abdullah al-Kummi “Besair al-Derecaat” s:25; Ebi ‘Amr Muhammed bin ‘Umar al-Kaşşi “Ricaal al-Kaşşi” S.17 ve 26; Mecliysi “Bihar’ul-Envaar” c:2, s:190; Seyyid Haşim bin İsmail al-Bahrani “Ravdat’ul-Va’iziyn” c:2 , s:281)

Bu haberden anlaşıldığı gibi imam Ali devrinde yaşamış olan en seçkin Aleviler arasında , İmamlar’a yönelik tedrici bir bilgi mevcuttu. İman, kabullenme, Ehl-i Beyt’e yönelik olan görüş ve bilginin mesafesi ile ölçülmüştür. Bunu teyid eden bir haberi daha aktarmak istiyorum. İmam Ca’fer al-Sadık’tan, dedi ki:

“İman (kabullenmek), bir merdiven misali on basamaktan ibarettir. Bu merdiven basamak basamak çıkılır. Bu merdivenin üzerinde, birinci basamakta duranlar, ikinci basamakta olanlara: sen hiçbir şey üzerinde durmuyorsun (kıymetin yok) demesin. Bunu, daha yukarıdakilere de söylemeyiniz! Sizden daha altta olanları da sakın (küçük) düşürmeyiniz. Bunu yaparsanız üzerinizdekiler de sizi düşürür! Sizin altınızda olanları görürseniz onları dostça kendinizin düzeyiine getirmeye çalışınız. Bunu taşıyamayacağını görürüseniz, ona yüklenmeyiniz! Aksi takdirde onu kırarsınız. Bir mümüni kıran, onu bir daha tamir etmeye (gönlünü almaya) mecburdur! Mikdad (bin Esved al-Kindi) iman merdiveninin sekizinci basamağındadır; Ebu Zer dokuzuncu basamağında ve Selman ise onuncu basamağındadır.” (Kuleyni “Kafi” c:2, s:44 ; Şeyh Saduk “Al-Hisaal” c:2, s:447-448 ; Mecliysi “Bihar’ul-Envaar” c:22, s:341 ve 350; Seyyid Haşim Bahrani “Ravdat’ul-Va’iziyn” c:2, s:281; Muhsin bin Hasan al-A’raciy al-Kazimiy “Vesail’ul-Şi’a” c:16, s:162)

İmam Ca’fer, müminler arasındaki ilişkinin nasıl olması gerektiğine dair çok güzel bir şekilde işaret etmiş. Ehl-i Beyt’e yönelik, Aleviler’in arasındaki görüş ve bilgi farklılığının hoşgörü ve dostluk içinde kabullenilmesi istenmiştir.

Bu istenilen hoşgörü ve dotluk, tarihin akışı içinde gerçekleşti mi?

İslam tarihini incelediğimizde, müminlerin (kabullenenlerin) arasında hoşgörünün ve dostluğun yerine, düşmanlığın, horgörüşün, iftiranın, baskının ve zulmün yer aldığını görüyoruz.

İslam tarihinin ilk yüzyılında Ehl-i Beyt’e karşı yapılan savaşları ve zulümleri kaydeden en eski kaynaklar bütün insanların gözleri önündedir. Bu hakikatın ışığı altında sonraki zamana bakmanın daha doğru olacağı kanısındayım.

Ehl-i Beyt’e uyanlar ve uymayanlar, Alevi olanlar ve olmayanlar:

Ehl-i Beyt’e uymayanların ana kaynaklarına baktığımızda, Ehl-i Beyt’e uyanlara karşı horgörüsüzlüğü, iftirayı ve yalanı görmekteyiz. Örneklerin hepsini sıralamaya yerimiz yetmez.. Sadece en önemli hadis bilginlerinin kitaplarına değinsek, gerçekleri görebilmek için yeterli olacağı kanısındayım.

Sünniler’in (Ehl-i Beyt’e uymayanları) ana kaynaklarının başında gelen “Sahih-i Buhari” veya “El-Cemi’us-Sahih” olarak bilinen Ebu Abdillah Muhammed bin İsmail el-Buhari’nin (öl.256/870) kitabında, imam Ca’fer el-Sadık, hadisi kabul edilecek biri olarak görülmemiş. Bu gibi sünni ana kaynaklarda takib edilen metodları, aşağıda sıralamış olduğum şekilde tesbit etmek mümkündür:

a) Hadisi rivayet edenler Alevi ise;

b) Bu kişiler Ehl-i Beyt’in imamlarını, imamet makamının hak sahipleri olarak görürlerse;

c) Ehl-i Beyt’in, Ebu Bekr, Ömer, Osman ve yardakçılarından daha faziletli olduğunu ifade ederlerse;

d) Ehl-i Beyt’in hakkı’nı gasb edenleri ve onlara zulmedenleri zemederlerse;

İşte bu kişiler Sünni hadis metotunda: Terkedilmiş, yalancı, iftiracı, zayıf, uydurmacı, rafizi ... olarak belirlenir ve hadislerine itibar edilmez.

Şia’nın metot kitapları, hadisleri aktaran bazı Alevi kişiler hakkında, sünnilerin metotu gibi işlenmiş.

Şia’nın rical (hadisleri aktaran kişileri araştırma metotu) kitaplarındaki tesbitleri şöyle sıralıyabiliriz:

a) Ehl-i Beyt’e aşırı derecede(!) yücelik verenler;

b) Mevcut olan şeriat düzeninin getirdiklerini sorgusuz bir biçimde benimsemeyenler;

c) Kalıplaştırılmış bazı değerleri olduğu gibi kabul etmeyenler;

Bu kişiler Şia’nın (Alevilerin) metot kitaplarında: Aşırı olanlar, yalancılar, uydurmacılar, imamlara iftirada bulunanlar, yoldan çıkanlar... Olarak belirlenmiş ve buna dayanarak ta hadislerinin çürütülmesi için çaba harcanmıştır.

Birinci ve ikinci hicri yüzyılındaki önde gelen Alevi kişilere yönelik yapılan çürütme çabalar:

Hadisleri çürütülmek üzere hedef seçilenu bazı marifet ve hakikat sahibi Alevi büyükleri:

Mufaddal bin ‘Umar el-Cu’fi

İmam Ca’fer es-Sadık’ın ashabından.

Cabir bin Yezid el-Cu’fi

İmam Muhammed el-Bakır ve imam Ca’fer es-Sadık’ın ashabından.

Muhammed bin Sinan ez-Zehiriy

İmam Musa el-Kâzım’ın eshabından.

Bu tesbiti, aşağıda sıraladığım rical ve hadis kitaplarında görebilirsiniz:

1. Ebi ‘Amr Muhammed bin ‘Umar bin ‘Abdul’aziz el-Kaşşi (öl. 4.hicri yüzyılı) “Ricaal el-Kaşşi”

2. Ebi ‘Abbas Ahmed bin ‘Ali bin Ahmed el-Neccaşi (ö.5. hicri yüyılı) “Ricaal en-Necaaşi”

3. Ebu Huseyn Ahmed bin Ebi Abdillah el-Ğadairi (ö.5.hicri yüzyılı) “Ricaal bin Ğadairi”

4. Ebu Ca’far Muhammed bin Babuveyh el-Kummi (ö.381/960) “El-Fakiyh”

Örnekleri daha da çoğaltmak mümkündür.

Bütün olumsuzluklara rağmen, Şia’nın önemli sayılan bazı kitaplarında Ehl-i Beyt’in yüceliğini ve hakikatini beyan eden haberler günümüze kadar gelebilmiştir.

Aynı durumu Sünni ana kaynakları için de söyliyebiliriz. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, bazı Sünni ana kaynalarında Ehl-i Beyt’in hakkını tesbit edecek gerçekler bize kadar gelebilmiştir.

Bütün zorluklara ve olumsuzluklara rağmen bize ulaşabilen, çalışmamın esas konusu olan Alevi kitaplarının bazılarını kısa bir şekilde tanıtmak istiyorum:

1. “Kitabu Suleym”

İmam Ali, İmam Hasan, İmam Hüseyin, İmam Ali Zeynulabidin ve İmam Muhammed el-Bakır’ın ashabından olan Suleym bin Kays el-Hilaliy el-‘Amiri el-Kufi’nin (öl.76/655) kitabı. Bu kitapta İslam tarihinin ilk yüzyılındaki en önemli olaylar tesbit edilmiş. Tevella ve teberra’nın sebebini ve tarihini İmam Ali ve geri kalan imamlardan öğrenmiş ve kitabında tesbit etmişti. Şia’nın en mutebber kitapları, bu kiabın verdiği bilgilerden ışık alarak tarihi olaylara aydınlık getirmişlerdir. Kuleyni (öl.328/907)“El-Kafi” kitabında Suleym’in haberlerini aktarmıştır. Kaşşi (öl.4. hicri yüzyılı) kitabında, Ehl-i Beyt İmamları’nın Suleym’in kitabını tavsiye ettiklerini nakletmiş. Bu konuya dair çok geniş bilgiyi veren “El-Zeri’a ila tasaniyf el-Şi’a” kitabıdır(cilt:2; sahife:152-159). Bu kitap basılı olarak yaygın ve meşhurdur.

2. “El-Heft el-Şerif min fadail mevlana Ca’far es-Sadek”

Bu kitap, imam Cafer el-Sadık’ın ashabından olan Mufaddal bin ‘Umar el-Cu’fi (ölümü hicri 2. yüzyılı) tarafından, İmam Ca’fer el-Sadık’ın imlası ile yazılmıştır. Bu kitapta tevhid, marifet ve hakikat açısından zahiri ve kısmen batini olarak açıklanmış.Yaratılışın başlangıcı ve varlığın sırrı hakkında bilgi verilmiş. Bu kitap çok sayıda basılmış olup yaygındır.

3. “Tevhid al-Mufaddal”

Bu kitap, imam Ca’fer el-Sadık tarafından Mufaddal bin ‘Umar’a imla edilmiştir. Bu kitapta tevhidin esasına beyan getirilmiş. Marifet ve hakikatin batini açısına, bu ilmin ilk kapısından özün sırrına işaret edilmiş. Bu kitap değişik ülkelerde basılmış olup meşhurdur.

4. “El-Ehliylecet fi el-Tevhid”

Bu risaleyi imam Ca’fer el-Sadık, Mufaddal bin ‘Umar’ın sorduğu sorulara cevap olarak yazmıştı. Tevhidi ve Allah’ın varlığını beyan eden risale. Bu risale “Bihar’ul-Envaar” kitabında basılmış olarak günümüze yetişmiştir.

5. “El-Hidayat’ul-Kubra”

Bu kitap, Ebi Abdillah Huseyn bin Hamdan el-Hasiybi (öl.346/925) tarafından yazılmıştır. Kendisi imam Hasan’ul-Askeri’nin vefat ettiği yılda dünyaya gelmiş ve imam Muhammed el-Mehdi’nin ğaybeti (gizlendiği) zamanında yetişmiştir. İmam Hasan el-Askeri’nin ilminden yararlanmış bilginlerden feyiz almıştı. Bu kitap değişik tarihlerde basılmış ve günümüze kadar gelmiştir.

Ehl-i Beyt İmamları devrinden günümüze kadar yetişen kitapların hepsini tanıtacak olursak, yüzlerce sayfa bu bilgiyi aktarmaya yetmezdi. Daha geniş bilgi edinmek isteyen, Şia’nın (ilk Alevilerin) kitaplarını tanıtan, 28 cilten oluşan “El-Zeri’a ila tasaniyf el-Şi’a” adlı değerli çalışmaya bakabilirler. Bu geniş çalışmada basılı kitapların el yazma nüshalarının nerede bulunduğuna dair bilgiler mevcuttur.

HZ.İSMAİL’İN TORUNLARI HAŞİM AİLESİ HAKKINDAKİ GERÇEKLER

HZ.İSMAİL’İN TORUNLARI HAŞİM AİLESİ HAKKINDAKİ GERÇEKLER

HZ.İSMAİL’İN TORUNLARI HAŞİM AİLESİ HAKKINDAKİ GERÇEKLER

           Cenabı peygamberin(A.s) büyük Amcası Ebutalip(R.A), Peygamber  Efendimizi(A.S), 7 yaşında evine, himayesine almış, O’na çok ihtimam göstermiş, beslemiş büyütmüş. O’na Hatice Annemizi istemiş büyük bir düğün ziyafeti vermiş, Efendimiz(A.S), Peygamberliğini açıklayınca gene ardında durmuş, vefat edinceye kadar şefkat ve himayesini Hazreti Muhammed’den (A.S) esirgememiştir.
            Hazreti Peygamber’de, amcası Ebutalip(R.A) vefat edince mübarek ve nurlu elleriyle cenazesini yıkamış, kendi elleri ile mezara koymuş ve mezarının başında durmuş, Kur’an okumuş ve ona selat-dua etmiştir. Eğer Ebutalip(R.A) Hazretleri müşrik olsaydı; Peygamber(A.S) onu teneşirde yıkamazdı. Kabrinin başında durmazdı ve ona selat-dua etmezdi. 
Çünkü Allah ‘Münafıkların (ki gizli kâfirlerdir) kabrinin başında durmamasını ve onlara selat-dua etmemesini’ emretmiştir.
“Velateküm Alakabrihim-Onların, münafıkların , kabrinin başında durma ve onlara selat-dua etme(Sure-i Tevbe)”
            Münafığın kabrinde durmayan ve onlara dua etmeyen Peygamber(A.S) akrabası, sevdiği de olsa inanmayanın kabrinin başında durmaz ve ona selat-dua etmez. Halbuki Peygamberin amcası Ebutalib’i (R.A) kendi eliyle yıkadığı, kabrinin başında ayakta durup ona selat-dua okuduğu, Ehl-i Beyt’in ve ashabın görenleri tarafından kesinlikle sabittir. Hazreti Abbbas’ın kardeşi Ebutalib’in (R.A) mümin olduğuna dair şahadeti tanıklığı da vardır. Tarihi teberi  ve diğer İslam tarihleri Resullullah’ın, Ebutalib’in (R.A) cenazesini yıkadıklarını haber vermektedirler.
            Şimdi bir gerçeği sizlere açıklayacağım: Hazreti Haşim ve ailesi hepsi (Ebulehep hariç) tümden Hanif’tir.(Müslüman’dır, Allah’ı Bir Bilirler.)
Hanif olanlar; Hazreti Haşim’in ceddi, Hazreti İbrahim’in oğlu Hazreti İsmail’in zürriyetinden olup, Hazreti İbrahim’in tek ilahı Rabbul alemin olan Allah’a tapanlardır, müşrik olmayanlardır. Hazreti Ebubekir’de(R.A) bu Hanif’lere dahildir. Çünkü o da anne tarafından Haşimi kanı taşımaktadır. Ve Peygamberin(A.S) gençlik arkadaşıdır. Putlardan ve müşriklerden ikrah(iğrenen) edenlerdendir.
          Hanifler zaten evlerinde, İbrahim dini haniflik üzere Allah’a gizli gizli ibadet ederlerdi. Dışarda ise hepsi müşrik putperest olan Mekkkeliler’den bu durumlarını saklar takiye yaparlardı(inançlarını gizlerlerdi).
          Ancak Ebulehep, Ebusüfyan’ın bacısı Muaviyenin halası Hateb ile evlendiği için (ki; Hatep aşırı bir Peygamber(A.S) düşmanıdır). Karısı Hateb’in ve Süfyan ailesinin tesirine girdi. Ve işte bu pislik, gene onlardan kendisine bulaştı.Velhasıl kendi ailesi olan Haşimi ailesinden koptu.
         Haşimi ailesinden tekbir iman etmeyen vardır.O’da Ebuleheptir. Ama Hazreti Muhammed’i (A.S) severdi  ona birisi sövse, hakaret etse karşı gelirdi. Hazreti Muhammed(A.S) doğduğu gün müjde veren bir kölesini yeğeni Muhammed’in şanına azad etmiştir. Allah isterse azab eder, isterse bağışlar. Zaten Allah, onun için sadece “Ebulehebin elleri kurusun” demektedir.
             Hazret-i Ebutalib(R.A), Haşimi ailesinin ve aşiretin büyüğü ve reisi olduğu için imanını gizli tutmuştur. Eğer açıklasaydı diğer aşiret reislerine karşı Peygamberi koruması himaye etmesi çok zorlaşırdı. Zaten müşrikler bilhassa  Ebu Süfyan  Ebutalib(R.A) Hazretleri vefat edinceye kadar hazreti Muhammedi ve müminleri öldürmeye kalkışmamışlardır. Hazreti Ebutalip(R.A)’i saydıkları ve çekindikleri bellidir. Ne zamanki Ebutalip(R.A) vefat etti; Ebusüfyan ve taraftarları Müslümanlara baskı ve şiddeti artırdılar. Ashabların bir kısmı Habeşistan’a, bir kısmı Yemen tarafına, bir kısmı Tebük dolaylarına hicret ettiler. Daha doğrusu Kur’an’a göre diyarlarından (yurtlarından) çıkarıldılar.
       Hazreti Muhammedi’de(A.S) öldürmeye karar verdiler. Amma Rabbimiz Allah, Hazreti Muhammed’i(A.S), Ebutalip(R.A) oğullarını, Haşimoğullarını Ebubekir(R.A) ve tüm hanif Müslümanları esirgedi, selametle Medine’de toplanmalarını sağladı.
       İşte gerçek budur kardeşlerim; Ebutalib’in(R.A) aleyhinde olanlar aslında Hz.Ali ve Haşimoğulları’na gerçek hanif Müslüman olan ve Ehl-i Beyt’i  seven gerçek Ashab’lara düşmanlık eden Emevi soylular ve Emevi kökenli Emevi ulemasıdır. İbni hazm ve benzerleri gibi.
       Bu bir zihniyet meselesidir. Emeviler ve Emevi taraftarları, Ebutalib’i (R.A) kötüleyerek, dolaylı yoldan  Hz.Muhammedi ve Hz.Ali’yi ve Haşimi ailesini kötülemek istemektedirler.

Madımak'ı bu sefer yargı yaktı

Madımak'ı bu sefer yargı yaktı

Madımak'ı bu sefer yargı yaktı

Firari sanıkların yakalanması için devletin kolunu kıpırdatmadığı Sivas katliamı davasında mahkeme kararı verdi. Sivas Davası zamanaşımından düştü! Davanın zaman aşımına uğramasını istemeyen adliye önündeki gruba polis çok sert müdahale etti. Havaya ateş açan polis, yurttaşlara gaz bombası ile müdahale






Ankara- 2 Temmuz 1993'te 37 kişinin Madımak Oteli'nde yakılmasına ilişkin süren ve ana davadan ayrılan 7 sanığın yargılandığı davanın görülmesine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya CHP milletvekilleri Emine Ülker Tarhan, Muarrem İnce, İlhan Cihaner, Umut Oran, Malik Ecder Özdemir, Kamer Genç, Celal Dinçer, Sabahet Akkiray, Veli Ağbaba, Gökhan Günaydın, Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün ve BDP milletvekili Sırrı Sakık, Sabahat Tuncel ile Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, Danıştay eski Başsavcısı ve ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, Rutkay Aziz ile mağdur yakınları ve müdahil avukatlar katıldı. Mahkemede uyuşturucu davası görülürken sanıklar salona girdi. Bu sırada uyuşturucu davasının sanığı Sivas Davası'nı izlemeye gelenlerden rahatsız olunca mahkeme salonunda kısa süreli tartışma yaşandı. Sanık yakınları ve duruşmaya izlemeye gelenler mahkeme salonuna sığmayınca mahkeme salonunun kapısı kapatılamadı. Duruşmada, Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel esas hakkındaki mütalaasını sundu. Savcı Yüksel, müdahil avukatların insanlık suçu talebine, zamanaşımının maddi ceza hukuku kurumu olmasının bir sonucu olarak yeni kanun, somut olayda failin lehine sonuç doğuruyorsa uygulanması gerektiğine dikkat çekerek, geçmişe yürüme yasağı gözetilerek uygulanmaması gerektiğinin altını çizdi. Yüksel, Sivas Davası'nda suçun, insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi durumunda bile sanıklar yönünden suç tarihi itibariyle lehe olan 765 sayılı TCK'nın uygulanmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu belirterek, müdahil avukatların insanlık suçu isteminin reddedilmesini dosyanın zamanaşımından düşürülmesini talep etti. Savcı Yüksel, Erçakmak'tan yeniden DNA testinin alınması isteminin de reddini istedi.







12 Eylül vurgusu

Yüksel'in ardından müdahil Avukat Şenal Sarıhan, savunmasını yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın insanlığa karşı suçlarda zaman aşımının uygulanmaması gerektiği inancıyla, 1980 yılı dönemine ilişkin işkence suçları hakkında iddianame düzenlendiğini anımsatan müdahil Avukat Şenal Sarıhan, soruşturma sırasında kendilerine ulaşan 1980 dönemine ilişkin işkence yakınmaları hakkında dava açıldığını, işkencenin insanlık suçu olduğunun kabul edildiği ve zamanaşımının uygulanamayacağı kararı verildiğini belirtti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın insanlık suçu yorumu ile Savcı Hakan Yüksel'in zamanaşımı yorumunun birbiri ile çeliştiğini söyleyen Sarıhan, "Olayımız bütün dünyayı etkilemiş ciddi bir katliamdır. Mağdurlar felsefi ve dini inançları nedeniyle hedef alınmışlardır. Eylemde süreklilik vardır. Bütün bu nedenlerle mahkememizin zamanaşımı gerekçesiyle davayı düşürmesi özünde insanlığa karşı suçun teşviki niteliği taşıyacaktır. Oysa uluslararası sözleşmeler açıktır ve yol göstericidir" dedi. AİHM'in Konanov Litvanya Davası'na dikkat çeken Sarıhan, "Bugün mahkememizin önünde iki yol bulunmaktadır. Bu yollardan biri, beş sanık yönünden davanın zamanaşımından düşürülerek polis kayıtlarına göre 15 bin eylemcinin katılmış olduğu olayı kapatıvermektir. Böylece insanlığa karşı yeni bir suç işlenmiş olacaktır" dedi.

"Adalete davet ediyoruz"

Suçun adalet adına işlendiği izlenimi verilerek bundan, sonra bu suçu işleyecek olanlara cesaret verileceğinin altını çizen Sarıhan, diğer yolun ise insanlığa karşı suçların her koşulda yargı önünde sıraya çekileceğinin bilinmesiyle kötülüğün engelleneceğini söyledi. "Adalet erdemse, erdem haklıyı haksızı mağduru ve saldırganı doğru tartmakla ortaya çıkacaktır" diyen Sarıhan, adil yargılamanın sanığı da mağduru da etkileyeceğini kaydetti. Yakalanan ve kendilerinin bilgisi olmadan yargılanan sanıkların bulunduğunu anımsatan Sarıhan, "Sanıkların davalarının düşürülmüş olması bu sanıklar için de aynı yolun seçilmesi ile eşitliğin sağlanması değil, eşitsizliğin ve adaletin sağlanması olacaktır" diye konuştu. HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur'un "Sivas Davası'nda zamanaşımı görünüyor" sözlerine atıfta bulunarak, açıklamanın hukuksal olmadığı kadar bulunduğu statü nedeniyle adil yargılamayı etkileyecek konumda oluşu nedeniyle tehlikeli olduğunu belirten Sarıhan, mahkemeden Okur'un ihsası reyine karşı insan hakları belgelerinin yanında durması gerektiğini ve insan haklarına dayalı hukuka uygun bir karar vermesini istedi. Bu sırada Mahkeme Başkanı Örsdemir, "Lütfen bizim üstümüz değil" demesi üzerine Sarıkaya, "İdari olarak söylüyorum" dedi. Sarıhan, savunmasında "Vereceğiniz karar heyetiniz için örnek bir karar olacaktır. Bu kararınızla hukuk tarihi sizden söz edecektir. Yargılama adaleti tecelli ettirme işlemidir. Adalet adil bir yargılama ile sağlanır. Bu nedenle sizi adil olmaya ve hukuk tarihimize not düşmeye davet ediyoruz" ifadesini kullandı. Avukat Mehdi Bektaş ve Kazım Genç ise eylemin insanlık suçu sayılarak, zaman aşımı kapsamına girmemesi gerektiğini savundular. Avukat Süleyman Ateş de 19 yıldır adalet bekleyen mağdur aileleri adına konuştuğunu belirterek, "Benim yeğenim Seher yanarak öldü. Polis otelin önüne barikat kursa, birkaç kişinin ayağına ateş etse, bunlar olmazdı" diye konuştu. Müşteki avukatlarının beyanlarının ardından mahkeme heyeti yarım saat ara verdi. Aranın ardından mahkeme heyeti yerini almadan, dinleyicilerle heyet arasına bir sıra polis dizerek, güvenlik önlemi aldı. Daha sonra Mahkeme Başkanı Örsdemir, oy birliğiyle alınan kararı açıkladı.

Siviller insanlık suçu işlemedi

Mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki davanın ölmeleri nedeniyle ortadan kaldırılmasına, Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verdi. Kararı okuyan Mahkeme Başkanı Dündar Örsdemir, sanık Cafer Erçakmak'ın 20 Temmuz 2011'de, sanık Yılmaz Bağ'ın da 25 Aralık 2006'da öldüklerinin nüfus kayıtlarıyla da belirlendiğini belirterek, bu sanıklar hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verildiğini açıkladı. Kararda, diğer sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu hakkında, kesinleşmiş mahkeme ve Yargıtay kararlarına göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 146/3. maddesinde yer alan "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun tamamı veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgiya ve bu kanun ile teşekkül etmiş Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni iskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren teşebbüs suçuna feri iştirak" suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu suçun 5237 sayılı Yeni TCK'nın 309 ve 39. maddelerinde düzenlendiği anımsatıldı. Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'da insanlığa karşı suçların düzenlenmediği, bu suçların, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 77. maddesinde düzenlendiği vurgulanan kararda, aynı Kanun'un 77. maddesinin son fıkrasında, "Bu suçlardan dolayı zaman aşımının işlemeyeceği" hükmüne yer verildiği kaydedildi.

"Sanıklar kamu görevlisi değil"

Kararda, 1982 Anayasası'nın 90'ncı maddesinin son hükmünde, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü anımsatıldı. Bu düzenlemenin üst norm kuralı olarak bağlayıcı olduğu belirtilen kararda, şöyle denildi:
"Her ne kadar önceki düzenlemede zaman aşımı sürelerinin geçmişe yürümeyeceği ve önceki düzenlemede düzenlenmemiş bir suçtan dolayı kanunilik ilkesi gereği sanıklar hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı düşünülse de Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen ve iç norm kuralları bakımından bağlayıcı özelliği bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde yer alan yaşama hakkına yönelik kararlarında, 'yaşama hakkını ihlal ettiği iddia olunan, işkence ve kötü muamele iddialarıyla suçlanan kamu görevlilerinin af ve zaman aşımından faydalandırılmaması' gerektiği yünündeki hükümleri nazara alındığında, sanıkların kamu görevlisi değil, sivil oldukları, ayrıca olayın asli maddi faili değil feri şerik olarak yargılandıkları, 765 sayılı TCK'nın 146/3. maddesinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı hapis cezasının 5 yıldan 15 yıla kadar ağır hapis olduğu, lehe olan 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddeleri gereği 15 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresi 2 Temmuz 2008'de dolduğundan sanıklar hakkında açılan kamu davasının 765 sayılı TCK'nın 102/3 ve 104/2 maddesi gereği ortadan kaldırılması hükmünü doğurmak üzere CMK'nın 223/8. maddesi gereği ayrı ayrı düşürülmesine oy birliğiyle karar verildi.'

Yaşasın adalet

Salonda bulunan bazı dinleyicilerin kararı alkışlı protestosu ve "Yaşasın Adalet" diye bağırması üzerine Örsdemir, "Alkışlanacak bir şey yapmadık. Görevimizi yaptık" dedi. Kalabalık nedeniyle salona girişte izdiham yaşanırken, bazı izleyiciler dışarıda kaldı.
Duruşmanın başında cep telefonuyla bir dinleyicinin salonun fotoğrafını çekmesi üzerine, mahkeme başkanı Örsdemir, polise telefondaki fotoğrafı sildirdi. Örsdemir, "Lütfen cep telefonlarınızı kapatın. Zaten Twitter denen bir şey çıkmış. Yasalara göre duruşma salonunda kayıt alınamaz. Kanun hükmü açık. İşlem mi yapayım? Bende reklam yapmak isterim ama ama kanun açık" diyerek, uyarıda bulundu. Bunun üzerine duruşmayı izlemeye gelenlerden birisinin "Baskı yapmayın" demesi üzerine Örsdemir, "ortamı germeyin" dedi.


Adliye önünde eylem
Bazı Alevi dernekleri, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ile sendika ve konfederasyonların üyelerinden oluşan gruptakiler çeşitli döviz ve pankartlar açarak, ''Zaman aşımına hayır adalet istiyoruz'', ''Sivas'ın ışığı sönmeyecek'' sloganları attı.
DİSK Genel-İş Sendikasına ait ses yayın aracından Sivas olaylarında hayatını kaybedenlerin isimleri okundu. Okunan her isimin ardından gruptakiler ''Burada'' karşılığını verdi. Davayı izlemek üzere bazı CHP'li milletvekilleri de adliyeye geldi.
Ankara Adliyesi'ne gelen CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, CHP'li Muharrem İnce ve CHP'li vekil Umut Oran da duruşmayı izlemek üzere salona girdi.

Polisten sert müdahale
Davanın zaman aşımına uğramasını istemeyen adliye önündeki gruba polis çok sert müdahale etti. Havaya ateş açan polis, yurttaşlara gaz bombası ile müdahale etti. Polis alanı gaz bombasıyla abluka altına aldı.
Adliye önünde avukatların karara ilişkin açıklamasının ardından, grubun bir bölümü yürüyüş yapmak istedi. Atatürk Bulvarı'nı trafiğe kapatan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkevleri ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyelerinin de aralarında bulunduğu gruptakilere polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti.
Olaylar sırasında Milliyet Gazetesi foto muhabiri Serdar Özsoy da başına gaz fişeği isabet etmesi sonucu yaralanarak, arkadaşları tarafından Numune Hastanesine kaldırıldı. Polisin gaz müdahalesi sonrasında gazdan etkilenen çok sayıda kişi adliyenin alt kısmanda bulunan kantine kaçtı. Polis ve göstericiler gazın etkisinden kurtulmak ve yüzlerini yıkamak için 125 adet pet şişe suyu kullandıklarına dair tutanak tutuldu.
CHP milletvekili Hüseyin Aygün'de yoğun biber gazına maruz kaldı. Aygün yaşananları Twitter hesabından 'Şu an gaz bombası altındayız, çocuk ve kadınlar var' mesajıyla anlattı.

Sivas davası düştü

Sivas davası düştü

5 sanığın yargılandığı dava zamanaşımından düştü. Bazı mağdur yakınları baygınlık geçirdi, adliye önünde büyük tepki var, toplanan kalabalık sloganlar atarken polis de havaya ateş açtı ve gaz bombasıyla müdahale etti

AA / DHA



Sivas davası düştü Sivas'ta, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nin yakılmasına ilişkin davanın, 2 sanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi.

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması, ikisi eylemci, biri otel çalışanı 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin davada mahkeme bugün zaman aşımı bakımından tarihi bir karar verdi. Mahkeme, davanın zaman aşımından düşmesine karar verdi.

Sivas'ta, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nin yakılması ve 37 kişinin ölümüne ilişkin ana davadan dosyaları ayrılan 7 sanık hakkındaki davanın, 2 sanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi.

Sivas davasını protesto edenlere sert müdahale
Foto galeri için tıklayın


Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, avukatların son beyanlarının dinlenmesinin ardından karar açıklandı.

Mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ'ın ölmeleri; Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi.

Hakim Dündar Örsdemir kararında 'İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz ancak bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verildi' dedi.

Avukat Şenal Sarıhan, mahkemenin kararını temyize götüreceklerini açıkladı.

POLİSTEN SERT MÜDAHALE

Polisten protestoculara sert müdahale
video için tıklayın


Sivas olaylarına ilişkin 7 sanık hakkındaki davanın zaman aşımından düşürülmesine tepki gösteren ve Ankara Adliyesi önünden yürüyüş yapmak isteyen gruba, polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti.

Adliye önünde avukatların karara ilişkin açıklamasının ardından, grubun bir bölümü yürüyüş yapmak istedi. Atatürk Bulvarı’nı trafiğe kapatan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkevleri ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyelerinin de aralarında bulunduğu gruptakiler, ellerindeki taş ve sopaları polise fırlatmaya başladı. Bunun üzerine polis, biber gazı ve tazyikli suyla gruba müdahale etti. Kırdıkları kaldırım taşlarıyla polise karşılık veren gruptakiler, Adliye Sarayı önündeki otobüs duraklarına da zarar verdi.

Olaylar sırasında Milliyet Gazetesi foto muhabiri Serdar Özsoy da başına taş isabet etmesi sonucu yaralanarak, arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldı.



Polis ile göstericiler arasındaki arbede sürüyor.

HASRET GÜLTEKİN'İN EŞİNDEN SERT TEPKİ

Yol tv’ye konuşan Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin sert müdahaleyi değerlendirdi. Biber gazının etkisi hala süren Gültekin, eline aldığı biber gazını göstererek konuşmasını sürdürdü:

“İzleyicilerimiz biliyorlar ki, yıllardır bu dava bu koşullarda sürüyor. Şimdi bu ülkenin tüm insanlarının vergileriyle alınan o yakıcı gaz mühimmatları, gaz bombaları güvenliğe teslim edilmelidir. Devletin bombasını elimde tutuyorum. Biz öldürüldük, yakıldık hak arıyoruz. Öldürenleri masummuş gibi aklamaya çalışanlar bugün de Adliye Sarayı’nda aklamaya çalıştılar, başardılar. Gözü gören, kulağı işiten, vicdanı körelmemiş insanlar için bu dava burada bitmeyecek. Yalnız, biz günlerdir açıklamalar yapıyoruz. Türkiye 19. yılında bir şans yakalamıştır. 19 yıldır süren yanlış hukuk sürecini bir kez daha kaçırmıştır Türkiye. Dersim için özür dileyenler demokrasi zihniyetine ‘yetmez ama evet’ diyenler evlatlarını yitiren anaların yanına gidenler; bugün yaşananlar bunun belgesidir. Yeni katliamlarını hazırlayanlar silahlarını devletten açtıkları güçle bileyeceklerdir” dedi.

'BU KARARI BEKLİYORDUM AMA YERİMDEN KALKAMIYORUM'

Madımak Oteli'nde hayatını kaybeden şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı, davanın zaman aşımına uğramasını Twitter'dan şu sözlerle değerlendirdi:
'Karar; kamu görevlisi olmadıklari için zaman aşımı çıktı. Dava düştü. Katiller serbest!
Bu kararı bekliyordum ama yerimden kalkamıyorum. Ölen sanığın zaman aşımı sürecek ölmeseydi kurtulamayacaktı. Bu bize sunulan bal oldu.
Dinlerken umutlandık. İkinci karar da olumlu sandık ve çakıldık yerimize, yıkıldık. Sessiz ve vakur boşaldı salon. Yakıştığı gibi...'

Binlerce vatandaş da davayı izlemek üzere Ankara Adliyesi'nin önünde toplanmıştı. Gelenler arasında AGOS Gazetesi'nin önünde vurulan Hrant Dink'in eşi Rakel Dink de vardı.

AVUKATTAN AÇIKLAMA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Sivas olayları davasının zaman aşımından düşmesi kararına ilişkin, ”Kararı yargının yüz karası olarak nitelendiriyoruz ve kınıyoruz” dedi.

Kararın ardından adliye çıkışında bazı milletvekilleri ile olaylarda hayatlarını kaybedenlerin yakınları karara tepki gösterdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, mahkeme kararını bu şekliyle kabul etmediklerini ifade etti. Yasama organının bu olaya zamanında el koyması gerektiğini savunun Tanrıkulu, kararı yargının yüz karası olarak nitelendirdiklerini ve kınadıklarını belirtti.

CHP Denizli milletvekili İlhan Cihaner, kararı hukuk dışı olarak nitelendirdi.

BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, kararla yüreklerdeki yaraların kapanmadığını belirtti. ”Birileri bu davayı kapatmış olabilir, ama demokrasiye sahip çıkanlar bu davayı sonuna kadar sürdürecek” diyen Kışanak, davayla ilgili süreçte adaletin adım adım katledildiğini savundu.

Ölenlerin yakınlarının avukatlarından Şenal Sarıhan da olayın mahkeme tarafından insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmesini önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Zaman aşımıyla ilgili kararı ise olumsuz olarak değerlendiren Sarıhan, ”Sözleşme, insanlığa karşı işlenmiş suça hangi sıfatla katılınırsa katılsın, hatta eylem gerçekleşmemiş bile olsa bunu suç olarak kabul eder ve zaman aşımından yararlandırmaz. Biz temyiz edeceğiz. Yargıtay umarım bu olumlu adıma daha sağlam bir adımla katkı sunacak” dedi.

SİVAS’TA, ’ZAMANAŞIMI’ KARARINA TEPKİ

SİVAS’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması, 2’si gösterici, 2’si otel çalışanı, 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin davanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesi, Sivas’ta tepkilere neden oldu. CHP ve Cem Vakfı Sivas Şubesi, kararı ’yanlış’ ve ’yüz karası’ olarak nitelendirdi. Kentte herhangi bir gerginlik yaşanmaması için eski Madımak Oteli binası önündeki polis tedbirleri de artırıldı.

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Pir Suldan Abdal Kültür Etkinlikleri için kente gelenlerin konakladığı Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu meydana gelen, 33 aydın, sanatçı ve yazar, 2 otel görevlisi ile 2 gösterici olmak üzere toplam 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin davada firari sanıklar ile ilgli 15 yıllık zamanaşımı talebinin mahkemece kabul edilmesi kentte tepki çekti. Sivas’tan davayı takip eden bazı parti, Alevi dernekleri ve sivil toplum örgütleri de kararı hem üzüntü, hem de tepkiyle karşıladı.

CHP, ’YARGININ YÜZ KARASI’

CHP Sivas İl Başkanı Cahit Korkut, Sivas zamanaşımının düşmesini adalet ve bağımsız yargının yüz karası olarak nitelendiriyoruz. Bunun uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu kararı verenleri kınıyoruz. Uluslararası sözleşmelerde insanlara karşı işlenen suçlarda suç işlenmemiş dahi olsa suça katılmak ve teşebbüste bulunmak bile suç sayılır ve zaman aşımından yararlandırılmaz deniyor. Bu nedenle davanın avukatları gerekli hukuki başvuruları yapacaktır. Bu kararı verenleri, adaleti ve yargıyı bu denli ayaklar altına alanları tekrar kınıyorum. Yargının bağımsız olmasından yanayız. Adalet er veya geç yerine gelecektir. 2 Temmuz 1993’te hayatını kaybeden aydınlarımızı bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyoruz" dedi.

CEM VAKFI: "KONUYA HASSAS YAKLAŞILMADI"

CEM Vakfı Sivas Şubesi Başkanı Ali Akyıldız ise bu davanın, insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesini beklediklerini ifade ederek, "Çünkü buradaki insanlar yanarak öldüler. Bu nedenle, davaya daha hassas yaklaşılmasını bekliyorduk. Maalesef öyle olmadı. Davanın sonucu bizi çok üzdü. Bu davada biz Sivaslılar’ın suçlu gösterilmesine hep karşı çıktık. Biz konuya bu şekilde duyarlı yaklaşırken, davanın böyle sonuçlanması ve duyarlılık gösterilmemesi bizi derinden üzdü. Bu işin üst mahkemesi var. Her şey tam olarak bitmiş değil. Gereken mücadeleyi göstereceğiz" diye konuştu.

’MAĞDURLAR YARGILANIYOR’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Temsilcisi Hidayet Yıldırım da "Katilleri yakalayamayan devlet, mağdurları yargılıyor. Oraya çelenk bırakan, anma programı düzenleyenler hakkında dava açan devlet zamanaşımına uğratıp katilleri korudu. Orada 35 canımızı kaybettik. Bu kararla katiller ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşacak. Ancak biz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz ve konuyu üst mahkemeye taşıyacağız. Davamızdan yılmayacağız. Ne oranın utanç müzesi olmasından, ne de bu davadan vazgeçmeyeceğiz" dedi.

BİNA ÖNÜNDE POLİS ÖNLEMİ

Sivas Olayları Davası ile ilgili kararın açıklanacağı gün sabah saatlerinden itibaren Bilim ve Kültür Merkezi olarak düzenlenen eski Madımak Oteli önündeki önlemler de artırıldı. Düzenli olarak polis ekibinin görev yaptığı eski otel binası önünde sivil ekipler de konuşlandırılarak her hangi bir gerginlik yaşanmaması için tedbir alındı. Kentte 3 gün önce Türkiye Gençlik Birliği üyesi bir grup genç, binanın duvarına ’ ’İnsanlık suçunun zaman aşımı olmaz’ yazılı afiş yapıştırmıştı. Benzer bir olayın yaşanmaması için dikkatli davranıldığı görüldü.

CHP’Lİ GENÇLERDEN MADIMAK EYLEMİ

CUMHURİYET Halk Partisi (CHP) Balıkesir İl Gençlik Kolları üyeleri, basın açıklaması ile Sivas Davası’nın zaman aşımı nedeniyle düşmesini protesto etti.

Yeşilli Meydanı’ndaki basın açıklamasına, CHP Balıkesir İl ve Merkez İlçe Teşkilatları’nın yöneticileri ile partililerinde aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi de destek verdi. Gençler, ’Madımak ateş, CHP isyan’ yazılı pankartla Sivas’ta yaşamını yitiren aydınların fotoğraflarını taşıdı. Gençler, ’Gün gelecek, devran dönecek, hakimler halka hesap verecek’, ’Katiller dışarıda, adalet nerede?’, ’Gençlik gelecek, gelecek CHP’ sloganları attı.

’TOPLUM VİCDANINDA MAHKUM OLDULAR’

CHP Balıkesir Gençlik İl Geçlik Kolları adına konuşan Ercan Ozan Çiftçi, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Kültür etkinliklerine katılan 35 aydın, sanatçı, yazar, kadın, genç her şeyden önce insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledildiğini hatırlattı. ;Çiftçi, ;"Sivas katliamı bugün hala toplumun vicdanında kanayan bir yara olarak duruyor. 18 yıldan beri yargılamaları süren ve bir türlü cezaları kesinleştirilemeyen katliam sorumlularının zaman aşımı sebebiyle serbest kalmaları kabul edilemez bir durumdur. Toplum vicdanında mahkum olanlar zaman aşımından da olsa ellerindeki kanlardan hiç bir zaman kurtulamayacak. Adaletin ve tarihin karanlık sayfalarında kara bir leke olarak anılacak. Bu davanın peşini bırakmayacağız. Korkmuyoruz, korkmayacağız. İnsanlık düşmanı gericiliği ve ırkçılığı, Madımak katliamına yolaçan siyasal eğilimleri bir kez daha kınıyor, yitirdiğimiz canları 18 yıl sonra aynı duygularla anıyoruz" dedi.

Grup, polisin geniş güvenlik önlemi aldığı basın açıklamasının ardından sessizce dağıldı.

13 Mart 2012 Salı

Madımak'ı bu sefer yargı yaktı

Madımak'ı bu sefer yargı yaktı

Firari sanıkların yakalanması için devletin kolunu kıpırdatmadığı Sivas katliamı davasında mahkeme kararı verdi. Sivas Davası zamanaşımından düştü! Davanın zaman aşımına uğramasını istemeyen adliye önündeki gruba polis çok sert müdahale etti. Havaya ateş açan polis, yurttaşlara gaz bombası ile müdahale






Ankara- 2 Temmuz 1993'te 37 kişinin Madımak Oteli'nde yakılmasına ilişkin süren ve ana davadan ayrılan 7 sanığın yargılandığı davanın görülmesine Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Duruşmaya CHP milletvekilleri Emine Ülker Tarhan, Muarrem İnce, İlhan Cihaner, Umut Oran, Malik Ecder Özdemir, Kamer Genç, Celal Dinçer, Sabahet Akkiray, Veli Ağbaba, Gökhan Günaydın, Sezgin Tanrıkulu, Hüseyin Aygün ve BDP milletvekili Sırrı Sakık, Sabahat Tuncel ile Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, Danıştay eski Başsavcısı ve ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan, Rutkay Aziz ile mağdur yakınları ve müdahil avukatlar katıldı. Mahkemede uyuşturucu davası görülürken sanıklar salona girdi. Bu sırada uyuşturucu davasının sanığı Sivas Davası'nı izlemeye gelenlerden rahatsız olunca mahkeme salonunda kısa süreli tartışma yaşandı. Sanık yakınları ve duruşmaya izlemeye gelenler mahkeme salonuna sığmayınca mahkeme salonunun kapısı kapatılamadı. Duruşmada, Ankara Cumhuriyet Savcısı Hakan Yüksel esas hakkındaki mütalaasını sundu. Savcı Yüksel, müdahil avukatların insanlık suçu talebine, zamanaşımının maddi ceza hukuku kurumu olmasının bir sonucu olarak yeni kanun, somut olayda failin lehine sonuç doğuruyorsa uygulanması gerektiğine dikkat çekerek, geçmişe yürüme yasağı gözetilerek uygulanmaması gerektiğinin altını çizdi. Yüksel, Sivas Davası'nda suçun, insanlığa karşı suç olarak kabul edilmesi durumunda bile sanıklar yönünden suç tarihi itibariyle lehe olan 765 sayılı TCK'nın uygulanmasının hukuki bir zorunluluk olduğunu belirterek, müdahil avukatların insanlık suçu isteminin reddedilmesini dosyanın zamanaşımından düşürülmesini talep etti. Savcı Yüksel, Erçakmak'tan yeniden DNA testinin alınması isteminin de reddini istedi.







12 Eylül vurgusu

Yüksel'in ardından müdahil Avukat Şenal Sarıhan, savunmasını yaptı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın insanlığa karşı suçlarda zaman aşımının uygulanmaması gerektiği inancıyla, 1980 yılı dönemine ilişkin işkence suçları hakkında iddianame düzenlendiğini anımsatan müdahil Avukat Şenal Sarıhan, soruşturma sırasında kendilerine ulaşan 1980 dönemine ilişkin işkence yakınmaları hakkında dava açıldığını, işkencenin insanlık suçu olduğunun kabul edildiği ve zamanaşımının uygulanamayacağı kararı verildiğini belirtti. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın insanlık suçu yorumu ile Savcı Hakan Yüksel'in zamanaşımı yorumunun birbiri ile çeliştiğini söyleyen Sarıhan, "Olayımız bütün dünyayı etkilemiş ciddi bir katliamdır. Mağdurlar felsefi ve dini inançları nedeniyle hedef alınmışlardır. Eylemde süreklilik vardır. Bütün bu nedenlerle mahkememizin zamanaşımı gerekçesiyle davayı düşürmesi özünde insanlığa karşı suçun teşviki niteliği taşıyacaktır. Oysa uluslararası sözleşmeler açıktır ve yol göstericidir" dedi. AİHM'in Konanov Litvanya Davası'na dikkat çeken Sarıhan, "Bugün mahkememizin önünde iki yol bulunmaktadır. Bu yollardan biri, beş sanık yönünden davanın zamanaşımından düşürülerek polis kayıtlarına göre 15 bin eylemcinin katılmış olduğu olayı kapatıvermektir. Böylece insanlığa karşı yeni bir suç işlenmiş olacaktır" dedi.

"Adalete davet ediyoruz"

Suçun adalet adına işlendiği izlenimi verilerek bundan, sonra bu suçu işleyecek olanlara cesaret verileceğinin altını çizen Sarıhan, diğer yolun ise insanlığa karşı suçların her koşulda yargı önünde sıraya çekileceğinin bilinmesiyle kötülüğün engelleneceğini söyledi. "Adalet erdemse, erdem haklıyı haksızı mağduru ve saldırganı doğru tartmakla ortaya çıkacaktır" diyen Sarıhan, adil yargılamanın sanığı da mağduru da etkileyeceğini kaydetti. Yakalanan ve kendilerinin bilgisi olmadan yargılanan sanıkların bulunduğunu anımsatan Sarıhan, "Sanıkların davalarının düşürülmüş olması bu sanıklar için de aynı yolun seçilmesi ile eşitliğin sağlanması değil, eşitsizliğin ve adaletin sağlanması olacaktır" diye konuştu. HSYK 1. Dairesi Başkanı İbrahim Okur'un "Sivas Davası'nda zamanaşımı görünüyor" sözlerine atıfta bulunarak, açıklamanın hukuksal olmadığı kadar bulunduğu statü nedeniyle adil yargılamayı etkileyecek konumda oluşu nedeniyle tehlikeli olduğunu belirten Sarıhan, mahkemeden Okur'un ihsası reyine karşı insan hakları belgelerinin yanında durması gerektiğini ve insan haklarına dayalı hukuka uygun bir karar vermesini istedi. Bu sırada Mahkeme Başkanı Örsdemir, "Lütfen bizim üstümüz değil" demesi üzerine Sarıkaya, "İdari olarak söylüyorum" dedi. Sarıhan, savunmasında "Vereceğiniz karar heyetiniz için örnek bir karar olacaktır. Bu kararınızla hukuk tarihi sizden söz edecektir. Yargılama adaleti tecelli ettirme işlemidir. Adalet adil bir yargılama ile sağlanır. Bu nedenle sizi adil olmaya ve hukuk tarihimize not düşmeye davet ediyoruz" ifadesini kullandı. Avukat Mehdi Bektaş ve Kazım Genç ise eylemin insanlık suçu sayılarak, zaman aşımı kapsamına girmemesi gerektiğini savundular. Avukat Süleyman Ateş de 19 yıldır adalet bekleyen mağdur aileleri adına konuştuğunu belirterek, "Benim yeğenim Seher yanarak öldü. Polis otelin önüne barikat kursa, birkaç kişinin ayağına ateş etse, bunlar olmazdı" diye konuştu. Müşteki avukatlarının beyanlarının ardından mahkeme heyeti yarım saat ara verdi. Aranın ardından mahkeme heyeti yerini almadan, dinleyicilerle heyet arasına bir sıra polis dizerek, güvenlik önlemi aldı. Daha sonra Mahkeme Başkanı Örsdemir, oy birliğiyle alınan kararı açıkladı.

Siviller insanlık suçu işlemedi

Mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki davanın ölmeleri nedeniyle ortadan kaldırılmasına, Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verdi. Kararı okuyan Mahkeme Başkanı Dündar Örsdemir, sanık Cafer Erçakmak'ın 20 Temmuz 2011'de, sanık Yılmaz Bağ'ın da 25 Aralık 2006'da öldüklerinin nüfus kayıtlarıyla da belirlendiğini belirterek, bu sanıklar hakkındaki kamu davasının ölüm nedeniyle düşürülmesine karar verildiğini açıkladı. Kararda, diğer sanıklar Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu hakkında, kesinleşmiş mahkeme ve Yargıtay kararlarına göre, 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) 146/3. maddesinde yer alan "Türkiye Cumhuriyeti Teşkilatı Esasiye Kanunu'nun tamamı veya bir kısmını tağyir ve tedbil veya ilgiya ve bu kanun ile teşekkül etmiş Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni iskata veya vazifesini yapmaktan mene cebren teşebbüs suçuna feri iştirak" suçu kapsamında değerlendirilmesi gerektiği, bu suçun 5237 sayılı Yeni TCK'nın 309 ve 39. maddelerinde düzenlendiği anımsatıldı. Suç tarihi itibariyle yürürlükte bulunan 765 sayılı TCK'da insanlığa karşı suçların düzenlenmediği, bu suçların, 1 Haziran 2005'te yürürlüğe giren 5237 sayılı TCK'nın 77. maddesinde düzenlendiği vurgulanan kararda, aynı Kanun'un 77. maddesinin son fıkrasında, "Bu suçlardan dolayı zaman aşımının işlemeyeceği" hükmüne yer verildiği kaydedildi.

"Sanıklar kamu görevlisi değil"

Kararda, 1982 Anayasası'nın 90'ncı maddesinin son hükmünde, "Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası andlaşmalar kanun hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasa'ya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesi'ne başvurulamaz. Usulüne göre yürürlüğe konulmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası andlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası andlaşma hükümleri esas alınır" hükmü anımsatıldı. Bu düzenlemenin üst norm kuralı olarak bağlayıcı olduğu belirtilen kararda, şöyle denildi:
"Her ne kadar önceki düzenlemede zaman aşımı sürelerinin geçmişe yürümeyeceği ve önceki düzenlemede düzenlenmemiş bir suçtan dolayı kanunilik ilkesi gereği sanıklar hakkında soruşturma ve kovuşturma yapılamayacağı düşünülse de Türkiye Cumhuriyeti tarafından kabul edilen ve iç norm kuralları bakımından bağlayıcı özelliği bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 2. maddesinde yer alan yaşama hakkına yönelik kararlarında, 'yaşama hakkını ihlal ettiği iddia olunan, işkence ve kötü muamele iddialarıyla suçlanan kamu görevlilerinin af ve zaman aşımından faydalandırılmaması' gerektiği yünündeki hükümleri nazara alındığında, sanıkların kamu görevlisi değil, sivil oldukları, ayrıca olayın asli maddi faili değil feri şerik olarak yargılandıkları, 765 sayılı TCK'nın 146/3. maddesinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı hapis cezasının 5 yıldan 15 yıla kadar ağır hapis olduğu, lehe olan 765 sayılı TCK'nın 102/3, 104/2 maddeleri gereği 15 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresi 2 Temmuz 2008'de dolduğundan sanıklar hakkında açılan kamu davasının 765 sayılı TCK'nın 102/3 ve 104/2 maddesi gereği ortadan kaldırılması hükmünü doğurmak üzere CMK'nın 223/8. maddesi gereği ayrı ayrı düşürülmesine oy birliğiyle karar verildi.'

Yaşasın adalet

Salonda bulunan bazı dinleyicilerin kararı alkışlı protestosu ve "Yaşasın Adalet" diye bağırması üzerine Örsdemir, "Alkışlanacak bir şey yapmadık. Görevimizi yaptık" dedi. Kalabalık nedeniyle salona girişte izdiham yaşanırken, bazı izleyiciler dışarıda kaldı.
Duruşmanın başında cep telefonuyla bir dinleyicinin salonun fotoğrafını çekmesi üzerine, mahkeme başkanı Örsdemir, polise telefondaki fotoğrafı sildirdi. Örsdemir, "Lütfen cep telefonlarınızı kapatın. Zaten Twitter denen bir şey çıkmış. Yasalara göre duruşma salonunda kayıt alınamaz. Kanun hükmü açık. İşlem mi yapayım? Bende reklam yapmak isterim ama ama kanun açık" diyerek, uyarıda bulundu. Bunun üzerine duruşmayı izlemeye gelenlerden birisinin "Baskı yapmayın" demesi üzerine Örsdemir, "ortamı germeyin" dedi.


Adliye önünde eylem
Bazı Alevi dernekleri, siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ile sendika ve konfederasyonların üyelerinden oluşan gruptakiler çeşitli döviz ve pankartlar açarak, ''Zaman aşımına hayır adalet istiyoruz'', ''Sivas'ın ışığı sönmeyecek'' sloganları attı.
DİSK Genel-İş Sendikasına ait ses yayın aracından Sivas olaylarında hayatını kaybedenlerin isimleri okundu. Okunan her isimin ardından gruptakiler ''Burada'' karşılığını verdi. Davayı izlemek üzere bazı CHP'li milletvekilleri de adliyeye geldi.
Ankara Adliyesi'ne gelen CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, CHP'li Muharrem İnce ve CHP'li vekil Umut Oran da duruşmayı izlemek üzere salona girdi.

Polisten sert müdahale
Davanın zaman aşımına uğramasını istemeyen adliye önündeki gruba polis çok sert müdahale etti. Havaya ateş açan polis, yurttaşlara gaz bombası ile müdahale etti. Polis alanı gaz bombasıyla abluka altına aldı.
Adliye önünde avukatların karara ilişkin açıklamasının ardından, grubun bir bölümü yürüyüş yapmak istedi. Atatürk Bulvarı'nı trafiğe kapatan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkevleri ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyelerinin de aralarında bulunduğu gruptakilere polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti.
Olaylar sırasında Milliyet Gazetesi foto muhabiri Serdar Özsoy da başına gaz fişeği isabet etmesi sonucu yaralanarak, arkadaşları tarafından Numune Hastanesine kaldırıldı. Polisin gaz müdahalesi sonrasında gazdan etkilenen çok sayıda kişi adliyenin alt kısmanda bulunan kantine kaçtı. Polis ve göstericiler gazın etkisinden kurtulmak ve yüzlerini yıkamak için 125 adet pet şişe suyu kullandıklarına dair tutanak tutuldu.
CHP milletvekili Hüseyin Aygün'de yoğun biber gazına maruz kaldı. Aygün yaşananları Twitter hesabından 'Şu an gaz bombası altındayız, çocuk ve kadınlar var' mesajıyla anlattı.

Sivas davası düştü....insalık düştü...vijdanlar düştü.

Sivas davası düştü

5 sanığın yargılandığı dava zamanaşımından düştü. Bazı mağdur yakınları baygınlık geçirdi, adliye önünde büyük tepki var, toplanan kalabalık sloganlar atarken polis de havaya ateş açtı ve gaz bombasıyla müdahale etti

AA / DHA



Sivas davası düştü Sivas'ta, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nin yakılmasına ilişkin davanın, 2 sanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi.

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması, ikisi eylemci, biri otel çalışanı 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin davada mahkeme bugün zaman aşımı bakımından tarihi bir karar verdi. Mahkeme, davanın zaman aşımından düşmesine karar verdi.

Sivas'ta, 2 Temmuz 1993'te Madımak Oteli'nin yakılması ve 37 kişinin ölümüne ilişkin ana davadan dosyaları ayrılan 7 sanık hakkındaki davanın, 2 sanık yönünden ölmeleri, 5 sanık yönünden ise zaman aşımı nedeniyle düşürülmesine karar verildi.

Sivas davasını protesto edenlere sert müdahale
Foto galeri için tıklayın


Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'ndeki duruşmada, avukatların son beyanlarının dinlenmesinin ardından karar açıklandı.

Mahkeme, sanıklar Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ'ın ölmeleri; Şevket Erdoğan, Köksal Koçak, İhsan Çakmak, Hakan Karaca ve Necmi Karaömeroğlu yönünden ise zaman aşımı nedeniyle kamu davasının düşürülmesine karar verdi.

Hakim Dündar Örsdemir kararında 'İnsanlık suçunda zaman aşımı olmaz ancak bu suçu işleyenler kamu görevlisi değil sivil oldukları için davanın düşmesine karar verildi' dedi.

Avukat Şenal Sarıhan, mahkemenin kararını temyize götüreceklerini açıkladı.

POLİSTEN SERT MÜDAHALE

Polisten protestoculara sert müdahale
video için tıklayın


Sivas olaylarına ilişkin 7 sanık hakkındaki davanın zaman aşımından düşürülmesine tepki gösteren ve Ankara Adliyesi önünden yürüyüş yapmak isteyen gruba, polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale etti.

Adliye önünde avukatların karara ilişkin açıklamasının ardından, grubun bir bölümü yürüyüş yapmak istedi. Atatürk Bulvarı’nı trafiğe kapatan Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), Halkevleri ve Türkiye Komünist Partisi (TKP) üyelerinin de aralarında bulunduğu gruptakiler, ellerindeki taş ve sopaları polise fırlatmaya başladı. Bunun üzerine polis, biber gazı ve tazyikli suyla gruba müdahale etti. Kırdıkları kaldırım taşlarıyla polise karşılık veren gruptakiler, Adliye Sarayı önündeki otobüs duraklarına da zarar verdi.

Olaylar sırasında Milliyet Gazetesi foto muhabiri Serdar Özsoy da başına taş isabet etmesi sonucu yaralanarak, arkadaşları tarafından hastaneye kaldırıldı.



Polis ile göstericiler arasındaki arbede sürüyor.

HASRET GÜLTEKİN'İN EŞİNDEN SERT TEPKİ

Yol tv’ye konuşan Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin sert müdahaleyi değerlendirdi. Biber gazının etkisi hala süren Gültekin, eline aldığı biber gazını göstererek konuşmasını sürdürdü:

“İzleyicilerimiz biliyorlar ki, yıllardır bu dava bu koşullarda sürüyor. Şimdi bu ülkenin tüm insanlarının vergileriyle alınan o yakıcı gaz mühimmatları, gaz bombaları güvenliğe teslim edilmelidir. Devletin bombasını elimde tutuyorum. Biz öldürüldük, yakıldık hak arıyoruz. Öldürenleri masummuş gibi aklamaya çalışanlar bugün de Adliye Sarayı’nda aklamaya çalıştılar, başardılar. Gözü gören, kulağı işiten, vicdanı körelmemiş insanlar için bu dava burada bitmeyecek. Yalnız, biz günlerdir açıklamalar yapıyoruz. Türkiye 19. yılında bir şans yakalamıştır. 19 yıldır süren yanlış hukuk sürecini bir kez daha kaçırmıştır Türkiye. Dersim için özür dileyenler demokrasi zihniyetine ‘yetmez ama evet’ diyenler evlatlarını yitiren anaların yanına gidenler; bugün yaşananlar bunun belgesidir. Yeni katliamlarını hazırlayanlar silahlarını devletten açtıkları güçle bileyeceklerdir” dedi.

'BU KARARI BEKLİYORDUM AMA YERİMDEN KALKAMIYORUM'

Madımak Oteli'nde hayatını kaybeden şair Metin Altıok'un kızı Zeynep Altıok Akatlı, davanın zaman aşımına uğramasını Twitter'dan şu sözlerle değerlendirdi:
'Karar; kamu görevlisi olmadıklari için zaman aşımı çıktı. Dava düştü. Katiller serbest!
Bu kararı bekliyordum ama yerimden kalkamıyorum. Ölen sanığın zaman aşımı sürecek ölmeseydi kurtulamayacaktı. Bu bize sunulan bal oldu.
Dinlerken umutlandık. İkinci karar da olumlu sandık ve çakıldık yerimize, yıkıldık. Sessiz ve vakur boşaldı salon. Yakıştığı gibi...'

Binlerce vatandaş da davayı izlemek üzere Ankara Adliyesi'nin önünde toplanmıştı. Gelenler arasında AGOS Gazetesi'nin önünde vurulan Hrant Dink'in eşi Rakel Dink de vardı.

AVUKATTAN AÇIKLAMA

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Sivas olayları davasının zaman aşımından düşmesi kararına ilişkin, ”Kararı yargının yüz karası olarak nitelendiriyoruz ve kınıyoruz” dedi.

Kararın ardından adliye çıkışında bazı milletvekilleri ile olaylarda hayatlarını kaybedenlerin yakınları karara tepki gösterdi.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Tanrıkulu, mahkeme kararını bu şekliyle kabul etmediklerini ifade etti. Yasama organının bu olaya zamanında el koyması gerektiğini savunun Tanrıkulu, kararı yargının yüz karası olarak nitelendirdiklerini ve kınadıklarını belirtti.

CHP Denizli milletvekili İlhan Cihaner, kararı hukuk dışı olarak nitelendirdi.

BDP Genel Başkan Yardımcısı Gültan Kışanak, kararla yüreklerdeki yaraların kapanmadığını belirtti. ”Birileri bu davayı kapatmış olabilir, ama demokrasiye sahip çıkanlar bu davayı sonuna kadar sürdürecek” diyen Kışanak, davayla ilgili süreçte adaletin adım adım katledildiğini savundu.

Ölenlerin yakınlarının avukatlarından Şenal Sarıhan da olayın mahkeme tarafından insanlığa karşı işlenmiş suç olarak kabul edilmesini önemli bir adım olarak nitelendirdi.

Zaman aşımıyla ilgili kararı ise olumsuz olarak değerlendiren Sarıhan, ”Sözleşme, insanlığa karşı işlenmiş suça hangi sıfatla katılınırsa katılsın, hatta eylem gerçekleşmemiş bile olsa bunu suç olarak kabul eder ve zaman aşımından yararlandırmaz. Biz temyiz edeceğiz. Yargıtay umarım bu olumlu adıma daha sağlam bir adımla katkı sunacak” dedi.

SİVAS’TA, ’ZAMANAŞIMI’ KARARINA TEPKİ

SİVAS’ta 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nin yakılması, 2’si gösterici, 2’si otel çalışanı, 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin davanın zaman aşımı nedeniyle düşürülmesi, Sivas’ta tepkilere neden oldu. CHP ve Cem Vakfı Sivas Şubesi, kararı ’yanlış’ ve ’yüz karası’ olarak nitelendirdi. Kentte herhangi bir gerginlik yaşanmaması için eski Madımak Oteli binası önündeki polis tedbirleri de artırıldı.

Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te Pir Suldan Abdal Kültür Etkinlikleri için kente gelenlerin konakladığı Madımak Oteli’nin ateşe verilmesi sonucu meydana gelen, 33 aydın, sanatçı ve yazar, 2 otel görevlisi ile 2 gösterici olmak üzere toplam 37 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara ilişkin davada firari sanıklar ile ilgli 15 yıllık zamanaşımı talebinin mahkemece kabul edilmesi kentte tepki çekti. Sivas’tan davayı takip eden bazı parti, Alevi dernekleri ve sivil toplum örgütleri de kararı hem üzüntü, hem de tepkiyle karşıladı.

CHP, ’YARGININ YÜZ KARASI’

CHP Sivas İl Başkanı Cahit Korkut, Sivas zamanaşımının düşmesini adalet ve bağımsız yargının yüz karası olarak nitelendiriyoruz. Bunun uluslararası sözleşmelere aykırı olduğunu düşünüyoruz. Bu kararı verenleri kınıyoruz. Uluslararası sözleşmelerde insanlara karşı işlenen suçlarda suç işlenmemiş dahi olsa suça katılmak ve teşebbüste bulunmak bile suç sayılır ve zaman aşımından yararlandırılmaz deniyor. Bu nedenle davanın avukatları gerekli hukuki başvuruları yapacaktır. Bu kararı verenleri, adaleti ve yargıyı bu denli ayaklar altına alanları tekrar kınıyorum. Yargının bağımsız olmasından yanayız. Adalet er veya geç yerine gelecektir. 2 Temmuz 1993’te hayatını kaybeden aydınlarımızı bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyoruz" dedi.

CEM VAKFI: "KONUYA HASSAS YAKLAŞILMADI"

CEM Vakfı Sivas Şubesi Başkanı Ali Akyıldız ise bu davanın, insanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında değerlendirilmesini beklediklerini ifade ederek, "Çünkü buradaki insanlar yanarak öldüler. Bu nedenle, davaya daha hassas yaklaşılmasını bekliyorduk. Maalesef öyle olmadı. Davanın sonucu bizi çok üzdü. Bu davada biz Sivaslılar’ın suçlu gösterilmesine hep karşı çıktık. Biz konuya bu şekilde duyarlı yaklaşırken, davanın böyle sonuçlanması ve duyarlılık gösterilmemesi bizi derinden üzdü. Bu işin üst mahkemesi var. Her şey tam olarak bitmiş değil. Gereken mücadeleyi göstereceğiz" diye konuştu.

’MAĞDURLAR YARGILANIYOR’

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sivas Temsilcisi Hidayet Yıldırım da "Katilleri yakalayamayan devlet, mağdurları yargılıyor. Oraya çelenk bırakan, anma programı düzenleyenler hakkında dava açan devlet zamanaşımına uğratıp katilleri korudu. Orada 35 canımızı kaybettik. Bu kararla katiller ellerini kollarını sallayarak aramızda dolaşacak. Ancak biz mücadelemizden vazgeçmeyeceğiz ve konuyu üst mahkemeye taşıyacağız. Davamızdan yılmayacağız. Ne oranın utanç müzesi olmasından, ne de bu davadan vazgeçmeyeceğiz" dedi.

BİNA ÖNÜNDE POLİS ÖNLEMİ

Sivas Olayları Davası ile ilgili kararın açıklanacağı gün sabah saatlerinden itibaren Bilim ve Kültür Merkezi olarak düzenlenen eski Madımak Oteli önündeki önlemler de artırıldı. Düzenli olarak polis ekibinin görev yaptığı eski otel binası önünde sivil ekipler de konuşlandırılarak her hangi bir gerginlik yaşanmaması için tedbir alındı. Kentte 3 gün önce Türkiye Gençlik Birliği üyesi bir grup genç, binanın duvarına ’ ’İnsanlık suçunun zaman aşımı olmaz’ yazılı afiş yapıştırmıştı. Benzer bir olayın yaşanmaması için dikkatli davranıldığı görüldü.

CHP’Lİ GENÇLERDEN MADIMAK EYLEMİ

CUMHURİYET Halk Partisi (CHP) Balıkesir İl Gençlik Kolları üyeleri, basın açıklaması ile Sivas Davası’nın zaman aşımı nedeniyle düşmesini protesto etti.

Yeşilli Meydanı’ndaki basın açıklamasına, CHP Balıkesir İl ve Merkez İlçe Teşkilatları’nın yöneticileri ile partililerinde aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişi de destek verdi. Gençler, ’Madımak ateş, CHP isyan’ yazılı pankartla Sivas’ta yaşamını yitiren aydınların fotoğraflarını taşıdı. Gençler, ’Gün gelecek, devran dönecek, hakimler halka hesap verecek’, ’Katiller dışarıda, adalet nerede?’, ’Gençlik gelecek, gelecek CHP’ sloganları attı.

’TOPLUM VİCDANINDA MAHKUM OLDULAR’

CHP Balıkesir Gençlik İl Geçlik Kolları adına konuşan Ercan Ozan Çiftçi, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Pir Sultan Kültür etkinliklerine katılan 35 aydın, sanatçı, yazar, kadın, genç her şeyden önce insanın Madımak Oteli’nde yakılarak katledildiğini hatırlattı. ;Çiftçi, ;"Sivas katliamı bugün hala toplumun vicdanında kanayan bir yara olarak duruyor. 18 yıldan beri yargılamaları süren ve bir türlü cezaları kesinleştirilemeyen katliam sorumlularının zaman aşımı sebebiyle serbest kalmaları kabul edilemez bir durumdur. Toplum vicdanında mahkum olanlar zaman aşımından da olsa ellerindeki kanlardan hiç bir zaman kurtulamayacak. Adaletin ve tarihin karanlık sayfalarında kara bir leke olarak anılacak. Bu davanın peşini bırakmayacağız. Korkmuyoruz, korkmayacağız. İnsanlık düşmanı gericiliği ve ırkçılığı, Madımak katliamına yolaçan siyasal eğilimleri bir kez daha kınıyor, yitirdiğimiz canları 18 yıl sonra aynı duygularla anıyoruz" dedi.

Grup, polisin geniş güvenlik önlemi aldığı basın açıklamasının ardından sessizce dağıldı.

12 Mart 2012 Pazartesi

Alevi-Kızılbaş-Bektaşilik’in çeşitleri ve yerel isimleri

Alevi-Kızılbaş-Bektaşilik’in çeşitleri ve yerel isimleri
ALEVÎLER, Türkiye ve bazı komşu ülkelerde Alevi isminin yanında yöresel olarak çeşitli isimlerle isimlendirilirler. Ayrıca kendi aralarında bazı gruplara ayrılırlar.
Alevi-Kızılbaş-Bektaşilik’in çeşitleri ve yerel isimleri

1. Abdallar (Abtallar): Abdallar Anadolu’da Afyon Dinar, Amasya, Çorum Mecitözü, Denizli, Kırşehir, Konya, Samsun Havza ve Sivas illerinde yaşarlar.
 
2. Akdeniz Alevileri: Nusayrilerin kendilerinin adlandırılmasını istedikleri isimdir.
 
3. Akyazılı: Bulgaristan’daki Kızılbaşlara mahalli olarak verilen bir isimdir.
 
4. Alawi: Arap Aleviler olan Nusayrlerin kendilerini adlandırdıkları isimdir.
 
5. Ali İlahiler. P. Anastas, Kuzey Irak’ta Şabaklar ve Kakaîler’den başka, üçüncü ve gizli bir fırka olan Bacora isimli bir gruptan daha bahseder. Bunlar da Kürt asıllı olup, kendilerine Ali’llahi derler. Ayrıca Melikoff da İran’ın kuzey bölgelerinde yaşayan Ali’llahiler olduğunu söylemektedir. Bunlar Kızılbaş olarak bilinirler ve “Goren” ya da “Karapapak” isimleri ile de tanınırlar. Bu topluluk Hz. Ali’nin ilahlığına inanır.
 
6. Ali Koçlular. Ali Koçlular, Seyit Ali Sultan’ın soyundan geldiğine inanılan ve Bulgaristan’da yaşayan guruptur.
 
7. Amucalar: Osmanlı Arşivi kayıtlarında kabilenin adı Ammiler, Emmiler, Amuga, Amuca ve Amuca Oğulları olarak yer almaktadır. Bulgaristan’da 26 köy, Türkiye’de ise 42 köy olmak üzere, toplam 68 adet köy Amuca’dır. Romanya ve Yunanistan’daki köy sayısı belli değildir.
 
8. Arapkirli: Türkmen Alevîlerin kendilerine verdikleri bölgesel isimdir.
 
9. Arap Uşağı: Arap Alevîler olan Nusayrîlere Adana’da verilen isimdir.
 
10. Aşiret: Tokat Zile ve çevresinde, Sıraçlar’a verilen isimdir. Sıraçlar’ın bir kısmı, Sıraç isminin Sünnîler tarafından aşağılayıcı anlamda kullanıldığını iddia ederek, kendilerine “aşiret” denilmesini isterler.
 
11. Ateşbagî: İran’da Ehl-i Hak olarak bilinen Alevîlerin 40 köyden meydana gelen bir koludur. Etnik köken olarak genellikle Kürttürler.
 
12. Aydınlılar: Ege Bölgesi’nde Tahtacıların iki kola ayrılan grubundan birisine yöresel olarak verilen isimdir.
 
13. Baba Yadigarı: İran’da Ehl-i Hak olarak bilinen ve bir kısım Alevîler için kullanılan yöresel bir deyimdir.
 
14. Bacvanlar: Musul’un kuzeyinde ve Khosar’da yaşayan Alevî topluluğudur. Zohab ve Luristan’da da kolları vardır. Kürtçe, Türkçe, Arapça ve Farsça karşımı bir dille konuşurlar.
 
15. Bedreddinîler: Bedreddinîler, Amucalar içinde bir koldur. Bedreddinîler’in dinî kıyafetlerinde “şemle” isimli bir başlıkları bulunur. Bunu “Peygamber’in hırkasından bir parça, kırk parçasından biri bizde” derler.
 
16. Beydililer: Abdalların yöresel olarak kendilerini adlandırdıkları isimdir.
 
17. Bektaşîler: Anadolu’da genellikle şehirde yaşayan ve bir tarikat yapısı içinde hareket eden Alevîlere verilen isimdir.
 
18. Caferîler: Caferîlik; Onikincilik, İsna-Aşeriyye, İmamiyye veya İmamilik olarak adlandırıldığı da olur. Şiîliğin çoğunluk mezhebidir. Günümüzde İran İslam Cumhuriyeti'nin resmi mezhebidir. İsmailîlik ve Zeydilik ile birlikte Şiî meşrebinin fıkhî mezheplerinden biri sayılmaktadır.
 
19. Carcar: Abdallara yöresel olarak verilen isimdir.
 
20. Cehelten (Çiğilten): İran Azerbaycan’ında yani Güney Azerbaycan’da, Tebriz Bölgesi’nde yaşayan Alevî topluluğuna verilen isimdir. Bunlara Kırklar da denir.
 
21. Çarek: Kürt Alevîler olan Zazalara,   Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzincan, Tunceli ve Sivas Bölgelerinde verilen isimdir.
 
22. Çarşambalı: Alevîlere yöresel olarak verilen bir isimdir.
 
23. Çaylaklar: Ege Bölgesi’nde Tahtacıların iki kola ayrılan grubundan birisine yöresel olarak verilen isimdir.
 
24. Çepniler: Çepniler Anadolu’nun bir Türk yurdu haline gelmesinden en önemli vazifeyi yerine getirmiş bir Oğuz boyudur.
 
25. Deliorman Kızılbaşları: Bulgaristan, Yunanistan ve Trakya’da yaşayan Amucalara Bulgaristan’da verilen yöresel isimdir.
 
26. Dimilî: Kürt Alevîler olan Zazalar’a,   Doğu Anadolu Bölgesi’nde Erzincan, Kiğı ve Motki Bölgeleri hariç, diğer bölgelerde verilen isimdir. Ayrıca konuştukları lehçe olan Zazacaya da Dimilî denir.
 
27. Ehl-i Hakklar: İslamiyet'in Şiîliğe yakın ve Gnostisizm, Mani, Zerdüştçülük, Hinduizm, Yahudilik, Hristiyanlık ve İslamiyet öğretilerini içeren eklektik bir koludur. İran’da Garagoyunlu (Karakyonlu), Goren (Gören/Cören) ve Tork-i Siyah olarak da bilinirler.
 
28. Elçiler: Alevîlere yöresel olarak verilen bir isimdir.
 
29. Fakçılar: Abdalların yöresel olarak kendilerini adlandırdıkları isimdir.
 
30. Gavum (Kavim): Ordu Yöresi’nde Türkmen Alevîleri olan Nalcıların kendilerine yöresel olarak verdikleri isimdir.
 
31. Gawanda: Abdallara Kürtlerin verdiği yöresel ismidir.
 
32. Gorenler: İran’ın Tebriz Bölgesi’nde yaşayan Alevî Karakoyunlu ile Karapapak Türklerine verilen isimdir.
 
33. Gülşenîler: Bulgaristan’daki Bektaşîler; Amucalar, Ali Koçlular, Bedreddinîler ve Kızıldeliler olmak üzere dört grupta toplanır. Ali Koçlu ve Bedreddinîlere halk Gülşenî demektedir.
 
34. Hubyarlar: Tokat çevresinde, Sıraçlara verilen isimdir. Sıraçların bir kısmı, Sıraç isminin Sünnîler tarafından aşağılayıcı anlamda kullanıldığını iddia ederek, kendilerine “aşiret” denilmesini isterler.
 
35. İsmailîler: İsmailîlik, Şiîlik'te Cafer-i Sadık öldüğünde yedinci İmam olarak Musa ibn Cafer el Kâzım'ın yerine, Cafer-i Sadık'tan önce ölmüş olan İsmail ibn Cafer'i kabul eden mezheptir.
 
36. Kakaîler: Kendilerini Kürt Şarliler boyundan sayan Kakaîler, Büyük Zap Irmağı'nın aşağı mecrasında; Musul vilayeti’nde Tell-Laban, Basatliya, Kabarli, Harab el-Sultana köylerinde ve Aşair-i Sab'a idari bölgesinde otururlar.
 
37. Karakoyunlular (Garagoyunlular): İran’ın Türkiye sınırına yakın bölgeleri olan Maku, Hoy ve Urmiye bölgeleriden yaşayan Alevîlerin Karakoyunlu Aşiretinden olanlarına verilen isimdir. Aynı bölgede yaşayan Akkoyunlular ise Alevî değil, Şiîdirler. Ehl-i Hakk ve Tork-i Siyah olarak da bilinirler. Bunlara Goren de denirse de, kendilerine böyle denmesinden hoşlanmazlar.
 
38.Karmatîler: Karmatîlik, Şiîlik İsmailîlik mezhebinin Fatımiler'in imamlığını kabul etmeyen koludur.
 
39. Kırklar: İran Azerbaycan’ında yani Güney Azerbaycan’da Tebriz çevresinde yaşayan Alevî topluluğuna verilen isimdir. Bunlara Cehelten de denir.
 
40. Kızılbaşlar: Günümüzde Alevî ile aynı anlamda kullanılmaktadır.
 
41. Kızıldeliler: Trakya’da 56 köy, Yunanistan’da 35 köyleri vardır. Bunların erkânları Ali Koçlular ile aynıdır. Kızıldeli Erkânı’ndaki Bektaşîler, Alevîler gibi mürşitlerine dede derler. 12 posta oturana da post babası adı verilir.
 
42. Nakşi Bektaşîler: Trakya’da ki bütün tarikatlarda olduğu gibi, Nakşibendi Bektaşîleri’nde de kadının rızalığı şarttır. Nakşi Bektaşîleri’nde muhabbet sırasında ilk nefesi Bacıana okur. Bazen bazı Bektaşî babaları “Kadınların yükleri çok ağır. Geleni gideni ağırlıyorlar. Esasında babalığın büyük yükünü kadınlar yapıyor” diye şaka yapmaktadır.
 
43. Nalcılar: Karadeniz Bölgesi’nde yaşarlar. Özellikle Bayburt, Giresun, Gümüşhane’nin Kürtün ilçesi, Ordu’nun Ünye ve Fatsa ilçeleri, Samsun, Trabzon, Zonguldak’ın Ereğli ilçesi bölgelerinde bulunurlar.
 
44. Nusayrîler: Nusayrîler Suriye'nin Lazkiye, Banyas illeri ile, Hatay, Adana ve Mersin'de yerleşmiş, Alevî inancında olan Araplardan meydana gelmiş bir gruptur. Suriye yönetimindeki Esadların da mensubu olduğu Nusayrîler, Suriye'de sayıca azınlık (Suriye'nin toplam nüfusunun yüzde14'ü) olmalarına rağmen iktidardadırlar.
 
45. Otman Babalılar: Trakya’da Kırklareli’nin Alevî-Bektaşî köylerinde Otman Babalı olarak tanınan topluluklar mevcuttur.
 
46.Poşalar: Adana, Ankara, Çankırı, Denizli, Gaziantep, Kocaeli, Sivas ve Tokat’ta yaşayan Alevî Çingenelere verilen bölgesel isimdir. Mesela Poşalar Sivas bölgesinde davul-zurna çalarak geçimlerini temin etmektedirler. Hatta Poşalar arasında “Oğlum; adam olmak istiyorsan davul-zurna, adam olmaya niyetin yoksa mektep orada” lafı ünlüdür.
 
47. Rafızîler: Rafizilik bir İslam mezhebidir. Rafizilik, Şia Mezhebi'nin 21 kolundan birisidir. Sözlük anlamı olarak Rafizi kelimesi "terk eden, ayrılan, bırakan kimse" manalarına gelir. Rafizilerin en önemli özelliği, Birinci Halife Ebubekir ve İkinci Halife Ömer'i sevmemeleridir.
 
48. Sarliler (Sarılılar)
 
Kuzey Irak’ta yaşayan Kakaîlerin talibi olan bir topluluktur. Büyük Zap ırmağının, Hezil ırmağı ile birleştiği yerde toplam yedi adet köyde yaşarlar. Bu köyler Süfoye, Metret (bu isimde iki köy vardır), Tel el-Liben, Gezeken, Verdek ve Kargaşa’dır.
 
49. Sır Talipleri: İran’daki Alevîlerin bir kesimi için yöresel olarak kullanılan bir isimdir.
 
50. Sıraçlar: Sıraçlar, Tokat merkez olmak üzere, Sivas, Yozgat, Çorum ve Amasya’da yayılmış durumdadırlar. Anadolu’da en yaygın oldukları yer, 18 köyü olan Tokat’ın Zile ilçesidir.
 
51. Sırtı Sarılar: Genellikle İç Anadolu’da, özellikle Çorum civarındaki Alevîler için kullanılan bir deyimdir.
 
52. Surh Serler: Anadolu’da özellikle İran’da Alevîlere verilen mahalli isimlerden birisidir. Surh Farsçada “kırmızı”, ser ise “baş” demektir. Yani Farsça surh ser, “Kızılbaş” demektir.
 
53. Şabaklar (Şebekler): Bruinessen’e göre Şabaklar, Irak’ta Dicle ve Büyük Zap Nehirleri arasında kalan alanda ve Musul’un doğusunda birkaç düzine köyde hayatlarını sürdürmektedirler.
 
54. Tahtacılar: Tahtacılar Anadolu’da İzmir, Aydın, Manisa, Muğla, Denizli, Burdur, Isparta, Antalya, İçel, Adana, Kahramanmaraş, Gaziantep ve Toroslar’da yaşarlar. Doğu Anadolu gibi bazı yerlerde başka isimlerle anılırlar. Türkmen, Çepni, Çaylak, Aydınlı, Ağaçeri ve Karaya isimleri, Tahtacılara verilen bazı isimlerdir. Her Türkmen Tahtacı değildir ama her Tahtacı muhakkak Alevîdir.
 
Tahtacılarda kadınla erkek aynı statüdedir. Toplumda saygın bir yeri vardır. Erkek kadının muhafızı ve gardiyanı değildir. Tahtacılardaki bir atasözü bunu gayet güzel ifade etmektedir: “Kadını er değil, ar korur.” Bu ilke, kadına duyulan saygı ile birlikte, kadının toplumdaki saygın yerini de belirlemektedir.
 
Tahtacılardaki yedi farz:
 
Musahip edinmek…
Mürebbiye düşmek…
Rehber sahibi olmak…
Mürşide inanmak ve bağlanmak…
Aşina bulmak…
Peşine olmak…
Çiğildeş olma...
 
55. Talibîlar: Anadolu’da Alevîlere verilen mahalli isimlerden birisidir.
 
56. Tatlar: Bir kısmı Azerbaycan’da bir kısmı güney Anadolu’da yaşayan Alevi topluluğudur. Antalya’da bu ismi soyadı olarak kullanan Aleviler bulunmaktadır.
 
57. Teberler: Abdalların yöresel olarak kendilerini adlandırdıkları isimdir.
 
58. Tencililer: Abdalların yöresel olarak kendilerini adlandırdıkları isimdir.
 
59. Tork-i Siyahlar. İran’da Ehl-i Hakk, Goren veya Garagoyunlu (Karakoyunlu) olarak bilinen Alevî topluluğunun başka bir isimidir.
 
60. Türkmenler: Ege Bölgesi’nde Tahtacıların kendilerini yöresel olarak adlandırdıkları isimdir.
 
61. Vefaîler: Türklerin şaman (kam) inançları ve yaşam tarzı ile İslam’ın, özellikle de Hz. Ali’nin siyasi ve dini kişilik yorumlarının bütünleştiği Vefaîlik, özellikle Selçuklu sonrası dönem Türkmenler arasında çok etkili olmuştur. Bu tarikatın görüşlerini Baba İlyas Horasanî’nin Anadolu’ya taşıdığı bilinmektedir. Vefaîlik, günümüzde Alevîlik olarak tanımlanan Türk-Halk İslam anlayışının da temel taşlarından birini meydana getirmektedir. Alevî dedelerinin elinde bulunan icazetnamelerin bazısı Ebu’l-Vefa’ya kadar dayanmaktadır. Çok daha ilginci ise, hem Osmanlı, hem de Safevi İslam anlayışının Vefai kökenden beslenmesidir. Bir farkla ki, Osmanlılar Ebu’l Vefa, Baba İlyas, Hacı Bektaş silsilesinden gelen Bektaşîlik çevrelerine daha yakın iken; Safeviler, Horasan çevresi, Vefaîlik ve Babailik çevrelerine yakın olmuşlardır. Buna rağmen Hacı Bektaş Veli, Osmanlılar kadar Safevilerde de sevilen ve saygı duyulan biri olmuştur. Bunu bizzat Şah İsmail’in şiirleri de kanıtlar.
 
62. Yörükler: Andrews’a göre Alevî Yörükler Afyon, Emirdağ, Bilecik ve Bozüyük’te yedi bölgede yaşamaktadırlar. Fakat Yozgat merkez ile Tarsus’ta bazı bölgelere yayıldıkları da ifade edilmektedir. Konuştukları dil Türkçe ve Anadolu lehçeleridir. İnanışları Alevî Müslümanlık olarak belirtilmiştir.
 
Grup kimliklerinin ayrımında din, aşiret yapısı ve meslek sıralaması şeklinde bir derecelendirme mevcuttur. Andrews’a göre, Koşay 1930’larda aldığı notlara bakarak, Manisa Alaşehir’e bağlı Sazdere, Bahadır ve Kozluca köyleri ile Manisa Sarıgöl’ün Alemşahlı köylerinin Tahtacı ve Çepni değil, Alevî Yörük olduğunu iddia eder.
 
63. Zazalar: Çoğunlukla Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde yaşayan, Kırmançi (Kurmanca)’dan farklı Kürtçe konuşan ama Türk kökenli olduklarına inanılan Alevî topluluğuna Zaza denir. En yoğun oldukları vilayetler Adıyaman, Bingöl, Elazığ ve Malatya’dır.